Zeytin ve Zeytinyağı Mitleri IV - Antik Yunan Dönem Mitleri I - Athena
- Uğur Saraçoğlu

- 26 Mar
- 13 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 Nis

Bilge bakire Athena korkutucu sert bakışlarıyla ayakta tasvir edilmiş, ana tanrıça tarafı yok, savaşçı kimliği özellikle öne çıkarılmış; sol elinde mızrağı, başında gümüş miğferi ve altından yapılmış yılana gönderme yapan pullu göğüslük ile betimlenmiş. Göğüslüğün merkezinde Gorgon yüzü var; yok edilmiş kadim ana tanrıça imgelemi. Sanat tarihçileri "dil çıkaran Gorgon" çizimini sanatçının geleneğe/akedemiye kafa tutması olarak yorumluyorlar. Sol avucunun içinde dişiliği vurgulanmış ama kanatsız küçük ve çıplak zafer Tanrıçası Nike; "zafer Athena'nındır, o zaferin sahibi olan iktidardır". Çıplak Nike'ın sol elinde ışıldayan bir ayna var. Sanatcı çıplak hakikate (Nude Varitas) gönderme yapmış. Arka planda siyah figür bir antik Yunan vazosundan kopyalanmış "Herakles'in Tritonla Güreşi" sahnesi ve bir baykuş mevcut. baykuş Athena'nın atribüsü. Arka plandaki bu sahne Yunan antik dünyasında var olan kara gücü ile deniz gücünün rekabetini anlatıyor. Eserde Athena deyince akla gelen zeytin ve zeytinyağına dair hiçbir unsur yoktur. Sanatcı bunu bilerek yapmış gibi görünüyor.
Klasik Yunan İdeolojisinin Erkeksi Tanrıçası
Antik Yunan dönemi insanı, özellikle de Atinalılar zeytin ağacının tanrıça Athena tarafından yaratıldığına inanıyordu.
Halkların zihninde uygarlığın yaratıcısıydı, sanata ve bilgeliğe hükmederdi, tanrısal zekanın, doğru ve haklı savaşın olduğu kadar strateji ve barış kavramlarının yaratıcısıydı.
Bu erkeksi tanrıça kendinden önce aynı topraklar üzerinde yaşamış halklarda var olan ana tanrıça imgeleminin ulaştığı son biçimdir. Tanrıçanın zanaatkarlık, dokuma, evin düzeni, toprağın koruyucusu gibi daha dişi ve yerleşik yaşam kültürü ile bağlantılı yönleri ise kadim yerel inanç kalıntıları olarak varolmaya devam ediyordu.
Mitlerde birden fazla isimle adlandırılırdı; ön cephede savaşan anlamına gelen "Promachus"; kentlerin koruyucusu olması nedeniyle "Polias", bekaret simgesi olması nedeniyle "Parthenos" ve bilgelik simgesi olan "Proonea" bu isimlerdendir.
Hesiodos ve Homeros'un eserlerinde Zeus'un ona "Tritogeneia" diye seslendiği yazılıdır, anlamı muallaktır. Evrenin parçalanamaz atomlardan oluştuğu düşüncesi ile tanınan ünlü filozof Demokritos'a göre tritogeneia "Bilgeliğin Üç Hali demektir.
Orta Yunan kökenli Atina şehir devletinin en önemli politik dişi ama erkeksi tanrısıdır, Atina'nın gücü ve yenilmezliğin sembolü olarak Atina şehir devletin baş tanrıçasıdır. Elindeki mızrak tanrıçanın önemli göstergelerinden biridir, Klasik Yunan Uygarlığının savaşçı karakterinin simgesidir. Kalkanı ve miğferi de aynı mızrağı gibi birer savaş aleti olarak onun eril sembolleridir.
Babasının Kafasından Doğan Tanrıça
Tanrıça Hera’dan sonra en önemli bakire dişi tanrıdır. Göklerin hakimi, yönetimi altındaki Yunan tanrılarının en güçlüsü, erkek tanrı Zeus'un kendinden doğma bir dişi tanrıdır.
Yaratılış hikayesi normal bir doğumdan çok bir yamyamlık öyküsüdür. Zeus tanrıça Metis'in doğuracağı erkek çocuğun kendisini tahtından indireceğine inanmaktadır, ama gerçekte Metis karnında Athena'yı taşımaktadır. Zeus, Metis’i hamileyken yutar, fakat tanrıça Metis'in bilgeliği ve aklı yamyam Zeus tarafından sindirilip yok edilemez. Şiddetli başağrılarına dayanamayan Zeus, büyücü ve doğurtucu erkek tanrı Hephaistos’dan yardım ister, Olimpos'un kuyumcusu ateşe hükmeden Haphaistos Zeus’un kafasını, sanki bir beyin cerrahı ya da jinekologmuş gibi, balta ile yarar ve Athena’yı doğurtur.
Başka bir söylenceye göre, Zeus’un alnını baltayla erkek tanrı Prometheus yarar. Bu yarıktan ışıltılı bir zırha bürünmüş, elinde mızrağı ile Athena doğar.
Anaerkil zihnin topraktan, deneyimden kaynaklanan kontrol edilemez dişi zekası olan tanrıça Metis imgelemi yok edilememiş ama asimile edilmiştir.
Minos medeniyeti üzerine kurulmuş olan Miken medeniyetinin -yıllar süren bir süreç sonrasında- zirveye ulaşmış en sıra dışı yaratıcı imgelemidir. Savaşçı Miken medeniyetini kuran toplumlar yıktıkları Minos medeniyetindeki erkek tanrılarla eşit düzeydeki ana tanrıça inancını yok edememişler ama onu erkek baş tanrılarından tekrar yaratmışlardır.
Tanrıçanın Atribüleri
İnsansı tanrıların kutsal hayvanı olduğu inancı ya da Yunan mitlerindeki yarı hayvan yarı insan hilkat garibesi varlıklar, yok edilememiş eski totem kökenli bilincin kalıntılarıdır.
Athena'nın kutsal hayvanları baykuş, yılan ve horozdur.
Baykuş en yaygın ve en eskisidir; geçmişi Fenike, Mısır ve Minos inançları ile bağlantılıdır, gizem ve korku kavramlarından çok Atina şehir devletine özgü olduğuna inandıkları zeka, stratejik savaş aklı ve bilgelik gibi kavramları simgeler.
Yılan ise toprak, bereket ve soy ile ilişkilendirilir; yarı yılan yarı insan şehrin kurucusu efsane kral Kekrops söylencesi ile bağlantılıdır.
Horoz ise askeri disiplin ve dövüşçü karakterini simgeler.
“Athena” Kelimesinin Etimolojik Kökenleri
Etimolojik açıdan klasik antik Yunan döneminden çok daha eskilere gider, birbirinden farklı görüşler mevcuttur.
Yunanca ‘pallo’ yani "hızla sallamak, çırpmak, atmak" kökünden gelebileceği görüşü eski Yunanca köklerle uyuşmaz. Mızrağı sallamak/titreştirmek fiili dokuma tezgahını hızla titretmek ya da kalkanının içine yılan ve püskül bağlayarak kalkanı titretmek gibi diğer işlevsel sıfatlarla ilişkilendirilir. Bu görüş modern filologlar tarafından marjinal bulunmuştur fakat ona atfedilen özellikler açısından mantıklı spekülasyonlardır.
"Bakire" anlamına gelen bir kökle olan olası bağlantısı da ona ait bir sıfatın tanrıça ismine dönüşmesi olarak yorumlanmıştır.
Yazar Martin Bernal Black Athena (Kara Athena) kitabında kelimenin Mısır ve Fenike kökenlerini tartışır. Yarımadanın Akdeniz ve Girit üzerinden bu kültürlerle olan sosyo-kültürel ve deniz ticareti bağlantılı ekonomik ilişkileri düşünüldüğünde yazarın spekülasyonları mantıklı görünür. İnancı Mısırdaki hem savaşçı hem de dokumacı tanrıcı Neith kültü ile ilişkilendirir. Herodot “Atina’daki Athena Libya kökenlidir” diyen rahiplerle karşılaştığını yazmıştır. “Athna” yada “Atana” gibi Kenani kadın isimlerine, Fenike dilindeki “hanım, kraliçe” anlamına gelen kelimeye ve Miken metinlerindeki “Athena Hanımefendi” ifadesine gönderme yapılmıştır.
Miken dönemine ait tabletlerde “Hanımefendi Athena” olarak geçer; bu ifade kelime olarak Yunanca değildir. Tanrıçanın Girit kökenli, Miken öncesi geç Minos dönemine ait tarım ve bereketle bağlantılı kadim Akdeniz kökenli tanrıça kültleri ile bağlarının olduğu üzerinde görüş birliği vardır; arkeologların kilden yapılma bir mühür üzerinde buldukları çizimlere dayanarak “Dağın Annesi” adını verdikleri asalı tanrıça.
Kronolojik açıdan kalkan ve mızraklı “Silahlı Tanrıça” imgeleminin geç dönem Minos ve erken dönem -kuzeyli göçmen ve savaşçı karakterli erkek egemen- Miken toplumlarının zihninde şekillenmeye başladığı anlaşılıyor.
“Şehrin Savaş Tanrıçası” biçimine dönüşmesi Miken Medeniyetinin çöküşünden sonra gerçekleşir. Klasik Yunan Medeniyeti dönemine ulaşıldığında Atina şehri temelli egemen ideolojinin tanrıçasına dönüşür.
Mitleri güçlenen Atina şehir devletinin yarımadadaki diğer şehir devletlerle olan politik rekabetinin inançlara nasıl yansıdığının hikayeleridir.
Zeytin Ağacını Yaratan Çakır Gözlü Bakir Tanrıça
Atina toplumu için zeytinyağının elde edildiği ağacın şehre adını veren tanrıçadan başka bir tanrı tarafından yaratılamayacağı düşüncesi çok güçlüydü. Bitki temelli bir bereket tanrıçası izi içeren bu inanç kültünde “dişi yaratıcı” imgelemi yok sayılamamıştır. Lideri olduklarına inandıkları Klasik Yunan Medeniyetinin en önemli ekonomik metasının elde edildiği meyve ancak şehre ismini veren tanrıça tarafından yaratılmış ama bu tanrıça dişiliğinden gelen tüm kadın ve yaratıcılık karakterinden vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Evlenmemiş, doğurmamış, cinselliği değil yaşamak hiçbir erkek tanrıyla flört bile etmeye tahammülü olmayan bu tanrıçadır.
Atina şehrine hediye ettiği zeytin ağacı öylesine kutsal ve tanrısaldır ki tapınakları aydınlatmakta kullanılacak yağın elde edileceği ağaçları yetiştirme ve hasat etme aktivitesini elini karşı cinse sürmemeye yemin etmiş bakire genç kız ve genç erkeklerden başkasının yapması yasaktır.
Kültü Klasik Yunan hegemonyasına teslim olan coğrafyalara yayılmıştır. Anadolu’da Athena kutsal alanları ve tapınakları zeytin ağacının yetiştiği bölgelerde kurulmuşlardı. Bununla birlikte zeytin ağacının yetişmediği, Anadolu'nun daha iç bölgelerindeki antik Yunan kentlerinde ise Athena kültü ve tapınaklarına rastlanmaz ya da inancı halk tarafından içselleştirilmez. Atina'nın aristokrat bürokrasisi için zeytin tarımı yapılan bölgeler -ekonomik anlamda devlete zeytinyağı tedarik ettiği için- Athena kültünün yaşaması gereken yerlerdir.
Zeytin yaprağının mızraksı görünümü ve zeytin hasadında dalları çırpmak için kullanılan uzun kargılar ikonografik açıdan Athena’nın elinde tuttuğu mızrağın şeklini belirlemiş görünüyor. Attika vazolarında bu ikonografik benzerlik belirgindir; zihinlerdeki “Tanrıça-Ağaç-Silah” üçlemesi imgesinin göstergesi.
Tanrıçanın karakteristik özelliklerinde birisi “Glaukos; baykuş gözü rengi" olmasıdır. Türkçedeki karşılığı “Çakır Göz” rengidir, genellikle yeşil, mavi ve gri tonlarının bir karışımıdır. Biyolojik güzellik anlamında kullanılmaz; algısal üstünlük, ön safhada duran akıl (Pro Machos) kavramına bir göndermedir.
Zeytin yaprağının güneşe bakmayan alt tarafının karakteristik rengini akla getirir. Homeros’ta deniz, metal, göz ve zeytin yaprağı bu kelimeyle nitelenir, hepsinin ortak özelliği ışığı yansıtma özelliğidir. Zeytin ağacının yaprakları rüzgar estiğinde titreşir ve yaprakları ters döner ve gümüşi bir dalgalanma ve parıltı ortaya çıkar; gündüz zeytinin yaprağı parıldar, gece baykuşun gözü parıldar, Athenanın gözü de karar anındaki zeka ve bilgeliği ile parıldar.

Fotoğraf; Siyah Figürlü Amfora; Zeytin Hasadı; Üç zeytin ağacı ve atletik görünümlü olasılıkla köle çırılçıplak iki erkek işçi ve iki erkek Yunan köylüsü, kaynak.
Çizimi yapan Antimenes Ressamı, MÖ 600, Amfora boyu 40,6 cm. Ortadaki zeytin ağacının üst dallarında yüzü sol yukarıya dönük oturan tamamen çıplak bir delikanlı elinde zeytinleri silkelediği bir sırık ile betimlenmiş. Sırık, ya da kargı, tanrıça Athena'nın ucu zeytin yaprağı şeklinde olan mızrağının düşsel kökeni gibi görünmektedir. Ek olarak, Athena kelimesinin etimolojik kökenlerinden birinin Yunanca ‘Pallo’ yani "kargı sallamak, atmak" olduğu biliniyor. Ağacın her iki yanında, bedenin belden aşağısını saran mor kumaş giymiş iki sakallı yetişkin erkek figürü uzun sopalarla ağaca ve dallarına vurarak hasat yapıyorlar. Sağdaki pilos (kenarlıksız keçeden yapılma bir çeşit antik Yunan dönemi külah şapka) giyiyor. Ağacın dibinde sağa dönük diz çökmüş gene tamamen çıplak bir genç erkek düşen zeytinleri zeminden topluyor. Köle olduğu düşünülen iki erkek işçinin neden çırılçıplak tasvir edildiği bilinmiyor; o devir Yunan toplumundaki insanların yarıya yakını kölelerden oluşuyordu, belki de köleleri çıplak çizmek eğilimi vardı. Sanatçıların her türlü sanat formunda -hangi sınıftan olursa olsun- erkekleri çıplak ya da çıplağa yakın tasvir etme eğilimi olduğu biliniyor, erkekliğin dönem toplum bilincinde neredeyse kutsanmış bir kavram olduğu düşünüldüğünde bu eğilimin nedeni anlaşılacaktır. Kadınların çıplak tasviri ise çok daha az rastlanan bir yaklaşımdır.

Çizimi yapan Providence Ressamı; MÖ 470 civarında yaygınlaşan Antik Yunan vazo ressamlarına verilen geleneksel ad. Bu ressamlar siyah vazo üzerine kırmızı figür stilinde çizimler yapmaları ile bilinirler. Adlarını İtalya'nın Nola kentinde bulunan ve bol miktarda bu gemilerin gün ışığına çıkarıldığı arkeolojik alandan alıyorlar.
Athena, Homeros'un Odysseia isimli destanında, yer yer denizcilerin tanrısıdır, bir başka deyişle Grek kolonistlere yol gösteren tanrıçadır, bunun için deniz ve denizcilikle ilgilidir ve gemileri icat etmiştir. En belirgin vasfı pratik zekâsı olan Athena, her türlü şehirli uzman zanaatkarların (o zamanlar için dokumacılar, demirciler ve çömlekçiler) esin kaynağıdır, bundan dolayı onun için, Homeros'a göre Zeus'un kızları olarak bilinen perilerden (ilham perileri; müzler ya da musalar) ilkidir demek çok da yanlış olmaz.
Zamanla Anadolu'nun iç kısımlarına ulaşan Grek kolonistleri tanrıçaları Athena’yı artık denizle değil tarımla bağdaştırmak zorunda kalmışlar ve ona kara sabanı, tırmığı ve boyunduruğu icat eden anlamında sıfatlar da takmaya çalışmışlardır ama bu zorlama özellikler kalıcı bir inanca dönüşemeyecektir.
Anadolu coğrafyasının kıyıdan uzak topraklarında erkeksi tanrıça inancı toplumsal bilinçte birleştirici bir unsur olarak işe yaramamıştır.
Poseidon’a karşı Athena ya da Ata karşı Zeytin Ağacı
İki tanrı arasındaki bu ünlü mücadeleye iki açıdan yaklaşılabilir. Kadim zamanların yerli halkı ile göçmenler arasındaki unutulmuş bir inanç rekabetinin ya da zamanla aynı coğrafyada ama farklı bölgelerde yerleşik yaşam ve inanç kültürünü oluşturmuş ama ataları aynı olan Yunan şehir devletleri arasında gerçekleşen silahsız bir inanç çatışmasının mitleştirilmiş öyküsü.
Bir başka deyişle, tarih boyunca gerçekleşen göçler yoluyla, birbirine yabancı kavimlerin, kültür ve inançlar açısından asimile olması, çatışması ve zamanla kaynaşması sürecinin tipik öykülerinden biridir.
Hikaye barış içinde ve adaletle bir arada yaşama kararının alınması ile biter. Atinalılar yeni gelen göçmenlere “şehirli yaşam biçimi daha tanrısaldır” cevabı ile karşılık vermiş ama birlikte yaşamanın nasıl mümkün olabileceğini de göstermişlerdir.
Söylence Atina şehrinin inanç egemenliğini ele geçirmek isteyen denizlerin ve nehirlerin eril tanrısı Poseidon ile Athenanın rekabetinin hikayesidir. Olimpos'un Tanrılar Konseyi ile Atina’nın ilk kralı olduğuna inanılan yarı yılan yarı insan mitolojik kral Kecrops tarafından bir yarışma düzenlenir. Tanrılar konseyi ve insanlar hangisinin verdiği hediyeyi seçerse buraya onun ismi verilecektir.
Poseidon, toprak su ve havayı sembolize eden üç dişli çatalını kayaya sertçe vurur; topraktan tuzlu bir su kaynağı fışkırır. Hikayenin bir başka versiyonunda denizden dört muhteşem at çıkarır; "bu atlarla dünyanın her yerine gider, ordular kurar, fetihler yaparsınız" der. Athena ise mızrağını kibarca yere saplar ve Zeus'un Olimpos'daki ünlü bahçesinde topraktan zeytin ağacı fışkırır; “bu ağaç yüzyıllarca yaşar, meyvesini yeşilken de siyahken de yersiniz, meyvesinden yağ yapar, yağından ateş yakarsınız” der; savaşçı bilinçle stratejik bilincin rekabetinin miti.

Söylencenin bir versiyonunda, tanrılar konseyindeki oylama ile bir başka versiyonunda ise insanlar tarafından yapılan bir oylamayla Athena yarışmayı kazanır, şehre de onun ismi verilir.
Bu olay örgüsünde bir seçim sürecinin olması, kararın tek bir tanrıya bırakılmaması, iki tanrı arasında şehrin egemenliği için ölümüne bir savaş yerine adaletli bir yarışmanın yapılması, kavramsal düzeyde şehir kültürünü geliştiren halkların medeniyet göstergesi gibi görünse de toplum yaşamı bağlamında tarihsel gerçek daha farklıdır.
Hikayeye göre Atina şehrinin ismi için, tüm Atinalı kadınlar Athena’ya oy vermiş, Poseidon’a oy veren erkekler bir oy farkla yarışmayı kaybetmiş, şehrin isim anası Athena olmuştur. Bu olaydan sonra kadınların cezalandırıldığı, toplum yaşamından soyutlanarak evlere ve tapınaklara kapatıldığı, oy haklarını kaybettikleri hikaye edilir. Tarihsel veriler de bu gerçeği doğrulamaktadır. Kadının siyasal gücü bastırılmış ama dişi akıl kurumsallaşmıştır.
Hikâyenin diğer bir versiyonunda ise, Poseidon ile aralarında düşmanlık ve kırgınlık kalmasını istemeyen Athena, Zeus’un bahçesindeki kutsal zeytin ağacından bir dal kırarak Poseidon'a uzatır. Ağacın kutsallığı sayesinde aralarında bir düşmanlık kalmaz. Bu olaydan sonra zeytin dalının barışın simgesine dönüşmesi Antik Yunan'da gelenekselleşir.
"Tarihin Babası" olarak nitelendirilen Herodot'un Tarih isimli kitabının birçok yerinde, gerçekliği şüpheli de olsa, halk arasında bu davranışın uygulandığı kaydedilmiştir. Bu hikaye, günümüzde bile hâlâ anlamını yitirmeden kullanılan "zeytin dalı uzatmak” deyiminin eski mitleşmiş hikayelerinden biridir.
Tarihsel Arka Plan
Yunanistan ana karasındaki halklar, Yunanistan’ın yerlisi olmayan Hint Avrupa kökenli bilinçlerinde erkek bir yaratıcı tanrı imgeleminin olduğu göçmenlerdi, MÖ 3000 yıllarının sonlarında bölgeye ulaştıklarında, Paleolitik zamanlardan (Yontma Taş Devri; MÖ 12 bin yıl öncesi) bu yana yerleşime sahne olan Ege ve Akdeniz coğrafyası yerel halklarının bilincinde egemen, tanrıça odaklı dişil bir doğa inancı ile karşılaştılar. Ardından yeni bir büyük göç ve nüfus hareketi MÖ 9. ve 12. yüzyıllar boyunca gerçekleşti. Demir silahlı atlı göçmenlerin Antik Yunan yarımadasını istila etmeleri, Minos Medeniyeti’nin gerilemesi ile sonuçlanan, tarihçilerin Grek ya da Akdeniz Karanlık Çağı adını verdiği dönemin başlamasına neden oldu. Ama bu karanlık çağ, bir bakıma, Miken Medeniyeti’nin doğum sancılarıydı. Miken medeniyetini kuran geçmişin göçmenleri yıktıkları Minos medeniyetindeki ana tanrıça inancını yok edememişlerdi ama onu erkek baş tanrılarından tekrar yaratmışlardı.
Poseidon mitinin kökeni bölgeye ilk göçen Hint Avrupa kökenli göçmenlerin inançları ile ilişkili idi. Fakat halklar yerleşip bir arada yaşamaya başladıkça Poseidon’nun hikayelerdeki kudreti Athena'dan daha önce yavaş yavaş yok olmaya başlayacaktır. Sonradan Roma döneminde Athena inancının da başına geleceği gibi, o çağların şehir devletlerinde Poseidon'a olan inanç zaman içerisinde giderek kaybolacaktır.
Hint Avrupa kökenli göçmenler, ataerkil bir toplumdur, ekonomileri hayvan yetiştiriciliği üzerine kuruludur. Göçmenlerin bir kültürü olan at ve at yetiştiriciliği Yunan ana karasında onlardan önce yaşayan halklar tarafından bilinmez, at gelmeden önce yerli halkın günlük hayatta atın yerine kullandığı hayvan eşektir ama kutsal değildir.
Bölgedeki yerleşik halkların en eski kutsal hayvanı önceleri yılan (evin ve şehrin koruyucusu) sonraları ise keçi ve boğaydı. Toprak ve bereket ile ilişkili bu hayvanlar erken Ana Tanrıça kültlerinin hayvanlarıdır, mitlerde Athena’nın keçi derisinden yapılma Aigis’i bu kadim bilinc ile bağlantılıdır.
Poseidon salt bir Yunan tanrısıdır, bir başka deyişle Hint Avrupa tanrısıdır. Bunun dil bilimsel kanıtları da mevcuttur. Göçmenler kıyı ve deniz kültürü olmayan topluluklardı, deniz zamanla yaşamlarının bir parçası haline geldiğinde, imgelemlerinde yağmur ve fırtınalar ile ilgili süreçler üzerine kurguladıkları erkek tanrı Poseidon’un, denizlerin de tanrısı olması doğal bir sonuçtu.
O dönem insanlarının bilincinde varoluşun kaynağı ve dölleyici güç (fırtına oluşturup yağmur yağdıran) erkek tanrı Zeus imgelemi ise çok daha eskiydi. Bu açıdan bakıldığında yer altı suyunun ve denizin tanrısı Poseidon’un Zeus’un kafasından çıkma bir tanrıçanın yarattığı susuzluğa dirençli bir ağaca yenilmesi ironiktir; at üzerinden kendini sembolize eden erkek tanrı imgelemi yok edilmemiş ama denetim altına alınmıştır. Benzer bir rekabet yarı tanrı Herakles ile Athena arasında da vardır.
Söylencelerde Poseidon’un sadece Atina için değil, başka şehir devletler için de diğer tanrılarla mücadeleleri olmuştur.
Parthenon Tapınağı; Şehrin Kurucu İdeolojisinin Anıtı
MÖ 500 yıllarında Atina Akropolisi'nde (Antik Yunan kentlerinde, kentlerin yanı başındaki tepelerde inşa edilen hisarlara ve bu yapıların bulunduğu özel alanlara verilen ad) inşa edilen "Parthenon Tapınağı" tanrıçanın tapınağıdır. O zamanların Yunan dilinde parthenos “bakire” demektir fakat buradaki ifade şehrin “bozulmayan kurucu tarafsız ilke” sini tanımlar.
Klasik Yunan mimarisinden günümüze kalan yapılar arasında en iyi bilinenidir ve Antik Yunan mimarisinin en büyük eseri olarak kabul edilir. Dış cephesinde kullanılan heykeltıraşlığın, Klasik Yunan sanatının en yüksek noktası olduğu kabul ediliyor. Eski çağların en büyük kadim yapılarından biri olarak, Klasik Yunan'ın ve Atina demokrasisinin sembolüdür.
O dönmelerde kökenleri Girit’e kadar uzayan, başrolde Atinalı zengin, soylu bekâr kadınların olduğu festivaller yapılırdı. Kadınlar tarafından yönetilen festivalde, şehrin kuzey kesiminde güneş dogmadan önce toplanan halk ve soylular hep birlikte tapınağa doğru yürüyüşe başlar. "Kanephoros" adı verilen Atinalı aristokrat bir ailenin bakire kızı seçilir. Kanephoros başında taşıdığı ve içinde çiçeklerin, bıçağın ve meyvelerin olduğu –olasılıkla zeytin de mevcuttu- bir sunu sepetiyle tapınağa kadar yürür. Halk soyluları ancak "Propylaea" adi verilen anıtsal giriş kapısına kadar takip eder, içeri girmezler.
Gizli Tapınak Ritüelleri
O devirlerdeki tapınakların içinde toplu ibadet yapılmazdı, tapınaklar sadece bir grup soylunun ve seçilmişin girebildiği mekanlardı. Parthenon Tapınağı’na ise sadece aristokrat Atinalı kadınlar girebiliyordu. İçeriye girildikten sonra bakire Kanephoros’un çeşitli danslar ve şarkılar eşliğinde kurban edildiği iddia edilmiş olmakla birlikte bu konu tartışmaya açıktır.
Dönem insanının zihninde, kurbanın saf ve genç olması çok önemlidir. İnancın kökeni Minos Uygarlığının merkezi Girit’e uzanmaktadır. Arkeologlar, Girit’te bir tepede yer alan antik Kydonia sarayında gerçekleşen kazılarda, olasılıkla bir kurban ayininden kalma, kılıçla şaşırtıcı bir hassasiyetle kesilmiş genç bir kız kafatası buldular. MÖ 750 yıllarında yazıldığı düşünülen, efsane ozan Homeros’un eserlerinde tanrıların isteği üzerine bir kızın (İphigeneia) kurban edilmesi ile ilgili bir hikaye mevcuttur, fakat son anda tanrıça Artemis bir geyik ile kızı değiştirir. Bu söylencenin Mezopotamya kökenli versiyonunda, İbrahim peygamberin oğlunu kurban etmesi tanrının gönderdiği bir meleğin getirdiği koyun aracılığı ile durdurulacaktır.
Tapınağın içerisindeki son ritüelin gerçekleşmesinin ardından, festival büyük bir coşkuyla devam eder, çünkü tanrılara karşı görevlerini yerine getirmiş ve psikolojik olarak rahatlamış Atinalılar, yıl boyunca verimli bir hasat dönemi geçireceklerine inanırlar.
Sosyal Hayatta Yunan Kadını
Yunan toplumunda kadınların konumları her ne kadar dönemlere göre değişiyor olsa da zamanla sosyal hayatın dışında bırakılmış, fakat din ve tapınma alanlarında önemli statülerini hiç kaybetmemişlerdir. Sadece soylu aile kökeni olan aristokrat kadınlardan seçilen bakire rahibeler, günlük hayatta değil ama din alanında en üst statüde yer almışlardır. Gelinlere zeytin ağacından yapılma bir taç takılması da o zamanlarda hayata geçmiş uygulamalardan birisiydi.
Moriae; Kutsal Zeytin Ağacı
Tanrıçanın yerden fışkırtmış olduğu kökten çıkan on iki zeytin ağacına MÖ 500 yıllarında hala tapılıyordu. Tarihçi Herodot'a göre -kayıt altına aldığı konuların gerçekliği üzerinde çokça şüpheler olmasına karşın- kutsal olduğuna inanılan bu zeytin ağaçlarına o zamanlar “Moriae” denilirmiş. Akropolis’deki ağaçların etrafı duvarla çevrilir, nöbetçiler tarafından korunurmuş.
Bu gelenek MÖ 480 yılında Pers işgalinde Akropolis yıkılıp yakılana kadar devam eder. Söylence o ki, işgal sırasında kutsal zeytin ağaçlarının tamamı yanmıştır. Atina’nın Perslerden kurtarılmasından sonra Yunanlılar MÖ 448 yılında Akademi’nin bahçesine yeni zeytin ağaçları dikerler, bu olay daha sonraları zeytin ağacının yıkıntıların arasından yeniden fışkırması olarak tekrar efsaneleşir, günümüzde bile bu coğrafyada kullanılan "ölmez ağaç" deyişinin en eski nedenlerinden biri olabilir, kim bilir?
Akademi adı da Atina yakınlarındaki "Akademeia" adlı bir zeytinlikten gelir. Bu zeytinlikte Yunan düşünür Platon, MÖ 4. yüzyılda matematik, doğa bilimleri ve yönetim biçimi gibi çeşitli konularda öğrencilerine ders verirdi, okul anlamında tarihteki ilk yüksekokul olarak kabul edilmektedir. Bu yüzyıllar insanın aklını ve mantığını en başa koymaya başladığı zamanlardır, insanlık yazıyı ve parayı keşfetmiş, şehir kültürü olarak sanata değer verilmeye başlanmıştır. Zeytin artık devlet zekasının, soyluluğun, sabır ve azmin sembolüdür. Buradaki ağaçlar hala kutsal kabul edilirler, tek bir dalının bile koparılması ölüm cezası verilecek bir suç sayılır, bölgeye girilmesi yasaklanır.
Kutsal olduğuna inanılan zeytinlerin dallarından yapılan taçlar dört yılda bir tanrıça Athena onuruna gerçekleştirilen Pan-athinakos Oyunlarında galip gelen sporcuların başlarına ödül olarak takılır. Bu simgesel bir onurlandırmadır, maddi bir değeri yoktur, başarının sağladığı maddi ödül kilolarca ağırlığında zeytinyağı dolu amforalardır. Devlet kontrolünde üretilmiş amforalarda dönemin en pahalı metası olan bu zeytinyağı Atina kimliğinin, hegemonyasının ve onun ekonomik gücünün maddi simgesine dönüşmüştü. Atina’nın logosuna dönüşen bu amforalar Kıbrıs, Güney İtalya, Suriye ve İzmir-Efes kıyılarındaki pazarlarda ticari dolaşıma girer, kazanan sporcuları varlıklı birer Atina vatandaşı yapardı.
Kaynakça:
1. Kötülüğün Tarihi, 1. Kitap/Antikiteden İlkel Hıristiyanlığa Kötülük Algıları; Jeffrey Burton Russell, 1977, Çeviren: Nuri Plümer, Kabalcı Yayınevi, 1999.
2. Antik Yunan’da Kadın Betimlemeleri ve Kadının Sosyal Statüsü; Laleş Uslu, Doktora Tezi, Arkeoloji Anabilim Dalı, Doç. Dr. Nurettin Koçhan, 2018.
3. Boğa ve Trident: Poseidon’un Kökeni Üzerine Bir İnceleme; Özgür Turak, Masrop E-Dergi, Mimarlar Arkeologlar Sanat Tarihçileri Restoratörler Ortak Platformu E-Dergisi, Cilt 12, Sayı 1, 35 - 48, 01.04.2018.
4. Geçmişten Günümüze Zeytin ve Zeytinyağı, Dünya-Akdeniz-Türkiye, Aytaç Eryılmaz, Ocak 2020.
5. Tanrıça Leto: Lydia Sikkeleri Üzerinde; Hüseyin Erten, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2007, Sayı:16, ss. 25-40.
7. Kutsal Kitaplarda ve Mitolojide Zeytin, Ders Notu: 6, Dr. Mücahit Kıvrak, Balıkesir Üniversitesi Edremit Meslek Yüksek Okulu Zeytincilik Bölümü.
8. Venüs Heykelciklerinden İdollere Kadın Temsilleri; Tülin Cengiz, Akademik Bakış, Cilt 15, Sayı 29, Kış 2021.
9. Mitoloji ve İkonografi; Bedrettin Cömert, De Ki Basım Yayım Ltd. Şti., 2010.
10. Nostalji: İnsan ne zaman evindedir? Odysseus, Aeneas, Arendt; Nehir Durna, Kitap Eleştirisi, Ku¨ltu¨r ve İletişim Yıl: 23 Sayı: 46, Eylül-2020-Mart 2021, E-ISSN: 2149-9098.
14. Melike MOLACI. “Stoa Felsefesinde Alegorik Yorum” [Allegorical Exegesis in Stoic
Philosophy], Kaygı, 19(2)/2020: 427-444.
16. Heredot Tarihi, Müntekim Ökmen, Yunanca Asliyle Karşılaştıran ve Sunan: Azra Erhat, Remzi Kitapevi, Birinci Basım - Aralık 1973.
17. Antik Yunan Dönemi Spor ve Antik Olimpiyat Oyunları; Ali Tekin, Gülcan Tekin, Tarih Okulu Dergisi (TOD), Haziran 2014, Yıl 7, Sayı XVIII, ss. 121-140.

Yorumlar