top of page

Zeytin ve Zeytinyağı Mitleri II - Gılgamış Destanı

  • Yazarın fotoğrafı: Uğur Saraçoğlu
    Uğur Saraçoğlu
  • 13 Mar
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 26 Mar

Gılgamış, Enkidu, Şamhat, Meshetmek
Fotoğraf; Gılgamış destanındaki tufan söylencesinin anlatıldığı en ünlü çivi yazısı metnini içeren XI. kil tablet parçası, her iki tarafta Akadca 2 sütun yazıt, 49 ve 51 satır ile 45 ve 49 satır, Yeni Asur dönemi, MÖ 7. yüzyıl, Asurbanipal Kütüphanesi, kazı yeri kuzey Irak, Kouyinjik, kaynak.


Gılgamış'ın Yoldaşı Vahşi Enkidu'nun Uygarlaşması


Ölümsüzlüğü arayan, ölümü kabullenemeyen yarı tanrı erkek bir kahramanın olağanüstü serüvenlerini anlatan Gılgamış Destanı edebiyat tarihinin bize ulamış en eski ve ilk büyük eseri olarak kabul ediliyor. İçerik açısından birçok mitolojik unsur içeren destanın Sümer-Akad döneminden beri bilindiği, ardından Babil halkları tarafından devam ettirildiği düşünülüyor. Araştırmacılar, destanın güçlü şiirsel gücü sayesinde, halkların zihninde uzun süre varlığını sürdürdüğünü, o çağlarda birden fazla dil ve kültüre nüfuz edip yayıldığını düşünüyorlar.


Mezopotamya coğrafyasından çıkan bu mitin yazıya geçirilmeden çok daha önce bölge halkları arasında yıllarca devam ettirilen sözlü bir anlatım geleneği olarak var olduğu düşünülüyor. Geçmişi Sümer Medeniyeti kadar eski olan söylence ilk kez MÖ 2000 yıllarında çivi yazısı ile yazılı hale getirilir, zamanla farklı Mezopotamya dillerinde kil tabletlere geçirilmiş yeni nüshaları da ortaya çıkar.


VIII. kil tablet -her ne kadar "zeytinyağı" kelimesi içermese de- o dönem Mezopotamya halkları için "kutsalın" göstergesi olan bir yağın varlığına dair ilk yazılı kaynaktır.

Destanda yarı tanrı erkek kahraman Gılgamış’ın yarı hayvan bir insan olan Enkidu ile olan yakın ve güçlü dostluğu hikaye edilir, birlikte gerçekleştirdikleri kahramanlıklar anlatılır.


Kil tabletler üzerindeki çivi yazısının çevirileri tartışmalıdır, bu sorun Almanya'daki Ludwig Maximilian Üniversitesi'nde geliştirilen Fragmentarium isimli yapay zeka botu ile son yıllarda aşılmaya çalışılmaktadır. Tabletlerin bazıları eksik ya da hasarlıdır, bu nedenle aynı ifade birkaç farklı şekilde çevrilmiştir:


"Fahişe, … kendini yağla ovuşturdun ve iyi hissettin,

yas tutsun."


"Ağla Enkidu'ya Yosma, sen ki güzel kokularla ovardın onu..."


"Üzerine güzel kokulu yağlar süren tapınaktaki genç kadın, senin için gözyaşı döksün..."



Enkidu’yu Dönüştüren Kadın Figürü


Güçlü ama irfan sahibi olmayan yarı tanrı Gılgamış tarafından aşağılanan halk tanrılardan kendilerine küstahça davranan bu hükümdara karşı bir rakip yaratmasını ister. Tanrıça Aruru (Boşluğun Parlak Annesi), balçıktan, Enkidu'yu, diğer adıyla "Hoş Yerin Efendisi"ni yaratır.


İlk yaratıldığında vahşi doğada yaşayan bir yabanıl insandır Enkidu. Bu haliyle kutsal kitaplardaki Adem'in -henüz Havva yokken- ilk yaratıldığı dönemdeki yalnız haline benzer. Diğer taraftan henüz yerleşik yaşam kültürünü oluşturmamış, avcı-toplayıcı küçük gruplar halinde doğayla iç içe yaşayan paleolitik insan tipinin arketipidir. Tanrıça Aruru ise insan bilincinde dişi tanrı inancının erkek tanrılardan daha güçlü olduğu arkaik devirlerin hatırasıdır.


Erkek yarı tanrı Gılgamış yabanıl Enkidu'nun varlığını öğrendiğinde onu yakalamak için, su içtiği yere rahibe Şamhat'ı gönderir. Şamhat yerleşik düzenin ve şehirleşme ile ortaya çıkan tapınak kültüründe ortaya çıkmış kendini tanrıçalara adamış rahibe kadın arketipinin sembolüdür. Şamhat onu giydirir, üzerine kokulu yağlar sürer. Aşk sarhoşluğu ve cinsel aktivite ile geçen altı gün yedi geceden sonra -yeni çevirisi yapılan tabletlere göre iki hafta- Enkidu artık yabanıllıktan çıkmıştır.




Kendini Boşluğun Parlak Annesi'ne adayan yosma rahibe Şamhat tarafından eğitilip medenileştirilen Hoş Yerin Efendisi Enkidu Gılgamış'a götürülür, bu olay örgüsü Havva tarafından ayartılıp bilgelik ağacının meyvesini yiyen Adem'in geçirdiği değişime benzer biraz da olsa.


Hayvansı insan Enkidu, kutsal fahişe olarak betimlenen kadın objesi aracılığı ile yarı tanrı Gılgamış'a hazırlanır. Hikayenin devamı iki erkek arasındaki dostluğun ve yoldaşlığın, bütünleşme süreci ve dönüşmenin, birbirlerini tamamlamaları ile ilgilidir.


Söylence yükselen erkek egemen toplum kültürünün ilk ebedi anlatısıdır.



Kokuyu Taşıyan Yağ


Kültepe Kaniş Tabletlerindeki kil tablet yazıtlarından anlaşıldığı kadarı ile, MÖ 1950-1750 döneminde, Mezopotamya'dan Anadolu içlerine ticaret kolonileri faaliyeti yürüten Asurlu tüccar ailelerindeki kadınların, sürünmek (parfüm) ve tanrılarına sunmak için bir tür yağ kullandıkları anlaşılmıştır. Tabletlerde çeşitli ham maddelerden elde edilen yağdanlık ve ölçü kaplarının hem gündelik kullanımda, hem de saraylarda kıymetli eşya olarak kullanıldığı belgelenmiştir. Yazıtlardan birinde, bir tüccarın "rahibe" olduğu ifade edilen kızının mirastan kendisine düşen payın neler olduğu ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır.


Kil tabletlerde "zeytinyağı" kelimesi bulunmasa da parfüm yapımında kokuyu taşımak ve hapsetmek için kullanılan malzemelerden birinin zeytinyağı olma olasılığı yüksektir. Arkeolojik bulgular zeytin öğütme amacıyla tasarlanmış, taştan yapılma mekanizmaların Geç Tunç Çağı’nın (MÖ 1750-1200) sonlarından itibaren yaygınlaşmaya başladığını gösterdi. Dönem Mezopotamya'da zeytin tarımının ve zeytinyağı üretiminin hatırı sayılır düzeylere ulaştığı zamana denk gelir. Zeytinyağı üretiminin artması onu zeytinin yetişmediği bölgelere gönderilen değerli bir meta/ihraç malı haline getirmiştir.



Tarihin İlk Kadın Kimyageri Tappūtī


Parfüm yapımında kullanılan malzeme listesini içeren bir çivi yazısı tabletinde geçen Tappūtī-Bēlet-ekalle ismi olasılıkla Asur sarayında parfüm üreten kadın zanaatkarlardan biriydi. MÖ 1200 yıllarında yaşadığı, kayda geçmiş ilk damıtma işini yapan ve bilim tarihinin ilk kadın bilim insanı olduğu düşünülüyor. Tablette tasvir edilen parfüm, bitkisel maddelerin bir dizi işlemden geçirilmesi ile oluşturulan aromatik bir merhemdir.



Tappūtī, Parfüm, Yağ
Kil Tablet;  tarihteki ilk kadın parfüm zanaatkarı ve kadın kimyager olarak kabul edilen Tapputi'nin formüllerini içeriyor, kaynak.


Araştırmacılar parfüm yapma mesleğinin gerçekte daha da eskilere gittiğini ve kadınların bu iş kolunda hep var olduğunu düşünüyorlar. Tabletlerde sarayda başka kadın parfüm ustalarının da bulunduğu anlaşılmış ama isimleri tam anlaşılamamıştır, yorumlardan biri yazıtta geçen kelimenin isim değil "parfüm yapan kadın" ya da "saray hanımının yardımcısı" anlamına geldiğidir.



Antik Çağın Geyşaları


Vücuda yağ sürme kültürünün ancak varsıl ve üst sınıf elitler arasında yaşayan bir kültür olduğu ve tapınak rahibeliği mesleğinin sıradan bir meslek olmadığı anlaşılıyor. Bundan dolayı mitte geçen "Yosma/Fahişe" ifadesi ile nitelenen kadın figürünü sıradan bir seks işçisi olarak düşünmek sığ bir bakış açısı olacaktır. O çağlarda, özellikle İştar, Kybele gibi aşk ve bereket tanrıçaları için yapılan tapınaklarda, kendilerini tanrıçaya hizmet etmeye adayan şehirli kadınların rahibe olarak görevlendirildikleri biliniyor.


Destanda "yosma" olarak nitelenen kadın figürünü bir erkeği yaşama hazırlayan, onun uyumsuz ve hoyrat tabiatını ehlileştiren, başta anne sonrasında aşık olduğu eşi olarak hayatına giren, erkeği dönüştüren kadın figürlerinin sembolü olarak görmek daha akılcıdır.


Rahibeler tapınağa uğrayıp ibadetini ve sunularını yapan tüccar yada gezgin yabancılara hizmet eden, kendini bu işe adamış, yabancı erkekleri ağırlayan şehirli olasılıkla görece eğitimli kadınlardı. Yaptıkları hizmetler karşılığında tapınağa maddi kazanç sağlarlardı. Figürün teolojik tarafını bir tarafa koyarsak arketip olarak konuk ağırlama, konuklara hoşça vakit geçirtme konusunda özel olarak eğitilip yetiştirilmiş, bu işi meslek edinmiş seküler Japon kadını geyşalara benzedikleri söylenebilir.


Geçtiğimiz yüzyıl boyunca parfüm sektörünün büyük ustaları erkeklerdi. Modern kimya eğitimine erken giren erkekler üretim alanında uzun süre başat rol aldılar. 1970’lerden itibaren kadın burunlar öne çıkmaya başladı. Bugün özellikle Fransa’da parfüm okullarındaki kadın-erkek oranı birbirine çok yakındır.


Kaynakça:



2. Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda Yerli Halkın Geçim Kaynakları, Yüksek Lisans, Marmara Üniversitesi Eskiçağ Tarihi Anabilim Dalı, Burhan Bozkurt.


3.Doğa Karşısında Gılgamış Destanı ve Kuyucaklı Yusuf: Vahşi Adam/Doğa Adamı Arketipi Olarak Enkidu ve Yusuf; Gülseren Özdemir Riganelis, Karadeniz Teknik Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü / Trabzon, Araştırma Makalesi, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 2020, Cilt: 13, Sayı: 29, 134-154.








10. Kültepe Tabletlerinde Geçen Asurlu Tüccarlara Ait Altından Kült Eşyaları; Nurgül Yıldırım, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 53, 2 (2013) 327-343.


11. " ...Onlarla Oturacak, Yiyecek Ve Yağlanacak” ... us bat aklat u passat istîsunu; îrfan Albayrak,Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Sümeroloji Anabilim Dalı, Archivum Anatolicum-Anadolu Arşivleri (ArAn), //1, 2004, 1-21.








Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page