top of page

Zeytin ve Zeytinyağı Mitleri IV - Antik Yunan Dönem Mitleri II - Herakles

  • Yazarın fotoğrafı: Uğur Saraçoğlu
    Uğur Saraçoğlu
  • 27 Mar
  • 14 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Mar


Yılanlarla Boğuşan Bebek Herakles Mozaiği; Kem Göz Evi, Antakya'daki Roma Dönemine ait villa, MS 2. yüzyıl, Hatay Arkeoloji Müzesi.
Yılanlarla Boğuşan Bebek Herakles Mozaiği; Kem Göz Evi, Antakya'daki Roma Dönemine ait villa, MS 2. yüzyıl, Hatay Arkeoloji Müzesi.

Eril Gücün Aslan Yürekli Yarı Tanrısı


Herakles imgelemi arkaik antik Yunan coğrafyası yerel halklarının zihninde erkek bir kahraman arketipi olarak ortaya çıkar. Olympos'un ölümsüzler hiyerarşisine layık görülen bir yarı tanrı imgelemine evirilmesi kronolojik olarak daha sonra gerçekleşecektir.


Etimolojik kökeni "Hera" ve "Kleos" (şöhret/ün) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor; "Hera'nın şöhret ettiği" veya "Hera sayesinde ünlü olan". Zeus'un çapkınlıklarından birinden doğan bu yarı tanrı erkek kahraman daha çocukken hayat mücadelesine başlamış, ilk zaferini Olympos'un baş tanrıçası Hera'nın onu zehirlemesi için gönderdiği iki yılanı çıplak elleri ile boğarak kazanmıştır.


Homeros yazınında "Acı Kuvvet Sahibi" ve "Aslan Yürekli" olarak nitelenir.


Hera ile bağlantılı bir başka hikayesi de Samanyolu (Milky Way) adlandırması ile ilgilidir. Sinsi Zeus Herakles'in ölümsüz olması için onu uykudaki Hera'nın göğsüne koyar. Bebek kahramanımız tanrıçanın memelerini öyle bir güçle emer ki acıyla uyanan Hera bebeği can havliyle iter, bu sırada memesinden fışkıran tanrısal süt gökyüzüne dağılır ve Samanyolu oluşur.



Aslan, Budaklı Asa ve Saf Fiziksel Kuvvet


Herakles'in sopasıyla zeytin ağacı arasındaki en güçlü ve en kadim bağlantı, onun meşhur on iki görevinden birincisi olan Nemea Aslanı'nı öldürme hikayesinde geçer. Kahramanımız Peloponez yarımadasının derisi delinemeyen ilahi canavarı Nemea Aslanı’nı çıplak elleriyle boğarak öldürmüş ama boğmadan önce aslanı sersemletmek için güçlü bir topuz/sopa kullanmıştır; Heraklesin meşhur "Budaklı Asası". Topuzun yardımı olmasaydı ilk büyük tehdit ortadan kaldırılamazdı. Onun elinde bir silaha dönüşen bu topuz o kadar sağlammış ki, söylencelerden birine göre darbesi aslanı ikiye bile ayırmış. Athena'nın silahı olan mızrağın delemediği ilahi aslanın derisi ancak sopanın yardımıyla bertaraf edilebilmiş.


Hikayenin ilk ortaya çıktığı dönemde zeytin ağacı henüz hikayeye eklenmemişti. Mit kadim devirlerdeki yerel toplulukların doğa ile bağlantılı totemi olan ilahi aslan figürünün yok edilip insan merkezli yeni düzenin egemenliğini meşrulaştırılmasının anlatısıdır.


Kronolojik olarak insan gücünün doğaya karşı verdiği savaşta kullanılan silahın yapıldığı malzeme olan zeytin ağacı söylenceye sonradan eklenecektir; aslında kahraman meşhur topuzunu bölgedeki Yabani Bir Zeytin Ağacının (Kotinos) kökünden sökerek yapmıştır.


Mit toplumun bilincinde zeytin ağacının yalnızca bir bereket ve zenginlik kaynağı olarak görülmediğini, aynı zamanda fiziksel güç ve dayanıklılığın tanrısal simgesi olarak kabul edildiğinin anlatısıdır. Herakles’in fiziksel gücü yabani zeytin köklerinin sağlamlığı ile özdeşleşir, zeytin ağacından yapılan topuz artık "kaba ama tanrısal" bir silah imgeleminin somut simgesidir.



Kahramandan Tanrılaşmaya Giden Dönüşüm


Herakles imgelemi ve kültü Antik Akdeniz dünyası insanının zihninde sosyal, politik ve dini değişimlere uyum sağlamış Roma Döneminin sonuna kadar varlığını sürdürmüştür.


İnancın uzun hikayesi kültürel asimilasyonun, yabancı inançlar ile gerçekleşen etkileşimlerin bir kültü nasıl değiştirip yeniden kurguladığının tipik bir örneğidir.

Herakles mitleri ona inanan halkın egemenliği altında yaşadığı iktidarın ideolojik ihtiyacını karşılayacak şekilde farklılaşacaktır. Eski hikayelere sürekli olarak yeni anlamlar ve aksiyonlar eklemiş böylece inanç uzun süre varlığını devam ettirmiştir.


Başlangıçta insan bilincindeki kahramanlara özgü onur, şan ve fiziksel gücün yok edilememiş erkek arketipidir.


Zamanla tanrı katına kabul edilen bir “Yarı Tanrı” kimliğine bürünür.


Roma döneminde artık doğrudan Tanrı (Deus Hercules ya da Hercules Olivarius; Zeytinci Herkül) olarak kabul edilmiş, kültün sınırları Akdeniz coğrafyasını aşıp Anadolu’nun iç bölgelerine ulaşmış, uzun yıllar boyunca onun için resmi tapınaklar inşa edilmeye devam edilmiştir.



Erkek Tanrı İnancının Yerel Geçmişi ve Kökenleri


Nemea bölgesi Yunan Yarımadasındaki Korint ile Argos şehirleri arasında yer alan tarımsal yönden verimli bolca su kaynakları ve ırmakları olan bir vadiydi. Aslan popülasyonunun MÖ 1000 yılının ortalarına kadar Yunan Yarımadasında ve Makedonya'da var olduğu biliniyor. Kadim zamanların hayvan-ruh/totem kalıntısı “Yenilemez İlahi Aslan” imgelemi yerini zamanla “İnsan Biçimci” tanrı imgelemine bırakır.


Herakles imgelemenin tarih öncesi kökenleri Nemea çevresindeki Argolid topraklarından kalma "Opheltes Efsanesi", "Su Perisi Nemea" ve "Hera'nın Trophosları" hikayelerinden beslenmiş görünmektedir.


Opheltes mitinin çocuk kahramanı bakıcısının ihmali nedeniyle Zeus'un kutsal korusunu koruyan devasa yılan tarafından öldürülür. Çocuk Opheltesin yılan tarafından öldürülmesi sonradan ortaya çıkacak Herakles imgelemine çok benzer, ölümünden sonra adına bölgede "Cenaze Oyunları; Nemea Oyunları" düzenlenmeye başlanır.


Opheltes'in dikkatsiz bakıcısı ile Tanrıça Hera'nın Trophosları olan bilge kadın bakıcılar birbirlerinin devamı gibidir. Onlar kahramanlara ya da bebek tanrılara bakıcılık yapan bilge dişi figürleridir. Bir görüşe göre bu kadınlar bölgedeki su kaynakları nedeniyle var olan Zeus'un kızları Su Perileri ile aynı imgelemlerdi. Tarih öncesi zamanların yerel güçlü dişi yaratıcı imgelemi erkek egemen tanrı imgeleminin baskısıyla bakıcı ve peri seviyesine düşürülmüş görünüyor.


Yunan yarımadasına kuzeyden gelen Erken Miken öncesi İndo-Avrupa kökenli göçmenler kendilerinden önce var olan Minos dönemi inançlarını kökünden değiştirmeye çalışır ama yok edemez. Minos’un güçlü bereket temelli “Toprak ve Boğa” ile somutlaştırılan “Dişi Yaratıcı” bilinci yerini yeni gelenlerin “Erkek Aristokrat” düzenine bırakır.


“Erkek Gök Tanrı/Baba Tanrı” imgelemine sahip Bronz Çağının kuzeyden aşağıya göç eden atlı, kılıçlı ve savaş arabalı halkları kültürel fetih sürecini de başlatmışlar, yerel tanrıça kültlerini ya yok etmişler ya da tanrıçaları tanrılar hiyerarşisinde alt seviyelere düşürmüşlerdir.


Erken Demir Çağı Peloponez bölgesindeki farklı dağ zirvelerinde var olan Zeus kültleri arasında kavramsal farklar da olduğu düşünülmektedir. Kronolojik olarak bu dönemde Herakles imgelemi yoktur ama tohumlarının atıldığı dönemdir. Zeus kültü güçlenmiştir, Nemea Oyunları artık Opheltes adına değil Zeus adına yapılmaktadır, bu görüş yazıtlardaki “Zeus Nemeios” ifadesine ve arkeolojik bulgulara dayandırılıyor.


Miken dönemi Linear B tabletlerinde Herakles’den bahsedilmez ama arkeolojik araştırmalarda ritüellerde zeytinyağı kullanıldığı anlaşılmıştır.



Göçmenlerin Şanlı Yarı Tanrı Erkek Kahramanı


Herakles figürünün ilk ortaya çıkışı geç dönem Miken halklardır; yerel canavarları öldüren, hayvanları ehlileştiren ve onlara karşı koruma sağlayan güçlü erkek bir kahraman imgelemi. Tanrı değildir ama yarı tanrı figürünün ilk nüveleri bu tarihsel dönemde kendini gösterir; Argolis/Nemea bölgesinde “doğayı terbiye eden güç” bilinciyle yapılan Nemea Oyunları ile Boiotia bölgesinde onun adına düzenlenen Heraklia Oyunları. İkincisi genç erkeklerin gücünü “evcilleştiren” dini bir ritüeldir.


Miken Uygarlığının çöküşe geçtiği yıllarda (MÖ 1100-800) Herakles imgelemi Zeus inancı ile birlikte “güçlü erkek kahraman” olarak varlığını devam ettirir. Çöküş sürecinde merkezi bürokrasi ve ticaret ağları kesintiye uğramış, bronz kıtlığı ortaya çıkmıştır. Kargaşa döneminin yeni kahramanı baş tanrı Zeus’la ilk bağını bu dönemde kurar; toplumun zihninde Herakles artık onun yarı tanrı oğludur. Diğer yandan her iki tanrı da inançlardaki “erkekleşmenin” devam ettiğinin göstergesidir.


Miken Uygarlığının çöküşü (yaklaşık MÖ 1200) gene kuzeyden gelen Dor göçleriyle (bir görüşe göre Keltler) ilişkilendirilir. Ege denizindeki adalara ve Anadolu’nun Ege kıyılarına göçler düzenleyen Dor halkları da daha öncekiler gibi Hint–Avrupa kökenli göçebe kabilelerdi, eski göçmenlerden farkları bronz yerine daha sağlam olan demiri kullanıyor olmalarıydı. Yaklaşık olarak MÖ 1200 ortalarından itibaren önce Yunan yarımadasına sonrasında dalgalar halinde Ege adalarına sömürgeci akınlar düzenlerler.


Bu dönem yarım adadaki demir çağının başlangıcıdır, demir sabanlar sayesinde tarımsal verim artmış, kırsal ekonomi güçlenmiştir. Yaklaşık 400 yıl devam eden bu kargaşa dönemi “Klasik Yunan Medeniyetinin” yükselmesiyle sonuçlanır. Hayatta kalmak için tek başına güç ve kahramanlık artık yeterli değildir, zeka ve bilgeliğe de ihtiyaç vardır. Zeus’un kafasından doğan strateji ve bilgeliğin tanrıçası Athena da bu inancın en politik imgelemi olacaktır.


Homeros’un eserleri bu geçiş sürecinde hüküm süren “Atlı Yarı İlahi Savaşçı Erkek Kahraman” figürünün zafer ve yenilgi hikayelerinin yazınıdır. Homeros’a göre Herakles ancak ölünce daha doğrusu ölmeyi arzulayınca tanrısallaşan yarı tanrı erkek bir kahramandır.



Topuzlu Kahramanın Tanrılaşma Öyküsü


Kültün Kökenleri


Tarımı yapılabilen evcilleştirilmiş zeytin ağacı fideleri Fenikeli denizcilerin başrol oynadığı bir süreçle ilk başta Ege denizindeki Kıbrıs, Rodos ve Girit adalarına ulaştırıldı. Zamanla kıyı bölgelerinden iç bölgelere yayıldı. Zeytin tarımının yaygınlaşması zeytinyağı üretimini arttırdı, zeytinyağı Girit merkezli Minos ve ardılı Yunan Yarımadası merkezli Miken medeniyetlerinin önemli bir ekonomik metasına dönüştü. Miken medeniyetinin sonuna ulaşıldığında zeytinyağı ve şarap Doğu Akdeniz ticaretinin en değerli ticaret malları durumuna ulaştı.


Kuzey Yunanistan'dan güneye inen ikinci kuşak yeni göçmenlerin ataları, zeytin tarımına yabancı ve savaşçı toplumlardı. Yıllar içerisinde ataları kuzeyli ama kendileri artık yerel egemen olan bu ikinci kuşak göçmenler kendilerine “Heraklesoğulları” olarak adlandırmaya başlamıştı. Ataları zeytin tarımına yabancıydı ama Peloponez'e gelip yerleştikten sonra zeytinyağının ekonomik ve ritüelik rolünü devralıp sahiplendiler, böylece yerleştikleri coğrafyanın en değerli ekonomik unsuru zeytin ve zeytinyağı ile ilişkili inanç ve hikayeler onlarında zihinlerine nüfuz etti.


Herakles, klasik Yunan Medeniyeti geleneğinde genellikle Dor’ların atası olarak kabul edilmeye başlandı. Dorlar, Sparta şehir devletinin liderliğinde Peloponez'de egemenlik kurarken kendi varlıklarını meşrulaştırmak amacıyla Herakles söylencesini sahiplendiler, aslında onlar Herakles'in soyundan gelen halklardı.


Yöresel Herakles'in Nemea Aslanı'nı öldürmesi söylencesi yok olmamıştı, tam tersine dönemin Olympos merkezli güçlü ve yaygın Zeus inancına rağmen, onunla rekabet edercesine güçlenmeye ve yayılmaya başlamıştı.


Dönüşümün beslendiği diğer damar ise Akdeniz ticareti idi. Fenikeli denizciler yanlarında sadece ehlileştirilmiş zeytin filizlerini değil inançlarını da getirmişlerdi. Sur kentinin “Yeniden Dirilen” erkek tanrısı Melqart’ın bazı nitelikleri Herakles’e benzer; yeni doğan tanrı olması aslan derisi ve sopa/maşa taşıması. Herodot “Fenikeliler Herakles'in bizden eski olduğunu söyler” demiştir. MÖ 8-6. yüzyılda Fenikeli tüccarlar Akdeniz’in her yerinde koloniler kurup Melqart tapınakları inşa etmişlerdi.


Koloni kurucu yayılımcı zihniyetin -özellikle adalarda yayılmış- olan tanrısı Melgart kültü ile 12 görevi yerine getirip Yunan ana karasına yayılmış bir yarı tanrı inancına dönüşen Herakles kültü benzerlikler gösteriyordu. MÖ 7. yüzyılda yaşamış Rodos’lu şair Peisandros’un dizelerindeki Herakles neredeyse Melqart’ın kopyasıdır. Zamanla Kıbrıs'ta her iki kültün ritüelleri aynı tapınakta gerçekleştirilir hale gelecektir. Melqart tapınaklarında aydınlatma için kutsal zeytinyağı kullanması, Yunan oyunlarda sporcuların vücutlarını yağlayarak bir tür “Kutsal Işık Taşıyan İnsan" şekline büründüklerine inanmaları iki kültün benzer özellikleridir.


Külte Zeytin Eklemesi; Heraklesin Kutsal Zeytin Filizi


İnançtaki dönüşüm ve etkileşimlerin yeni anlatısı kahramanın Hyperborea'dan getirdiği “Kutsal Zeytin Filizi" söylencesidir. Hatıralarında ataları olan Dor’ların göç ettiği ülke olduğuna inandıkları “Hyperborea ya da Kuzey Rüzgarının Ötesi” isimli bir yer imgelemi vardır. Hikaye yeniden kurgulanır; zeytin aslında Hyperborea topraklarında vardı, güneyin en kutsal ve en değerli zeytin ağacı kendi ana vatanları olan kuzey topraklarından bir kahraman tarafından güneye getirilmişti, tam da bu nedenle ilahi bir ödül olarak kabul edilmeliydi. Böylece zihinlerde eskinin Herakles kültünün "kaba kuvvet" ve "kuzeyli saflık" arketipi ile Güney Yunanistan'ın en değerli kutsal ağacı ustaca birleştirilmiş; en önemli görevinde kullandığı silahı “Budaklı Topuz” imgelemi de kuzeyden getirilen zeytin fidanına bağlanmıştı.


Herakles inancının en kuvvetli olduğu bölge zeytin ve zeytinyağı üretiminde Atina bölgesi ile karşılaştırıldığında görece daha güçlüydü. Erken Miken dönemi savaşçı aristokrasisinin karşılığı olan Herakles figürü yıllar içinde Sparta şehir devleti halklarının bilincinde güçlü bir kült olarak varlığını güçlendirdi.


Herakles kültü çöküş sonrasında yükselecek olan Klasik Yunan Uygarlığının başkenti sayılan Atina kökenli Athena kültünün en kuvvetli teolojik rakibi olacaktı.

Peloponez bölgesi zeytinyağı üretim kapasitesi açısından Atina bölgesi ile karşılaştırıldığında daha avantajlıydı. Bu gerçekte su kaynaklarının ve ağaç sayısının fazla olması rol alıyordu fakat zeytinyağını ekonomik bir unsura dönüştürüp değerli bir meta yapan unsur Atina kökenli devlet aklı olacaktı.



Olympos Bahçesindeki Zeytin Kimin Ağacı? Athena’ya karşı Herakles


MÖ 900 yıllarına ulaşıldığında Kıta Yunanistan’ında veba ve göçlerin neden olduğu iç savaşlar ve kargaşa tüm devlet düzenini ve ekonomiyi çökertmiş, hiyerarşideki en yüksek erkek tanrı Zeus adına yapılan "Olimpiyat Oyunları" sekteye uğramıştı. Tahıl hasadı sonrası ile üzüm ve zeytin hasadı öncesinde (Ağustos ayı) yapılan oyunlar dönem halkları için düzen, barış ve bir arada yaşamanın en önemli unsuruydu. Dönemin Kralı İphitos’un bu kargaşadan nasıl kurtarılacağını öğrenmek için Delphi Tapınağı’nın kadın kahine danışır, kahin sorunların giderilmesi için olimpiyat oyunlarının tekrar başlatılması gerektiğini söyler.


Söylenceye göre kahinler Elis’li kral İphitos’a Olympos'a gidip uçuşan örümcek ağlarının arasında gizlenen ağacı aramasını isterler. O zamanların halklarında örümcek ağları yağmurun işareti olarak algılanıyordu, örümcek ise dokumacı zanaatkarların tanrıçası sayılan Athena kültü ile bağlantılıydı. İphitos Olympos’a gider, zeytin ağacını bulur ve çitle çevirir, olimpiyat oyunları tekrar başlar. Kazanan sporcuların başlarına tanrıya adanmış, dokunulmazlığı kutsallığından gelen tapınağa ait zeytin ağacının dallarından yapıldığına inanılan "Kotinos” adı verilen taçlar takılmaya başlanır.


Dört yılda bir yapılan bu oyunlar süresince Helen coğrafyası şehir devletleri arasında savaş ilan edilmesi yasaklanır. Bu yargı “Ekecheiria; Kılıcını Bırak’’ kelimesi ile betimleniyordu. Ekecheiria tanrı buyruğu ile dayatılan zorunlu bir durumdu, barıştan çok "geçici ama kutsal" bir ateşkesti. Zeytin dalından yapılmış kotinos tanrı huzurunda şehir devletler arasındaki kavgaların askıya alınmasının simgesiydi. Kutsal olduğuna inanılan yabani zeytini ağacının (Kronos Tepesindeki Kutsal Olea Kallisteion) dalları şampiyonluk taçları yapmak için kesilirdi.


Silahını bırakan, bedenini zeytinyağı ile yağlayıp arındıran sporcu rakibini yendiğinde kotinos ile onurlandırılırdı. Zafer tanrılarca onaylanmış bir ölümsüzlük anı gibiydi. Olimpiyat aktiviteleri spor aracılığı ile yapılan bir tür ritüeldi, tacın ekonomik değeri yoktu ama kutsallığı paha biçilmezdi.


Sporcular daha çok gurur, vatan ve dini onur için yarışırlardı. Nadir de olsa, bazı popüler sporculara  yaşadıkları yere yakın merkezlerde yapılan, olimpiyatlara göre çok daha küçük nitelikli spor yarışmaları için, bir askerin yıllık maaşının on katı civarında oldukça büyük sayılabilecek miktarda paralar ödendiği kayıtlara geçmiştir ama günümüzdeki gibi sponsorluk anlaşmalarına, astronomik transfer ve bonservis ücretleri söz konusu değildi.


Şan ve şeref için spor yapma davranışı Herodot'un Tarih adlı eserine dayandırılmaktadır, yazdıklarının gerçek olup olmadığı tartışmalı da olsa, konu MÖ 5. yüzyılda gerçekleşen Pers Yunan savaşının anlatıldığı bölümde şöyle hikaye edilir; Persler Olimpiyat yarışlarında verilen ödülün "zeytin dalından bir taç" olduğunu öğrenirler, piyade birliklerinin komutanı Tritantaikhmes ödülün para değil de sıradan bit taç olduğunu duyduğunda kendini tutamaz, herkesin içinde "Ah Mardonios! Bak, bizi nasıl insanlarla dövüşe soktun. Bunlar para için değil, onur için savaşıyorlar!" diye bağırır.


MÖ 800 yıllarının öncesi hikayelerini içeren Homeros yazınlarında Herakles’in zeytin ağacı ile bağlantılı söylencesi yer almaz. Hikayeler daha çok Atina ve Sparta şehir devletlerinin klasik çağdaki ideolojik kimliklerini kazanmasından önceki olaylara odaklanmıştır. Kahraman olarak Herakles ve topuzu vardır ama topuzun zeytin ağacı ile bağlantısından bahsedilmez. Bu gerçek Atina merkezli hegemonyanın şekillendirdiği yazın kültürünün bir sonucudur.


Miken düzeni çökünce Herakles kültü yok olmamış ama yenilenmişti, Zeus’un çapkınlıklarından birinin sonucu olarak yarı tanrı sıfatını almıştı. Kahramanın tanrısallaştırılma süreci başlamış ama henüz ağacı yaratan -Sparta’nın rekabet halinde olduğu- Atina şehir devletinin erkeksi tanrıçası Athena’nın olduğu Olympos'un tanrılar katına kabul edilmemişti.


Klasik Yunan döneminin erken döneminde kültürel inanç alanında zeytin ile bağlantılı egemen kült hala o değildi, ağacı yaratan erkeksi tanrıça Athena’ydı.



Kültürel İdeolojinin Fiziksel Güç İdeolojisi ile Birleşmesi ya da Kahramanın Tanrılar Katına Kabulü


Klasik Yunan Medeniyeti (MÖ 800-323) döneminin ortalarında Herakles miti artık Pan-Helenik bir kahraman formuna dönüşmüştür. İç savaşlar sona ermiş, düzen yeniden kurulmuş, barışın egemen olduğu döneme gelinmişti, bunun bir nedeni de dış tehdit olan komşu Pers Medeniyeti idi. Rekabet halindeki iki önemli ve büyük yerel güç dış tehdide karşı güçlerini birleştirmek zorundaydı. Atina'nın deniz gücü ile Sparta’nın kara gücü Yunan Yarımadası’nda yaşayan tüm Helen’lerin hayatta kalması için egemenlik rekabetini bırakmak zorundaydı. Koşullar Atina şehir devletinin ideali olan "medeniyet ve demokrasi" zihniyeti ile Peloponez Birliği'nin lideri Sparta şehir devletinin ideali olan "güç ve askeri disiplin" zihniyetinin ortak bir gelecek için el sıkışmasını dayatmıştı.


Fotoğraf; Oinochoe (şarap testisi) veya daha spesifik formuyla bir Chous; kırmızı figür tekniğiyle yapılmış pişmiş toprak (terracota) kap. Louvre Müzesi, Yunan, Etrüsk ve Roma Antika Bölümü. Klasik Dönem (MÖ 450 civarı). Boyutlar: Yükseklik 25,5 cm, Çap 19 cm.
Fotoğraf; Oinochoe (şarap testisi) veya daha spesifik formuyla bir Chous; kırmızı figür tekniğiyle yapılmış pişmiş toprak (terracota) kap. Louvre Müzesi, Yunan, Etrüsk ve Roma Antika Bölümü. Klasik Dönem (MÖ 450 civarı). Boyutlar: Yükseklik 25,5 cm, Çap 19 cm.

Antik Yunan'da oinochoe ya da chous, şarabı büyük karıştırma kaplarından (krater) alıp kadehlere doldurmak için kullanılan, şişkin gövdeli ve üç loba sahip (yonca ağızlı) özel bir testi türüydü. Vazonun gövdesindeki sahnede, merkezde kutsal bir zeytin ağacı var. Ağaç bir kaide (altar) üzerinde yükseliyor.


Sol Taraf (Herakles): Kahraman Herakles, sağ elinde bir kase (phiale) tutarken betimlenmiş. Bir libasyon (sıvı sunusu) töreni yapmaktadır. Sol elinde onun en önemli simgesi olan olan kaba budaklı topuz yerine daha kibar ve estetik bir tür sopa (lobat) betimlemesi yapılmış. Neredeyse çıplak, üzerinde öldürdüğü Nemea Aslanının kürkü var.


Sağ Taraf (Athena): Tanrıça Athena, başında miğferiyle sol elinde mızrağı ile zeytin ağacının yanında durmaktadır. Herakles ile karşılaştırıldığında tamamen giyinmiş olarak betimlenmiş. Ağacın koruyucusu ve Atina şehrinin hamisi olarak tasvir edilmiştir. Sağ elinde içinde zeytinyağı bulunan yağ kabı taşıyor.


Bu çizim muhtemelen Atina Akropolisi'ndeki kutsal zeytin ağacını ve Herakles'in bu kutsal alanda tanrıça Athena onuruna sunduğu sunuyu veya bağlılığını temsil ediyor.


Vazo, "kırmızı figür" tekniğiyle süslenmiştir ancak zamanla siyah cilası yer yer dökülmüş veya aşınmıştır. Vazonun boyun ve ağız kısmında bazı eksik parçalar var, gövdesinde ise birleştirme izleri mevcut.



Saf ve sade, kaba ve gösterişsiz fiziksel güce odaklanan eril güce yeni kavramlar yakıştırılır; bilgelik ve azimli olmak. Bu dönüşüm Sparta şehri ile rekabet halindeki oldukları Athena kültünün merkezi Atina şehri arasında gerçekleşen barışın teolojik temelini oluşturacaktır.


Zeytin ağacı ve Herakles arasındaki ilahi bağlantının en güçlü yazılı dayanağı MÖ 5. yüzyılda yaşamış şair Pindaros'un Olimpiyat İlahileri (Olympian 3 ve 10) şiirleridir. MÖ 4. yüzyılda erkeklerin tanrıların yardımı ile neleri başarabileceğine olan tutkulu inancı ile bilinen Pindaros şiirlerinde şöyle bahsi geçer kahramanımızın;


"... Herakles, Altis'i (Olimpiyat kutsal koruluğu) Güneş'in sıcaklığından koruyacak ve zaferin ödülü olacak yaprakları bulmak için yola çıktı."


Şair bu ifadelerle daha eski söylencelere üstü örtülü bir gönderme yapıyor. “Hyperborea'dan getirilen kutsal zeytin filizi” ile “Nemea'daki ilk zaferine” atıfta bulunmuş böylece Herakles kültünü destekleyici bir rol üstlenmiştir. Fakat Pindaros'un şiirlerinde zeytin ağacından yapılma sopadan çok zeytin dalı (taç) ön plandadır. Anlaşılan dönem siyasetinde ağacı Athena’nın yaratmadığını, Herakles tarafından kuzeyden getirildiğini doğrudan ima etmek risklidir. Pindaros Herakles inancına sahip insanların zihnindeki sopanın taşıdığı kavramsal güce gönderme yapmış ama topuzdan çok zeytin filizini öne çıkararak Atina merkezli egemen güce itaat etmiştir.


Böylece “Zeytin Tacı” arkaik temelini Athena ve Herakles kültlerinin oluşturduğu iki inancın el sıkışmasının simgesine dönüşür.


Bronz Çağının Son Erkek Kahramanının Göğe Yükselmesi


Atina kökenli ticari zeka, düzen ve hukuk temelli kültürel hegemonya MÖ 5. yüzyılın ortalarında Sparta'yı egemenliği altına almaya başlar. İktidar söylenceleri tekrar dönüştürür; Herakles yarı tanrı ölümlü bir figürdür aslında, kıvrak zekâsı ve fiziksel gücü ile acımasız bir kralın verdiği on iki görevi yerine getirmiş, gücü sınanmış ve sonunda çektiği acı ve ıstıraplara dayanamayıp ölümü dilemiştir.


On iki görev Herakles inancının kadim geçmişine yapılan işlevsel bir göndermedir, kültünün ve kutsallığının Yunan Yarımadasında yayılmasının mitleri, kahramanın tanrılar katına kabul edilmesi için yerine getirmesi şart olan yükümlülükleridir. Her bir görev Zeus’un oğlu olarak yarımada ve Ege denizi coğrafyasındaki birer kalıntı olarak hala var olan daha kadim inançların (totem ya da tanrıça) ortadan kaldırılmasının zor ve acı dolu destansı kahramanlık mitleridir.


Hesiodos'un Thegonia (Tanrıların Kökeni) isimli eserinde kahramanımız on iki büyük görevini tamamladıktan sonra yaşlı ve bitkin bir halde Oita dağında kendini yakar, ölümlü parçaları yanar ama tanrısal özü Olympos'a yükselir. Bronz Çağının bu son erkek kahramanı baş tanrı Zeus’un ona verdiği ölümsüzlük sözü ile Olympos'taki ölümsüzler hiyerarşisine kabul edilir, Gençlik Tanrıçası Hebe ile evlenir.


Peloponez Birliği’nin yarı tanrı kahramanı Herakles ve en ünlü ve ilk görevini gerçekleştirdiği Nemea bölgesi Atina merkezli hegemonyaya kutsallığını kabul ettirmiş, Sparta şehir devletinin liderlik ettiği bölge artık Atina'nın bir uydusu değil pan-Helenik bir spor ve inanç merkezine dönüşmüştür.

Atina merkezli zeytin ağacını yaratan tanrıça Athena kültü ile fiziksel gücünü aynı ağacın köklerinden alan Herakles kültü el sıkışmış, dönem halklarının bilincinde Athena ve Herakles kültü artık işlev ve sembolizm açısından eşit bir konuma gelmiştir.


Bununla birlikte bu iki Yunan kültünün dünya görüşlerindeki ideolojik farklılık sona ermez, inançlardaki çatışmanın en somut göstergesi oyunlarda kazananlara verilen ödülde kendini gösterir.



Zeytin Tacına karşı Moria Zeytinyağı / Doğaya karşı Şehir


Zeus adına yapılan Olimpiyat Oyunlarında kazananlara verilen "Kotinos Tacı” nın Olimpos’daki kutsal bahçede bulunan yabani zeytin ağacından koparılan zeytin dallarından yapıldığına inanılıyordu. “Kutsal Yabani Ağaç” imgelemi tüm Helen halklarının bilincinde dayanıklılığın, şanın, onurun ve askeri gücün zihinlerdeki sembolüydü. Ekonomik değeri yoktu ama manevi değeri çok yüksekti; adaletin, erdemin ve onurun soyutlaşmış haliydi. Geçmişin ateşkes dönemlerinin diplomatik göstergesi olan bu oyunlar aslında bir tür dini ritüeldi. Oyunların ilk çıktığı yer her ne kadar Zeus inancının pan-Helenik merkezi olan Olympia bölgesi de olsa Nemea’dan yükselen Herakles kültü bu bilinci ve spor modelini belirleyen erken nüvelerden biriydi. Herakles ile kendini dışa vuran yüceltilmiş “fiziksel beden gücü ideolojisi” olimpiyat ruhuna kolaylıkla dahil olmuştu.


Sadece Atina ve çevresindeki yerleşimlerde dört senede bir tanrıça Athena adına yapılan “Panathenaia Oyunları” ise fiziksel gücün yanında ekonomi ve şehir kimliği ideolojisi ile bağlantılıydı. Kazanan sporculara ödül olarak devlet kontrolünde üretilmiş amforalarda dönemin en pahalı metası olan zeytinyağı verilirdi. Bu zeytinyağı Atina kimliğinin, hegemonyasının ve onun ekonomik gücünün maddi simgesine dönüşmüştü. Atina’nın logosuna dönüşen bu amforalar Kıbrıs, Güney İtalya, Suriye ve İzmir-Efes kıyılarındaki pazarlarda ticari dolaşıma girer, kazanan sporcuları günümüzdeki gibi varlıklı birer Atina vatandaşı yapardı.


Ne Herakles ne de erkeksi Athena tarım tanrıları değillerdi, ikisinin de savaşçı kimliği baskındı. Herakles kültü daha eski Arkaik dönemin Athena kültü Klasik dönemin zihniyetinin imgelemleriydi.


Herakles’in zeytin ağacı insan gücünün ve emeğinin somut simgesi olarak kutsal sayılıyordu.

Athena’nın zeytin ağacı da kutsaldı fakat düzen kurucu egemen akıl ve Atinalı olmak gibi daha soyut kavramların simgesiydi.


Birbiriyle rekabet eden iki şehrin ideolojilerindeki (Dor ile Atina) farkın göstergelerinden biri mitlerdeki Linus öyküsüdür. Linus Herakles'e müzik ve lir çalma dersleri veren eğitmenlerinden biridir. Bir derste Linus'un onu azarlamasına sinirlenen Herakles lirle hocasına vurur ve ölümüne neden olur, bir daha da müzik eğitimi almaz. Athena ise flüt benzeri çift borulu bir nefesli çalgı olan Aulos'u icat eder.


Yağı üreten Herakles olabilir, ama onu “hayat veren bir meta” ve "devletin bekası" yapan akıl Herakles değil Athena’ydı. Bir Yunanlı ancak hem bedenini hem zihnini eğittiğinde ideal vatandaş olabilirdi.


Bir Gümüş Para; Tarihin İlk Propaganda Aracı



Fotoğraf: Klasik Yunan Dönemi "İttifak Sikkeleri" den biri; Samos Tridrahması (yaklaşık 12 gram), MÖ 400.
Fotoğraf: Klasik Yunan Dönemi "İttifak Sikkeleri" den biri; Samos Tridrahması (yaklaşık 12 gram), MÖ 400.

Sikkemiz MÖ 394 yılında yılında üretilmiş. Dönem Atina hegemonyasının yıkılıp yerini soyunu Heraklese bağlayan Sparta'nın sert hegemonyasına bıraktığı zamanlar; Dekarşi Dönemi.


Peloponnesos Savaşını (MÖ 404) kazanan Sparta Yunan dünyasında çok baskıcı bir yönetim kurar. Samos, Rodos ve Efes gibi şehirler bu "Spartalı Valilerden" kurtulmak istiyordu. Öyle zamanlardı ki soylarını aynı Spartalılar gibi "Heraklesoğulları" olduğuna inanan bu şehirlerin yöneticileri için Atina düşman değil, artık açık bir ortakdı.


Söylenceye gönderme yapan bu sikke Ege denizinin Anadolu kıyılarında yükselen Yunan şehir devletlerinin yöneticileri tarafından Sparta karşıtı bir ittifakın (Rodos, Samos, Knidos, Efes) sembolü, Sparta kökenli Helen hegamonyasının siyasi baskısına karşı alınan bir tavrın göstergesiydi. Bu kentlerin kurucuları Herakles'in soyundan gelen özgür savaşçı Yunanlılar olduklarına inanıyorlardı. Sikkedeki yılanı boğan bebek ittifak şehirlerinin, yılan ise rekabet halindeki oldukları Sparta'nın sembolüydü.


Sikke ile ima ettikleri düşünce şuydu; "Gerçek Herakles sizin tarafınızda olamaz; yılanları (baskıcı valilerinizi) boğan bu bebek biz müttefiklerin yanında, biz ne Atina'nın vergi memurunu ne de Sparta'nın garnizon komutanını istiyoruz". Sikke Ada ve Ege kıyılarındaki özgür ruhlu Yunan toplumunun kendi yasalarıyla yaşama tutkusunun dışavurumuydu.


Bu sikke "tarihin ilk propaganda araçlarından biri" olarak kabul ediliyor. Ortak bir ön yüz (yılanı boğan Herakles) ve ortak bir yazı (SYN) bir araya geldiklerinin ilanıydı.


Ön yüzdeki tasvirin etrafında görülen SYN harfleri "İttifak" anlamına gelen "Synmachikon" kelimesinin kısaltmasıdır ve sikkenin askeri bir ittifaka ait olduğunu gösterir.


Arka yüzde "Samos Aslanı" betimlenmiş, Samos adasının karakteristik sembolü; Samos şehir devletinin arması.


Aslanın altındaki SA harfleri parayı basan şehri, yani Samos'u tanımlıyor.



Kaynakça;










9. Antik Yunan Dönemi Spor ve Antik Olimpiyat Oyunları; Ali Tekin, Gülcan Tekin, Tarih Okulu Dergisi (TOD), Haziran 2014, Yıl 7, Sayı XVIII, ss. 121-140.




Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page