Zeytin ve Zeytinyağı Mitleri IV - Antik Yunan Dönem Mitleri VI - Hygeia
- Uğur Saraçoğlu

- 13 Nis
- 8 dakikada okunur

Ressamın 1900-1907 yılları arasında Viyana Üniversitesi için hazırladığı Tıp isimli eseri kayıptır. Eser "Fakülte Tabloları" serisinden (Felsefe, Tıp ve Hukuk) biridir. Orijinal tablo, 1945 yılında II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Immendorf Kalesi'nde çıkan bir yangında yok olmuştur. Günümüzdeki renkli görsellerin çoğu, siyah-beyaz fotoğraflar ve eskizler üzerine yapılan dijital restorasyonlardır. Tasvirde insanlığa arkasını dönmüş, mağrur ve ulaşılamaz bir "femme fatale" (tehlikeli kadın) imajıyla izleyiciye doğrudan bakan bir Hygeia betimlemesi vardır. Hygieia figürünün yer aldığı bölüme ait renkli bir fotoğraf (1931 yılındaki bir yayından) günümüze ulaşmıştır. Bu sayede figürün kırmızı ve altın ağırlıklı olduğu kesin olarak bilinmektedir. Google Arts & Culture ve Belvedere Müzesi'nin ortaklaşa yürüttüğü çalışmada, renkler yapay zeka kullanılarak yeniden oluşturulmuştur fakat gerçek renklerin ne olduğu hala tartışma konusudur.
Hygiea; Antik Çağın Longevity Tanrıçası
Athena ile ilişkilendirilen tanrıçalardan biri temizlik ve sağlık tanrıçası Hygeia'dır. Klasik Yunan Medeniyeti dönemine ulaşıldığında Athena’nın yarattığı zeytin ağacının “sıvı altın” olarak nitelendirildiği yağı sadece ekonomik bir meta değil özellikle soylu ve orta sınıf Atinalı bir kentlinin günlük yaşamda en çok kullandığı nesneye dönüşmüştü; aydınlatma için yakıt, mutfakta gıda, cildi için kozmetik bir ilaç ve temizlik maddesiydi.
Tanrıça ile özdeşleşen semboller, tıbbın sadece "Hastalığı İyileştirmek" olgusundan ibaret olamayacağını, sağlık kavramının beden fonksiyonlarının sürekliliğini sağlayan unsurlarla da bağlantılı olduğu düşüncesi ile ilişkilidir. Antik Yunan döneminin "Longevity; Sağlıklı Yaş Alma" bilincidir.
Antik Yunan ve Roma dönemi heykellerinde bir elinde yılan diğer elinde kase bulunan ya da elindeki kaseye yönelmiş bir yılan ile tasvir edilen genç kadın figürleri ile tasvir edilir. Kasenin içinde şifa veren bir sıvı ya da ilaç olduğu düşünülebilir ama bu görüş tartışmalıdır. Kase kavramsal olarak sağlıklı olmanın göstergesi olan ölçü, denge ve doz kavramlarının somutlaştırılmış nesnesidir, bu nedenle “Hygeia Kasesi” olarak eczacıların sembolüdür.
Tarihsel temelde inançtaki en önemli yenilik ise “İnsan Eliyle Hazırlanan Doz” düşüncesinin ortaya çıkmasıdır.
"Sağlıklı Olma" ya da "Sağlığı Koruma" düşüncesi yılan, kase ve kasenin içindeki sıvı ile betimlenir. “Athena’nın Aigisi” savaşta onu nasıl düşman tehlikesinden koruyorsa Hygeia’nın kasesi ile somutlaşan "Ölçülü Olma" inancı da bedeni hastalıklardan korur. Her iki tanrıçanın ortak sembolü yılandır. Deri değiştiren yılan insan zihninde yenilenme kavramına denk düşer, daha kadim toplumlarda toprağın altındaki gizli güçlerle (iyileştirici bitkiler, bitki kökleri ve toprak mineralleri) bağlantılı olduğu inancı vardır. Yılanın ağzından çıkan zehir insan eliyle hazırlanan ilacın sembolüdür fakat, zehir dozdadır; yılan ve kase sembolleri şifanın sadece maddeden değil ölçüden de geldiğinin anlatımlarıdır.
Hygeia İmgeleminin Kabulü; Atina’nın İthal Tanrıçası
Antik Yunan inanç sistemine göre Hygeia’nın bir tanrıça olarak bağımsız bir kimlik kazanması Athena ile karşılaştırıldığında çok daha geçtir. Aralarındaki fark hem mitolojik kronolojide hem de tarihsel (arkeolojik) kronolojide ortaya konmuştur.
Hygeia'ya dair en eski izler MÖ 7. veya 6. yüzyıla (Titane bölgesine) dayanır. Atina’daki popülaritesi yada bir başka deyişle tanrılar hiyerarşisine kabulü MÖ 420 civarında yaşanan büyük veba salgınından sonra gerçekleşecektir.
Babası şifa tanrısı Asklepios’un mitolojik olarak doğum yeri Teselya (Kuzey Yunanistan), özellikle de Trikka (modern Trikala) şehridir. Ancak kültünün asıl parladığı ve yayıldığı merkez Mora Yarımadası'ndaki Epidauros'tur. İlk kez Homeros’un İlyada destanında adı geçer. Ancak burada bir "Tanrı" değil, Truva Savaşı'na katılan yetenekli doktorların (Machaon ve Podaleirios) babası olan ölümlü bir kahraman "Kusursuz Bir Hekim" olarak anılır. Miken döneminin ölümlü hekim kahramanı Klasik Dönemin "Şifa Tanrısı"na dönüşmüştür.
Annesi Epione'nin bir figür olarak netleşmesi, Asklepios kültünün kurumsallaştığı MÖ 5. ve 4. yüzyıllara (Klasik Dönem) rastlar. Özellikle Atina Akropolisi'nde bulunan MÖ 400 civarına ait kabartmalarda, kocası Asklepios'un yanında "huzur veren ve acıyı dindiren" bir eş olarak tasvir edilir.
Asklepios ve Epione’nin Hemşire Kızları ile Hekim Oğlanları
Babası Asklepios Apollo’nun oğludur. Bu soy ağacına göre Hygeia, Athena’nın torun kuşağında (üçüncü nesil) yer alır. Annesi Epione'dir; ağrıların hafifletilmesi ve teskin edilmesiyle ilişkilendirilen bir tanrıçadır, dilbilimsel kökeni "acı dindiren" veya "yatıştıran" anlamına gelen yunanca "epios" kelimesi ile bağlantılıdır.
Hygeia, bu aile içindeki en tanınmış figürlerden biri olsa da yalnız değildir. Kültte Hygeia'nın her biri sağlığın farklı bir yönünü temsil eden kardeşleri de vardır:
• Panakeia (Panacea): Her derde deva olan ilacı temsil eden tanrıça.
• Iaso: Hastalıktan kurtulma ve iyileşme sürecinin tanrıçası.
• Akeso: İyileşme sürecini denetleyen tanrıça.
• Aglaea (Aigle): Sağlığın getirdiği parlaklık ve güzelliği temsil eder.
• Machaon ve Podaleirios: Babalarından hekimlik sanatını öğrenen cerrah ve doktor eril kardeşleri.
Anlaşılan eczacılık ve hemşirelik zanaatı kadınlara, hekimlik ve cerrahlık zanaatı ise erkeklere uygun görülmüş.
Klasik Antik Yunan'da Tıp
Tıbbın babası kabul edilen Hipokrat'ın ünlü andı (Hipokrat Yemini) şu sözlerle başlar: "Hekim Apollon, Asklepios, Hygeia ve Panakeia adına yemin ederim ki..."
Klasik Yunan toplumunda hastayı iyileştirmek tedavi edici tıbbın (cerrahi ve ilaç) işiydi, eril tanrısı Asklepios idi. Bununla birlikte hastalanmamak için doğru beslenme, temizlik ve dengeli yaşam gerekliydi, koruyucu tıbbın, popüler tabirle “Longevity” bilincinin tanrıçası ise Hygeia’ydı.
"Athena Hygeia" Bağlantısı ya da Teolojik Reform
MS 2. yüzyılda Yunanlı gezgin ve coğrafyacı Pausanias'un aktardığına göre; Atina Akropolisi'nin girişinin yakınında hem Hygieia hem de Athena Hygeia heykelleri vardı.
Yunanlı tarihçi ve biyografi yazarı Plutarhos'un (MS 46-120) aktardığına göre; bu birliktelik Parthenon'un inşası (Klasik Dönemin en parlak yıları; MÖ 447-432) sırasında gerçekleşen bir kaza ile ilişkilidir. Mabedin en becerikli zanaatkarlarından biri iş kazası geçirir, bir türlü iyileşmez, zanaatkarların tanrıçası Athena şehrin rahip kralı Perikles'in rüyasına girer, tedavinin nasıl yapılacağını anlatır ve zanaatkar iyileşir. Ardından daha önce orada olduğunu söyledikleri sunağın yanındaki kaleye, "Athena Hygeia" nın pirinçten bir heykelini diker. Ünlü heykeltıraş Pyrrhus’un elinden çıkan heykelin verdiği mesaj şudur; "Aslında Hygeia yabancı değil, kadim tanrıçamız Athena'nın sağlık dağıtan bir başka formudur."
Atinalı vatandaşlar için Hygeia tamamen yabancı bir figürdü, sistem onu bilge tanrıça Athena ile ilişkilendirmek zorundaydı, başlangıçta Athena’nın bir sıfatı olarak kabul edildi; Athena’ya "Athena Hygeia" (Sağlık Veren Athena) sıfatını verdiler. Athena'ya "Sağlık Veren Athena" olarak dua etmeye başladılar. Zamanla şehir yaşamının karmaşıklaşması, her konuda yeni bir bilincin ortaya çıkmasına ile uzmanlaşmış bir "Sağlık Tanrıçası" düşüncesi ortaya çıktı ve Hygieia kavramı Athena’dan ayrılarak bağımsız bir figür ve külte dönüştü.
Atina’nın İthal Tanrıçası
Hygeia’nın başlangıçta bir fikir olarak doğup bir tanrıçaya dönüşmesi, aslında Antik Yunan toplumunun "çaresizlikten bilgeliğe" geçiş hikayesiydi. Onun Atina’nın resmi teolojisine kabulü ya da yeni bir kutsalın ortaya çıkması veba gibi büyük bir felaket sonrası yapılan siyasi bir hamle ve toplumsal bir paradigma değişiminin sonucuydu. Atina'nın muktedirleri halkın moralini düzeltmek ve devlet aygıtının sağlıkla ilgilendiğini göstermek için Asklepios ve kızı Hygeia kültünü resmileştirirler; kült için Akropolis’in güney yamacında bir yer (Asklepieion) tahsis edilir. Bu süreç "İthal Tanrı" kavramının tipik örneklerinden biridir. Üç temel sosyo-kültürel katmanda gerçekleşmiştir:
1. Büyük Vebalar ve "Korku" Faktörü
MÖ 430'daki Büyük Atina Vebası, yaklaşık dört kişiden birini öldürmüş, toplumun psikolojisini altüst etmişti. İnsanlar kurbanlar kesip Apollo'ya dua etseler de salgın durmaz. Sorun tanrılarda olamazdı, “sadece iyileşmek yetmez, biz ölümlüler hastalanmamayı da öğrenmeliyiz" düşüncesi ortaya çıktı. Veba ilk anda tanrıların kolektif bir cezalandırma aracı gibi görünse de temizliğin (hijyenin) koruyucu etkisi fark edilmeye başlandı. O halde birey kendi sağlığından sorumluydu; bu "korunma" ve “sorumluluk” bilinci Hygeia imgelemi ile tanrısallaştırıldı.
2. Kentleşme ve Kamusal Sağlık İhtiyacı
Antik Yunan şehir devletleri (Polis) büyüdükçe, dar sokaklar ve kalabalık nüfus sanitasyon (altyapı/temizlik) sorunlarını beraberinde getirdi. Sağlık artık sadece bireysel bir konu değil, şehrin güvenliği kadar önemli bir "kamusal mesele" olarak görülmeye başlandı.
Hygeia kültü, özellikle eğitimli ve orta/üst sınıf arasında popülerleşti. Çünkü sağlıklı beslenmek, spor yapmak, temiz kalmak zaman ve kaynak gerektiren ancak şehirli soylu üst sınıf popülasyonunun bir disiplini olabilirdi. İnsanlık tarihinin ilk "Sağlıklı Yaşam Bilinci" (Wellness ya da Longevity) hareketi gibiydi. Hygeia, "şehirli uygar ve kendine bakan insan" idealinin sembolü oldu.
3. Kadın Figürüne Biçilen "Şefkat ve Bakım" Rolü
Savaşçı ve sert tanrıların (Ares, Zeus ve Athena gibi) aksine, Hygeia daha sakin, besleyici ve evcil bir figürdü. Geleneksel Yunan toplumunda kadın her zaman ailenin sağlığından ve beslenmesinden sorumluydu. Hygeia, kadının ev içindeki bu "Bakıcı" rolünün tanrı katına yükseltilmiş yeni versiyonuydu. Toplum, şifayı sadece bir cerrahın bıçağında (Asklepios ve erkek çocukları) değil, bir kadının sunduğu temizlik ve bakımda da aramaya başlamıştı. Hygeia'nın yükselişi, kadının toplumdaki "bakıcı/şifacı" rolünün yeniden kutsanmasıydı.
4. Tıbbın ve Düşüncenin "Ruhani" likten "Bilim" e Geçiş Sancıları
Antik Yunan’ın en temel toplumsal çatışması soylarını tanrılara bağlayan rahibelerin rol aldığı tapınaklarda dua ve ritüellerle şifa ve esenlik arayan kentli vatandaşlar ile her şeyi akıl süzgecinden geçiren dönemin ünlü filozofları arasındaki zihinsel çatışmaydı. MÖ 5. yüzyılda Hipokrat ile birlikte tıp, büyü, rüya ve batıl inançlardan ayrılmaya başlamış, tıp artık sadece bir "mucize" değil, bir "zanaat" ve “yaşam tarzındaki denge” olarak görülmeye başlamıştı.
Yunanlı düşünürler sağlığı, vücuttaki dört sıvının (kan, balgam, sarı safra, kara safra) dengesi olarak tanımladılar. Hekimliğin bir bilgi, tecrübe ve akıl işi olması yanında aynı zamanda " kutsal bir zanaat" olarak da görülmeye başlandığı bir bilinç düzeyine ulaşılmıştı. Tanrıçanın babası Askeplios adına kurulan merkezler (Bergama, İstanköy, Epidauros), tarihin ilk organize sağlık kompleksleri olarak kabul ediliyor.
Düşünsel ideolojinin simgesi Hipokrat ve takipçileri ile metafizik ideolojinin simgesi Asklepion ve kızı Hygeia'nın takipçileri birbirlerine tolerans göstermeye başladı; sosyal düzen için tanrılara saygı göster, ama sağlığın için Aristo'nun mantığını ve Hipokrat'ın dediklerini uygula.
Düşünce tarihi açısından dönüşümün başrolünde Aristo vardı, dönemin en önemli bilim ve düşünce insanıydı, bir doktorun oğluydu, babası Makedonya kralının hekimiydi. Onun için sağlık, tanrısal bir lütuftan ziyade biyolojik bir denge meselesiydi. Aristo’nun ünlü "etik" teorisindeki "denge/ölçü" kavramı, Hygeia’nın kasesi ile temsil edilen "ölçülü yaşam" fikrinin felsefi karşılığıydı. Aristo zeytinyağının mideye ve cilde iyi geldiğini rasyonel bir gözlem olarak anlatırken yağın kutsal kimliğine tepki göstermiyor, insanların bu "kutsal sıvı" ile kendilerini hastalıklardan ve kirlilikten koruduklarını düşünüyordu.
Hygeia, bu dengeyi destekleyici bilincin dinsel figürüne dönüştü. İnananlarına göre o "bakım ve temizlik" gibi somut gözlemlenebilir eylemleri emrediyordu. Toplum, iyileşmek için metafizik mucizeler beklemek yerine, tanrıçanın öğütlediği "ölçülü ve temiz yaşamı" bir alışkanlık haline getirmeye çalıştı. Yunanlılar için ona inanmak sadece tapınmak değildi, onun temsil ettiği kavramı davranış ve alışkanlıklarla yaşama geçirmekti.
Müzler; Zeus’un Tanrıça Sayılmayan Kızları yada Üst Sınıf Soylu Sınıfın Baş Tacı Ettiği Yeni Kadın İmgelemi
Müz'lerin (Musalar, İlham Perileri), Zeus’un doğrudan kızları olduğuna inanılmaya başlanır fakat, tanrıça olarak kabul edilmez, onlar için adak ya da sunu ritüelleri yapılmazdı. Dokuz Müz'ün kendilerine özgü uzman oldukları alanlar vardı. Aristo ve Platon gibi şüpheci düşünürlerin çalışmalarını Musaların himayesinde yaptıklarına inanmaya başlandı. Felsefe, bu dönemde "En Yüksek Musa Sanatı” olarak tanımlandı. “Musa’ların Yeri” anlamına gelen müze kelimesinin dilbilimsel kökeni bu zihin yapısıydı. Kütüphaneler onların mekanıydı.
Zeus’un torun kuşağından olan Hygeia inancı beden sağlığının kutsal kültüne dönmüştü ama, Müzler (İlham Perileri) imgelemi tanrısal da olsa hiç bir zaman kutsal bir külte dönüşmedi. Onlar ruh sağlığı ve insani yaratıcılığının kaynağı olan yeni nesil dişil imgelemlerdi.
Antik Yunanda Kadın Olmak
MÖ. 4. yüzyılda Atina şehrinin ulaştığı ekonomik zenginlik ve refaha Sokrates ve Platon gibi felsefe yapanların liderlik ettiği düşünsel zenginlik de eklendi. Kaba kuvvet kullanan Ares, Herakles, Poseidon gibi eril tanrılardan ziyade, "Uygarlık Yaratan" tanrıçalar üst sınıf zengin soyluların ikonlarına dönüştü.
Tanrısal düzeyde dişi figürlere hakları veriliyordu ama kamu hayatındaki gerçek bambaşkaydı; Atinalı kadınların hakları kısıtlıydı, evin dışındaki sosyal yaşamdan izole edilmişlerdi, siyasetten uzak tutulurlardı. Egemen oldukları en yüksek sosyal statü az sayıda soylu sınıf kadın vatandaşın ulaşabildiği rahibelik kurumuydu. Tapınak onların -gereğinde soylu erkeklerin bile giremediği dışarıya kapalı- gizem ritüellerine konu olan mahrem mekanlarıydı.
Evin içindeki bakıcı/şifacı rolü kutsanmış ama özgürlükleri evin ve tapınağın dışına çıkamamıştı. Tapınakta ve evde yüceltilmiş dişilik kamusal alanda yok sayılmıştı.
Bugün felsefenin ve rasyonel düşünce tarihinin ilk filozoflarından sayılan Sofokles, Platon ve Aristo'nun eserleri bile bu bilincin ne kadar güçlü olduğu anlaşılacaktır.
Yıllar sonrasında kullanıma girecek “Aristokrat” kelimesinin öncülleri olan soylu Atinalı sınıf atalarının tanrılar olduğunu inanıyordu, erkekleri sabah Gymnasium'da vücudunu, öğleden sonra Akedemi'de müzlerin ilhamıyla felsefe ve sanat tartışmalarına katılarak ruhunu besliyor, sofistlerden hitabet ve mantık eğitimi alıyordu. Genç soylu erkeklerin savaşçı hükümdar kaba içgüdüleri “Zeus’un Kızları” ve “Felsefecilerin Akıl ve Erdem Kavramları” tarafından ehlileştirilip “Uygarlaşma” sürecine sokulmuştu.
Akıl ve Sözün Dönüştürdüğü Kültür Tanrısal Kültü Zayıflatınca
Mitler ebedi bir alegoriye dönüşmüş, kamu alanı sekülerleşmeye başlamıştı. Hukukun üstünlüğü, bireyselleşme ve eğitimin yükselttiği bilgi ve rasyonel düşünce toplumun orta üst sınıflarındaki kutsal algısını zayıflattı. Athena ile Poseidon arasındaki yarışma söylencesinin üzerine kurulmuş olan demokrasi bilinci, bir başka deyişle Athena'nın bahşettiği tanrısal Atina demokrasisi kutsal dayanaklarından koparıldı. Kültün toplumdaki birleştirici gücü zayıfladı, demagoglar ve siyasetçiler ile daha seküler daha çatışmalı, tanrılara değil hukuka dayalı yeni bir kamu düzenine yönelim başladı.

Yorumlar