Zeytin ve Zeytinyağı Mitleri V - Antik Roma Dönem Mitleri
- Uğur Saraçoğlu

- 2 gün önce
- 8 dakikada okunur

Romalı Halkların Köken Mitleri
Roma medeniyetinin oluşturan halkların üç farklı kökenden geldiği düşünülmektedir; neolitik çağdan beri orada yaşayan yerliler, nereden göç ettikleri tartışmalı benzersiz demircilik becerileri olan ama Hint-Avrupa dili olmayan dilleriyle komşularına hiç benzemeyen Etrüsk halkı ve Alp dağlarının kuzeyinden aşağıya inen Hint-Avrupalı göçmen istilacılar. Bundan dolayı kuruluş mitleri de bu halkların inançları ile bağlantılıdır. Etrüsklerin Anadolu’dan İtalya’ya göç ettiğine dair kanıtlar vardır, iddialardan biri Lidyalılar ile aynı soydan geldikleridir.
Tarihin Roma İmparatorluğu’nun yükseldiği zamanlarına ulaştığımızda zeytin ağacı azalmaya yüz tutsa da hala kutsal vasfını korumaktadır. Diğer yandan kentli Roma vatandaşlarının bilinçlerinde Athena inancı da devam etmektedir. Latince ismi ise "Minerva" dır, fakat Romanın kuruluşunda Atina'da olduğu gibi bir rolü yoktur, genellikle şehirlerdeki zanaatkarların inandığı dişi bir tanrı olarak zihinlerde varlığını devam ettirmektedir.
Kuruluş Miti; Ormanın Suçlu Kadınının İkizleri
Romalılar ülkelerinin kurucusu Romulus ve Remus’un, tıpkı Apollon ve Artemis gibi, MÖ 800 yıllarında bir zeytin ağacının altında doğduğuna inanırlardı. Babaları ilk dönemlerde bereket tanrısı ama sonra savaş tanrısı özelliğini kazanmış Mars’tır, anneleri ise otuz yıl boyunca bakire kalma yemini eden Vesta (yuva ve aile tanrıçası) rahibesi Rea Silvia’dır.
Antik Yunan medeniyeti mitlerindeki tanrıça Leto'nun yerini burada bakire bir rahibe almış gibidir. Bakireliği bozulan Rhea Silvia ya da “Ormanın Suçlu Kadını” töreye göre canlı olarak gömülme cezasına çarptırılır, doğurduğu ikizler de öldürülmelidir. Ancak ikizleri öldürmekle görevlendirilen uşak merhamet gösterir ve onları Tiber nehrinde akıntıya bırakır.
Hikâyenin başrolündeki kadının saf ve kirlenmemiş bir rahibe olması bir yandan Athena için yapılan ayinlerdeki Kanephoros imgelemi ile, diğer yandan ikizlerin öldürülmeyip nehre bırakılıp kurtulması açısından Mısır kökenli Musa miti ile ilişkilendirilebilir.
Yeni doğan bebeğin terkedilmesi miti başka coğrafya halklarının söylencelerinde de mevcuttur. Bakire genç kız imgelemi Ege’den göç etmiş olabilecekleri düşünülen Etrüsklerin inançları ile ilgili olabilir, bununla birlikte Etrüsklerin dini inançlarının kökenleri konusundaki bilgiler yetersiz ve tartışmalıdır.
Hikâyenin sonrasında nehir tanrısı Tiberinus ikizleri bulur ve onları kendi yavrularını henüz kaybetmiş Lupa adında dişi bir kurda emzirmesi için verir. Terkedildikten sonra dişi bir yırtıcı hayvan tarafından emzirilme miti, savaşçı kahraman adayı bir erkeğin geçmesi gereken ilk sınavıdır. Bu inancın benzer bir şekli Orta Asya kökenli Göktürklerin Bozkurt Destanı’nda mevcuttur. Ardından tanrı Tiberinus Rhea Silvia'yı kurtarır ve onunla evlenir. Hikâyenin bir başka versiyonunda ise ikizleri bir çobanın karısı olan, diğer çobanların Kurt olarak adlandırdığı bir fahişe (kurt tanrıça) büyütür.
Romulus kardeşi Remus’u öldürür ve Roma'yı kurar. “Düşman Kardeşler” unsuru birçok halkın mitlerinde mevcuttur, yeni bir şehir kurulmaktadır, şehrin güvenliği ve selameti için tanrılardan yardım ve onay istenmelidir. Remus’un ölümü aslında tanrılara kurban edilmesidir, Romanın yükseleceği yerde gerçekleşen bu kurban, halkların bilincinde yükselecek olan yeni kentin mutlu geleceği için verilmesi şart olan bir bedeldir. Efsane, bazı yönleriyle çok arkaik bir niteliğe sahip olsa da, sonuç itibarı ile Hint-Avrupa inançları ile yerel halklar olan Etrüsklerin Roma tarihiyle olan bağlantısı ile ilgilidir.
Sabin Kadınları
Roma’nın kurulmasından önce Tiber Nehri’nin doğusunda yaşayan yerel bir kabile olan Sabinler ile Romalılar defalarca savaşırlar. Roma medeniyetinin yükselmesi bu savaşların sona ermesinden sonra gerçekleşecektir. Mircea Eliade’ye göre kurucu kahraman Romulus’un kişiliği ile mitleştirilen bu rivayet Hint-Avrupa mitlerinin “tarihselleştirilmesidir”.
Hikaye o ki Roma'yı kuran Romulus’un takipçileri çoğu savaşçı, yoksul ve kadınsız erkeklerdir. Diğer tarafta, başlıca özellikleri zenginlik ve bereket olan (çünkü onların kadınları vardır) Sabinler ve kralları Titus vardır. Bir bakıma her iki taraf birbirlerini tamamlayıcı nitelikler taşımaktadır.
Savaş bir zaferle değil kadınların arabulucu girişimi sayesinde sona erer, artık iki farklı halk yoktur, barış sağlanmış, toplum tamamlanmıştır. Hikâye fransız ressam Jacques-Louis David’in (1748-1825), ‘Sabin Kadınlarının Araya Girmesi’ ismini taşıyan 5 metre uzunluğundaki bir resim ile tasvir edilmiştir.
Özellikle Etrüsk kökenli inançlarda kadın üstün konumdadır, sosyal hayatta erkekler kadar özgürdür ve aileyi temsil ederler. Bu yaşam kültürü Orta Asya kökenli Göktürk inançlarına daha yakın bir bilinçtir.

Athena ve Herakles İmgelerinin Dönüşümü
Etrüsk kültürü ve özellikle de inançları, İtalik ile Yunan unsurlarının bütünleşmesi ile ortaya çıkmıştır. Etrüskler’in büyük bir donanmaları vardı, ticaret yapıyor, demir kullanıyor, şehirler inşa ediyorlardı. Yüzyıllar içinde, Roma inanç tarihinde Yunanlıların bereket ve yer tanrılarının etkisi artmaya başlar, Hint-Avrupa kökenli inançlarından geriye sadece Romulus ile bağlantılı Jupiter inancı kalır.
Athena
Athena kültü kentli Romalı vatandaşlarda sanatların ve zanaatkârların koruyucusu Minerva inancı olarak devam edecektir ama savaşçı karakteri evcilleşmiştir. Devlet aklını, yasayı ve zanaatı temsil eder. Roma kenti büyüdükçe sosyal yapı loncalar ve meslek grupları etrafında şekillendi. Zeytin tarımının genişlemesi, zeytinyağı üretim tekniklerini de geliştirdi ve yağhane sahibi bir esnaf sınıfı oluştu. Minerva da zeytinyağının üretim aşamasını (presleme, kalite, ustalık) koruyordu. Minerva bu noktada Yunanistan’daki aristokratik bağlarından sıyrılmaya başlamıştı; "okul öğretmenlerinin" de tanrısı olacaktı. Her yıl Mart ayında kutlanan Quinquatrus festivali, onun kentli orta sınıfın günlük üretim ve eğitim hayatındaki baskın rolünü kanıtlar.
Herakles
Roma’da zeytinyağı tüccarları (olearii), genel ticaret tanrısı Mercurius'tan ziyade, kendilerine has ve çok daha köklü bir bağla Herakles (Herkül) kültüne sadık kalacaklardır. Zeytinyağı tüccarlarının Herakles ile olan bu özel ilişkisinin tarihsel ve sosyal kanıtlarından biri Tiber nehri kıyısındaki Forum Boarium’da (Sığır Pazarı/Ticaret Merkezi) bulunan yuvarlak tapınaktır; Hercules Victor veya popüler adıyla Hercules Olivarius (Zeytinci Herkül) Tapınağı.
Efsaneye göre Herakles, zeytin ağacını Kuzey Afrika'dan getiren ve Akdeniz dünyasına yayan kahramandı. Fiziksel dayanıklılığın, uzun mesafeli sevkiyatın ve güvenliğin tanrısıydı.
Zeytinyağı gibi taşınması zor, ağır amphoralarla yapılan ticaretin, Herakles'in kaba kuvvetini ve koruyuculuğunu gerektirdiğine inanıyorlardı. Tüccarlar, başarılı bir sevkiyatın ardından kârlarının onda birini (Decuma; Herkül'ün Payı) Herakles'in sunaklarında (özellikle Ara Maxima; Herkül'ün Büyük Sunağında) kurbanlar ve ziyafetler vererek halka dağıtıyorlardı. Bu sunu tüccarın toplum içindeki saygınlığını pekiştiren büyük bir sosyal ritüeldi.
Olearii (Zeytinyağı Loncaları) Roma ekonomisinin "petrolcüleri" gibiydiler; çünkü zeytinyağı sadece gıda değil, aynı zamanda aydınlatma ve temizlik için de vazgeçilmez bir ekonomik üründü. Soylu değillerdi ama zenginleşip güçlenmişlerdi. Zeytinyağının bu stratejik gücü Roma bürokrasisinde yükselmeye başlayan yeni nesil yağ tüccarlarını -daha yeni ve orta sınıf tüccarların ticaret tanrısı Mercuriustan- daha aristokratik ve kökü daha eskiye dayanan bir figür olan Herakles kültüne yöneltmişti.
Athena/Minerva zeytinyağının üretim aşamasını (presleme, kalite, ustalık) korurken; Herakles bu yağın piyasa gücünü, sevkiyatını ve tüccarın başarısını simgeliyordu. Yani zeytinyağı tüccarı için Minerva "usta", Herakles ise "ortak ve koruyucu"ydu.
Zeytin Dalı
Romalı diplomatların (elçi; fetiales, verbenarius) yeni bir ülkeye gittiklerinde, barış için geldiklerini göstermek amacı ile ellerinde zeytin dalı taşıdıklarına dair bir söylence mevcut ama gerçekte standartlaşmış böyle bir diplomatik protokol yoktur. Zeytin dalı Romalılar için de barışın sembolüydü ama diplomatik bir rolü yoktu.
"Verbenarius" adı verilen Romalı diplomatlar ritüel gereği -inanç açısından zorunlu bir unsur olarak- kutsal olduğuna inanılan "verbena" ya da "sagmina" adı verilen bir ot demeti taşırlardı, zeytin dalı değil. Demet Roma Kapitol Tepesi'ndeki Jüpiter (Yunan karşılığı Zeus) tapınağında bulunan otlardan koparılarak yapılırdı, bu "kutsal ot demeti" elçinin dokunulmazlığının ve "Jüpiter'in tanıklığının" sembolüydü.
Roma'daki Pax (Barış) ikonografisinde veya zafer-barış törenlerinde zeytin dalının kullanımı mevcuttur. Roma ordusuna teslim olmaya gelen düşman elçisinin ya da ara bulucunun elinde -o dönemlerde Akdeniz Havzasındaki birçok kültür için barış simgesi olan- zeytin dalı taşımış olma olasılığı daha yüksektir. Hiyerarşik olarak kendisinden daha üst seviyede birisine yalvarmak isteyen kişi barışçıl bir niyet ile huzura çıktığını, gerçekten merhamet dileyen biri olduğunu yada korkulacak tehlikeli biri olmadığını göstermek ister; muktedirin karşısına üzerinde gizlenmiş bir silah yerine elinde yeni koparılmış taze bir zeytin dalı tutarak gelir.
Yalvarma Kültürü ve Yünle Sarılı Zeytin Dalları
Yalvarma, antik dönem Akdeniz havzası toplumlarında yaygın olarak var olan, müktedirin karşısında kadim bir istekte bulunma/dilenme ritüelidir, kökeni antik Yunan döneminden de eskilere gider. Yunanca "Hiketeria" kelimesi dişil olup "Yalvaranlar" anlamında kullanılır. Muktedirin karşısına çıktıklarında "yalvaran" olarak geldiklerini göstermek için ellerinde beyaz yüne sarılıp kurdele ile bağlanmış yeni koparılmış/kurumamış zeytin dalı taşırlardı. Bu obje tanrılara yalvarırken ya da onlardan bir dilekte bulunurken de kullanılırdı.
Antik Yunan oyun yazarı Aiskhylos'un "Yakarıcılar" adlı tragedyasında Danaid'ler Argos sunağına "Yünle Sarılı Zeytin Dalları" ile gelirler. Bu iki obje, beyaz yün ve zeytin dalı, dokumacıların tanrısı ve zeytin ağacının yaratıcısı Athena'yı akla getirmekle birlikte, yalvarma/yakarma ritüelinde canlı bir zeytin dalı kullanımının hangi bilinçle yapıldığı tartışmalıdır, istenen yardımın gerçekleşme olasılığını artırma amaçlanmış olmalı, kim bilir?
Bugün bile beyaz renk ve zeytin dalı modern insan bilincinde barış ve uzlaşmanın sembolü olan kavramlar olarak varlıklarını sürdürüyorlar.
Yeni Koparılmış Canlı Zeytin Dalı
Barışın simgesi olarak "Yeni Koparılmış Canlı Zeytin Dalı"nın kullanılması ile bağlantılı bir başka arkaik imgelem ise diplomatik dokunulmazlığın simgesi, haberci ve arabulucu tanrı Merkür (Antik Yunan'ın Hermes'i) ile ilişkilidir.
Arkaik insan bilincine göre Merkür'ün asası (Caduceus; Elçi Değneği) uçlarında filizler bulunan canlı bir zeytin dalıdır. Merkür'ün kelime kökeni Latince ticaret anlamına gelen "merx" kelimesidir. Ayağında kanatları elinde zeytin dalından yapılma asası ile tüccar ve seyyahların şapkalı tanrısı, tanrıların elçisi Merkür imgelemi Mezopotamya kökenli beyaz güvercin imgeleminin insan biçimine dönüşmüş formu gibidir. İmgelem Tanrı ile gerçekleşen barışın simgesi ağzında "yeni kopartılmış canlı zeytin dalı" taşıyan tanrı habercisi güvercin imgelemine çok benzer fakat tüccar ve seyyah karakteri eklenmiş yeni bir tanrı imajıdır.
Roma Medeniyetinin ticaret kaynaklı tüccarlardan oluşan yeni sınıfının tüm Akdeniz kıyı şehirlerinde faaliyet içinde olduğu düşünüldüğünde, gezgin tüccarların zeytin dalından yapılmış barışçıl bir tanrısı olması çok da şaşırtıcı değildir.
Cumhuriyetin Getirdiği İnanç Toleransı
Kuruluşu MÖ 800 yıllarına dayanan Roma kültürel olarak yüzyıllarca Yunan etkisinde kalır, zamanla ticaret hacmi artar, ekonomik anlamda güçlenir, bunu egemenlik alanının büyümesi izler.
Cumhuriyetin ilanı ile politik ve ticari anlamda kurdukları devlet en yüksek seviyesine ulaşır, Roma bir milyona ulaşan nüfusu ile imparatorluk başkenti olarak politik ve kültürel bir merkez haline gelir. MÖ 500’lü yıllara kadar Etrüks Kralları’nın hâkimiyeti ile Yunan tanrıları için tapınaklar yapılır, ardından soylu ve aristokrat sınıfın liderliğinde cumhuriyetin temelleri atılır.
Bir yandan Yunan anakarası ile ilişkilerin azalması, diğer yandan Cumhuriyetin getirdiği hoşgörü ve tolerans ortamı inançları da dönüştürecektir. MÖ 200 yıllarından sonra halkların bilincinden Yunan tanrıları kaybolmaya ya da asimile olmaya başlar.
İmparatorluğun en güçlü zamanlara ulaştığı dönemde, cumhuriyetin getirdiği tolerans sayesinde, halk arasında her türlü inancın varlığını sürdürebildiği kozmopolit bir inanç zenginliği ortaya çıkar.
MÖ 9 yılında Senato ve Halk tarafından yapılmasına karar verilen bir tapınakta, geçmişin başarılı generallerine, ölen imparator Augustos’a ve tüm tanrılara tapınma aktiviteleri gerçekleştirilebilecektir.
Bu dönemde, Yunan kökenli pagan tanrıları unutulmaya yüz tutarken Roma halkları arasında Mısır kökenli İsis tapınımı yaygınlaşmaya başlar. İsis inancı yıllar sonra bakire Meryem inancının egemen olmasına da zemin hazırlayacaktır.
Roma Halkının Din Takıntısı
Romalıların kurallara ve yasalara olan takıntıları, dini ibadet ve davranışlarına da yansımıştı. Onlara göre hangi tanrıdan gelirse gelsin, inancın bir şekilde günlük hayattaki aktivite ve pratiklerle ilişkilendirilmesi, inancın gerektirdiği gibi bir yaşam sürülmesi gerekliydi, yoksa Roma yok oluşa gidecekti. Romalı halklar, zamanla, kökenine bakmaksızın neredeyse tüm tanrılara başvurur hale gelirler. İnançlarda yaşanan bu derinlemesine dönüşüm bir Roma filosu ile Anadolu’nun kadim tanrıçası olan Kybele’nin sembolü kara taşın Roma’ya getirilmesine kadar gider.
Ormanın Zeytin Ağacını Yaratan İlham Perileri
MÖ 43 – MS 17 yılları arasında yaşayan Romalı ünlü şair Ovidius “Dönüşümler” adlı eserinde yabani zeytin ağacının ortaya çıkışını şöyle hikâye eder: “Orman perileri olan Müzler (Zeus'un kızları, ilham perileri) saz çalıp şarkılar eşliğinde eğlenirlerken bir çoban gelip kaba sözlerle onları rahatsız eder. Sonunda bir çalı - botanik bilimi açısından zeytingiller çalı türlerini içeren bitki familyası ailesine mensuptur- ortaya çıkıp çobanın ağzını kaplar ve çoban yabani bir zeytin ağacına dönüşür.
Ovidius’a göre yabani bir zeytin türü olan delicenin acı meyveleri, çobanın çirkin sözlerinin yakıcılığını taşıyordur.
Söylencedeki çobanın zeytin ağacına dönüşümü veya insanın bir ağaca dönüşerek kök salmaya başlaması, hayvancılıkla uğraşan göçebe halkların tarım ve zeytin yetiştiriciliği ile yerleşik hayata geçmeleri sürecinin ya da bu iki farklı kültürün bilinç ve inanç düzeyinde çekişmelerinin hikayesi gibi görünür.
Roma uygarlığı dönemi insanları zamanla "kudretli ve yaratıcı tanrılar” inancını daha güçlü sorgular hale geleceklerdir. İnsan bilincinde aklın ve onun yaratıcı gücünün "İnsan Biçimci Tanrı" imgelemiyle yarışmaya, zihin dünyasında mantık şüphe duymanın önemli bir unsur olmaya başladığı tarih dönemine ulaşılmıştır.
Yukarıdaki hikâyede rol alan dokuz dişi Müz (Musa) mitlerde genellikle Apollon önderliğindeki bir koroda, tanrıların bütün şenliklerinde şarkı söyler dans ederler. Kendileri ile ilgili bir destanları ya da güçleri yoktur ama Müz’lerin adları neredeyse her şiirde geçer. Müzler sadece müzik alanında değil, edebiyatta, sanatta, bilimde ve hatta bilimin tüm dallarında aktif olarak rol almışlardır. Tüm bilim dallarına yön veren esin kaynağı (ilham perisi) sayılmışlardır.
Yunan mitoloji ve felsefe tarihinde Müz’ler saygı duyulan son tanrıçalar gibidir, onların insanın ahlaki yönden eksikliklerini tamamlayan şifacılar olduklarına inanılır.
Müzik, sanat ve yaratıcı düşünce medeniyetin kurgulandığı şehirlerde gelişip insanlığın bir parçası oldu. Roma döneminde, insan aklı ve yaratıcılığının, artık kendi yarattığı tanrıların kudreti ile yarışmaya başladığını söyleyebiliriz. Ek olarak; insanlık yazı ve parayı icat etmiş, yeni sosyal sınıflar ortaya çıkmış, us ve mantık inançları dönüştürmeye başlamıştır. Us gücünün imgelemindeki kutsalların gücüyle yarışmaya başladığı tarih dönemine ulaşılmıştır.
Roma Medeniyeti dönemi Akdeniz havzası halkları, yavaş ama istikrarlı bir süreç ile, atalarının çok tanrılı inançlarını bırakıp, benzersiz ve mutlak, her şeye kadir, benzersiz tek tanrı inancına yöneleceklerdir.
Kaynakça
1. Dinler Tarihine Giriş, Mircea Eliade,1979, Çeviren: Lale Arslan, Kabalcı Yayınevi, 2000.
2. Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 2: Gotama Budha’dan Hristiyanlığın Doğuşuna; Mircia Eliade, Çeviren: Ali Berktay, Kabalcı Yayınları, 2016.
3. Geçmişten Günümüze Zeytin ve Zeytinyağı, Dünya-Akdeniz-Türkiye, Aytaç Eryılmaz, Ocak 2020.
4. Musa'lar Mitolojisinin Ahlak Öncülleri; Ayna İsababayeva, Yrd.Doç.Dr., Erciyes Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Müzik Bölümü, Art-Sanat 3/15.

Yorumlar