Zeytinyağı Kültürü Geçmişi VII - Marin, Alet ve Ergonomi Mühendisliği/Kayganlaştırıcı/Makine Yağı/Yağlı Boya/Ahşap Koruma Malzemesi/Üzüm Kurutma
- Uğur Saraçoğlu

- 21 Şub
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 Nis

Zeytin Odunu; Stratejik Malzeme
Yavaş büyüyen zeytin ağacının bu karakteri ona son derece yüksek bir yoğunluk (yaklaşık 900 kg/m3) ve dayanıklılık kazandırır. Bu yapısı onu antik çağ mühendisliğinde stratejik bir konuma getirmişti.
Sürtünmeye karşı olağanüstü direnç gösteren lifli ve sıkı yapısı dişli çark ve mil yapımı için çok uygundu. Metalin az bulunan ve pahalı olduğu tarih dönemlerinde alternatif bir malzemeydi. Kendi içindeki doğal yağlı yapısı zeytin odununa bir nevi "kendi kendini yağlama" özelliği kazandırıyordu.
Su değirmenlerinde ve zeytinyağı üretim aletlerindeki hamur pres mekanizmasındaki dişli çarkların dişleri zeytin ağcından yapılırdı.
Antik vida preslerinde ahşap vidanın yivleri için en dayanıklı malzeme alternatifiydi, sürekli çevrilmeye ve yüksek basınca rağmen aşınmaya karşı direnç gösterebiliyordu.
Gemi İnşa Mühendisliği
Antik Akdeniz gemi yapımında gemi tahtalarını birbirine bağlayan "zıvanalar" için kullanılırdı. suyun içinde şişerek bağlantıyı daha sızdırmaz hale getirir ve geç çürüdüğü için uzun yıllar işlev görürdü.
Ağır yelkenleri kaldırmak için kullanılan makara sistemlerinin içindeki dönen parçalar aşınmaya dayanıklı zeytin odunundan yapılırdı.
Alet ve Ergonomi Mühendisliği
Sert karakterine rağmen darbe anındaki enerjiyi sönümleme özelliğine sahip olan zeytin odunu, balta veya çekiç olarak kullanılıyordu. Vuruşun yarattığı titreşimin kullanıcının eklemlerine zarar vermesini engelliyordu.
Zeytin odunu kurutulduktan sonra ne me karşı oldukça kararlıdır. bu karakteri ölçü aletlerinin veya hassas el aletlerinin gövdeleri için tercih edilme sebebidir.
Sürtünmenin Üstesinden Gelmek
Ortaçağ makinelerinde sürtünmenin üstesinden nasıl gelindiği konusunda Leonardo da Vinci'nin araştırmaları dikkat çekicidir. Sanatcı "Codice Atlantico" eserinde "her sürtünmeli cismin ağırlığının dörtte birine eşit bir sürtünme direncine sahip olduğu" iddiasında bulunur. Günümüz mühendisleri bu bulgunun modern standartlara yakın olduğunda hemfikirler. Bu tür bir direnci azaltıp makinelerin daha verimli işlev görmesi için Leonardo, yatakları veya aks uçlarını yağlamak için kendi kendini yağlayan sistemler geliştirmiş ve bunun için zeytinyağı kullanılmasını önermiştir.
Atalarımızın da çok iyi bildiği sürtünmeyi azaltmada en seçkin doğal maddelerden biri zeytinyağıydı, hareketli parçalarının yağlayıcısı olarak kullanıldı. Akmadan önce bir iç kesme gerilimini (kesme gerilimleri, birbirlerine göre hareket ettiklerinde iki komşu nesne yüzeyi arasında oluşur) aşması gereken don yağı ve domuz yağının aksine, zeytinyağı sürtünen yüzeylere kolayca ve iyice yayılıyordu. Kuruyan yağların aksine sakızlaşmaz ve havaya maruz kaldıktan sonra hızla buharlaşmaz. En önemlisi, zeytinyağı viskozitesi ve yağlılığı nedeniyle basınca son derece iyi dayanır. Zeytinler preslenmeden önce çok uzun süre fermente edilmeye bırakılırsa, çok asidik hale gelebilir. Bu dezavantaj, zeytinleri mümkün olan en kısa sürede presleyerek aşılmıştı.
Antik Mısır'da tahta kalaslara dökülen su, büyük taş heykellerin hareket ettirilebilmesi için sürtünmeyi yenmeye hizmet ediyordu. Koyun veya sığır yağı ise arabaların dingillerini yağlamak için kullanılıyordu. Mısırlı zanaatkarların yağlamak, tabaklamak, yapıştırmak, su geçirmez hale getirmek ve derileri kurutmak için zeytinyağı kullandığı biliniyor.
Yaşlı Cato zeytinyağı üretimi sırasında ortaya çıkan atığın (pirina; az da olsa yağ içerir) kaynatıldıktan sonra çiftlik arabalarının dingillerini yağlamak için kullanılmasını önermiş olsa da domuz yağı ve su, Roma araçlarının başlıca yağlayıcılarıydı.
Kolza tohumu ve haşhaş tohumu yağlarının, on üçüncü yüzyıl boyunca Kuzey Avrupa makinelerinde başlıca yağlayıcılar olarak hayvansal yağlarla rekabet ettiği öne sürülmüştür ama bu iddia kanıtlanamamıştır, çabuk okside olup sertleşemeye güçlü bir eğilimi olan bu yağların kullanımı pratik görünmemektedir. Örneğin, haşhaş tohumu yağı havaya maruz kaldıktan bir gün sonra sert ve kuru hale gelir.
Zeytinyağının yağlayıcı olarak kullanımının ne kadar eskiye dayandığı sorusu tartışmalıdır, bununla birlikte zeytinyağının makineler için yağlayıcı olarak kullanımı altıncı yüzyıla kadar izlenebilir.
Yaşlı Plinius, Doğal Tarih isimli kitabının 15. kitabında zeytin ve zeytinyağı hakkında uzun bir tez sunar ve buna ağaçların odunundan, yapraklarından ve meyvelerinden elde edilen "yapay" yağlarla bir karşılaştırma da dahildir. Cato'nun çalışmalarına geri dönerek, tartışmasını zeytin sıkma tortularının birçok değerini tanımlayarak sonlandırır ve tekerlek aksları için yağlayıcı olarak kullanımlarına atıfta bulunur. Vitruvius yazılarında zeytinyağının sürtünmeyi azaltıcı olarak olası uygulamalarına dair bazı ipuçları verir.
Zeytinyağının mekanik saatlerde kullanımının Orta Çağ döneminde başlamış olması gerektiği düşünülüyor, 1513-1514'te halatların ve makaraların daha düzgün ve temiz bir şekilde hareket etmesine yardımcı olmak için zeytinyağı kullanılmaya başlandığı biliniyor fakat zeytinyağının bir yağlayıcı olarak kullanımının çok yaygın olmadığı üzerinde görüş birliği mevcuttur.
Günümüzde kullanılan makine yağları sıklıkla petrol bazlı ya da sentetik yağlardır. Kanola, ayçiçek ya da hint yağı kullanımı ise çevre dostu bir seçenek olarak varlığını sürdürmektedir.
Boya Yapımında Zeytinyağının Rolü
Geçmişte İtalya ve Yunanistan'da zeytinyağının resim boyalarının yapımında kullanılan pigmentleri bir arada tutma işlevini gören bağlayıcı bir malzeme olarak kullanılmış olabileceği düşünülüyor. Anadolu, Yunanistan veya Kuzey Afrika'da halk resimleri, duvar süslemeleri veya tekstil boyaları gibi geleneksel uygulamalarda zeytinyağı kullanılmış olabilir. Bununla birlikte tüm bu iddiaları kanıtlamak mümkün olmamıştır. Zeytinyağının tarihi boyalarda kullanımına dair yapılan kromatografi analizleri, özellikle son yıllarda arkeometri ve sanat konservasyonu alanında yapılan çalışmalarla incelenmiş fakat veri elde edilememiştir çünkü zeytinyağı keten tohumu ya da hayvansal yağlar gibi arkeolojik kalıntı bırakmaz, bunun nedeni zeytinyağının daha az polimerize olması ve zamanla bozunuma uğramasıdır.
Sadece 2020 yılında Tunus'ta yapılan bir bir araştırmada Kuzey Afrika Roma mozaiklerinin yapıştırıcı katmanlarında zeytinyağı izlerine rastlanmış, ancak bu, boyadan ziyade yapıştırıcı formülünde zeytinyağı kullanımı ile ilişkilendirilmiştir.
2013 yılında yapılan bir araştırmada MÖ 5. yüzyıl Atina'sına ait bir çömlek üzerindeki kalıntılarda, zeytinyağı ve balmumu karışımı tespit edilmiştir fakat zeytinyağının ne amaçla kullanıldığı anlaşılamamıştır.
Mağrip kültüründe kuyumcuların kullandığı kalıplarda kumla karıştırıldığına dair bulgular vardır.
Antik Mısır ve Yunan uygarlıklarında zeytinyağı, boyalarda "bağlayıcı madde" (renk ya da boya moleküllerini bir arada tutan) veya koruyucu katman olarak kullanılmış olabilir. Fakat bu görüşü destekleyen bilimsel kanıt yok denecek kadar azdır. Zeytinyağının kuruma süresinin uzun olması (keten tohumu yağına kıyasla) pratikte dezavantaj yaratmış olsa gerek, bu nedenle sanatsal boya yerine "mobilya cilası" veya "ahşap koruma" gibi alanlarda kullanılmış olabileceği de düşünülüyor ama bu görüşü de destekleyecek belge ya da arkeolojik bilimsel veri bulunmamaktadır.
İçeriğinde zeytinyağı bulunan boyaların kuruma süresinin aşırı uzun olması istenmeyen bir durumdu. 12. yüzyıl Alman sanatçısı rahip Theophilus'un De Diversis Artibus (Çeşitli Sanatlar Üzerine Kitapçık; Avrupa'nın yağlı boya ile ilgili referanslarını içeren en eski kaynağı) isimli Latince eserinde zeytinyağı içeren boya tariflerine karşı uyarılar bulunmaktadır. Zeytinyağı bazlı boyaların yüzeyde sararma veya çatlamaya daha yatkın olduğu bilinir. Bununla birlikte Orta Çağ boyunca zeytinyağı, öncelikle yağ bazlı boyalar ve verniklerde bir bileşen olarak boya üretiminde az da olsa bir rol oynamış gibi görünüyor.
Üstün kurutma özellikleri nedeniyle keten tohumu yağı boyalarda kullanılan baskın kurutma yağıydı, bununla birlikte zeytinyağı, özellikle daha kolay bulunabildiği bölgelerde, alternatif bir seçenek olarak ya da kuruma hızını yavaşlatmak gibi sınırlı bir kaç uygulama için kullanılmış olabilir. Örneğin, ceviz yağı veya haşhaş yağı ile kombinasyonlar denendiği bilinmektedir.
Günümüzde doğal malzemelere dönüş eğilimi kapsamında zeytinyağı, "biyo-bazlı boyalar" veya "eko-sanat projeleri" gibi niş alanlarda yeniden denenen bir malzemedir.
Zeytinyağı zeytin tarımının yaygın olduğu Güney Avrupa ülkelerinde ahşap işleme ve koruma amaçlı son kat yağı olarak ve erken baskı biçimlerinde mürekkep pigment süspansiyonu üretiminde kullanılmış olabilir. 18. yüzyıla doğru kimya sektöründeki gelişmeler ve keten tohumu yağının kolay elde edilebilir hale helmesi bu uygulamaların yok olmasına neden olacaktır.
Balık Avı
Zeytinyağının bir başka sıra dışı kullanımı ise balıkçılıktı. Güney Tunus'ta uygulanan çatal balıkçılığında, su yüzeyindeki dalgalanmayı ve titreşimi azaltmak için denize zeytinyağı dökülürmüş. Suyun üzerinde yayılan ince yağ tabakası suyun yüzey gerilimini gerçekten de düşürür ve küçük kılcal dalgalar oluşmasını engeller, su yüzeyi pürüzsüz hale gelir, ortaya çıkan görsel berraklık avcının balığı hedeflemesi kolaylaşır. Bu uygulama Antik Yunan ve Roma’dan beri bilinen ve kullanılan çok eski bir tekniktir. İngilizcedeki “pouring oil on troubled waters; sorunlu sulara yağ dökmek” deyiminin tarihsel kökenidir.
Üzüm Kurutma Malzemesi
Günümüzde bile yaşayan -özellikle Manisa ve çevresinde Sultani çekirdeksiz üzümün kalbi olan bölgede- yaşayan bir uygulama var; "Bandırma" adıyla bilinen kuru üzüm üretim kültürü. Hala standart olarak kullanılan bu uygulamada yüksek asitli zeytinyağı kullanılıyor.
Geçmişte daha çok odun külü suyu (potasyum kaynağı) kullanılarak yapılan bu işlem, günümüzde gıdaya uygun potasyum karbonat ile modernize edilmiştir. Potasyum Karbonat u su içerisinde çözülür, zeytinyağı önce az miktarda potasyumlu su ile çırpılarak sabunlaştırılır. Bu sayede yağın suyla tamamen karışması sağlanır.
Genellikle 100 litre suya yaklaşık 5 kg potasyum karbonat ve 1-1,5 litre zeytinyağı eklenerek ideal "bandırma suyu" elde edilir.
Üzüm tanesinin üzerinde "pus" (wax) denilen, meyveyi dış etkenlerden koruyan doğal, mumsu bir tabaka bulunur. Potasyum karbonat ve zeytinyağı karışımı bu tabakayı incelterek suyun dışarı çıkışını kolaylaştırır. Normalde 30-40 gün sürebilen kuruma süreci, bu yöntemle 7-10 güne kadar iner.
Potasyum, üzümün güneşte yanıp kararmasını önler ve o meşhur "altın sarısı" rengini almasını sağlar. Zeytinyağı ise kuru üzüme parlaklık verir ve tanelerin birbirine yapışmasını engeller.
Bu yöntem, Ege Bölgesi'nin üzüm ihracatındaki başarısının sırlarından biridir. 19. yüzyıldan bu yana özellikle İngiltere ve Avrupa'ya gönderilen sarı renkli "Sultana" üzümlerinin o özgün rengini ve dokusunu borçlu olduğu temel işlem budur.
Kaynakça:
4. Colombini (2009), Analytical Chemistry, "Characterization of Organic Residues in Ancient Greek Pottery."
5. Bonaduce vd. (2016), Heritage Science, "Binding Media in Byzantine Icons: A Multi-Analytical Approach."

Yorumlar