Zeytinyağı Kültürü Geçmişi V - Eski Çağ Ticaret Emtiası
- Uğur Saraçoğlu

- 21 Şub
- 6 dakikada okunur

Fenike yapımı altın ve gümüş sikkeler Akdeniz kıyılarında sık bulunan arkeolojik objelerdendir. Bu sikkeler "Akdeniz'in Efendileri" ya da "Mor Rengin Vatanı İnsanları" olarak da anılan Fenikelilerin geniş ticaret ağının kanıtı olarak kabul edilmektedir. O dönemde Fenike tekstil ticaretinin göstergesi olan mor renk güç, prestij ve varsıllığın sembolüydü. Yaklaşık 10.000 murexten ancak 1 gram mor boya üretiliyor ve bu yalnızca bir giysinin eteğini koyu bir renge boyayabiliyordu, bundan dolayı aynı ağırlıkta altından daha değerliydi. Tarihsel olarak özellikle Roma ve Bizans döneminde ipek ve mor boya son derece pahalıydı, uzak doğudan gelen ithal ipek bu nadir morla boyandığında hükümdarlara yakışır bir gösteriş ortaya çıkıyordu, morun tonu saray hiyerarşisindeki yerinizi gösteriyordu. Bizans'ın mor boyaya olan erişimi İslam Medeniyeti egemenlik alanının genişlemesi ile azalacak, zamanla prestiji yok olacaktır.
Deniz atının kuyruğunun önünde Latin harflerinin kökeni Fenikelilerin 22 harfli tamamı ünsüz alfabesinden 2 harf mevcut.
Sikke İcat Edilmeden Önce
Kadim zamanlarda zeytinyağı üretimi emek isteyen, her coğrafyada olmayan ve Akdeniz'in üst sınıf halkları tarafından talep edilen değerli bir meta idi. İyi muhafaza edilen zeytinyağında mikroorganizma üremesi zordur, içeriğinde doğal antimikrobiyal moleküller vardır, bundan dolayı kısa sürede bozulmayan bir tarım ürünüdür. Bu özellikleri nedeniyle amforalarda ve toprak fıçılarda uzun süre saklanıp depolanabiliyor, uzun mesafeler boyunca taşına biliniyordu. Mukayese edilebilen bir mal olarak o dönemler için az da olsa kabul edilmiş belli başlı kalite standartlarına da sahipti; aydınlatma için kullanılan yağ ile parfüm üretiminde kullanılan yağın kalitesinin aynı olmadığı biliniyordu.
Bu özellikleri her ne kadar onu bir takas malı olarak ticari bir meta alternatifi yapmış olsa da aynı özellikler (kalite farkı, zamanla bozulması, taşımak için ağır olması ya da amforanın kırılması) dezavantajlarıydı. Bundan dolayı hiçbir zaman gümüş (X şekel gümüş) kadar pratiğe girmemiş ve günümüz parası kadar yaygın standart bir kullanım seviyesine ulaşamamıştı.
Zeytin tarımı yapılan ve zeytinyağı üretilen coğrafyalarda sikkenin icat edilmediği zamanlarda borçlanma sisteminde kullanılan kadim ticari bir değişim ve borç ödeme aracı olarak bölgesel de olsa rol aldığı düşünülüyor ama gümüşün yerini alamamıştı. Takas uygulamalarında değerinin gümüş şekel cinsinden hesaplandığı tahmin ediliyor. Örneğin: "1 top kumaş = 5 şekel gümüş = 1 amfora zeytinyağı" gibi.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı
Arkeolojik veriler, Anadolu’nun iç kesimlerindeki halkların zeytinyağı ihtiyacını, Verimli Hilal bölgelerinden sağladığını düşündürüyor. Kayseri bölgesi Kaniş harabelerinde bulunan kil tabletlerde (Kültepe Tabletleri) yerel bir tüccarın Asur Devleti’nin -Verimli Hilal’in güney doğu uzantısında yükselen en geniş ve en güçlü medeniyet- başkentine verdiği, birinci sınıf zeytinyağı siparişi ile ilgili kayıtlar bulunmuştur.
O zamanların Asur Hükümdarlığı Anadolu'ya yönelen ticari girişimleri ile ekonomik açıdan güçlü bir pozisyona ulaşmıştı. MÖ 2000 yıllarına ait olduğu düşünülen bu tabletlerin yazıldığı dönem Anadolu'sunda küçük köy toplulukları yerine yerel hükümdarların idaresindeki kentler yükselmeye başlamış, bu kentler gelişen iş bölümü ve artan nüfuslarıyla önemli birer pazara dönüşmüşlerdi.
Tarihçiler yaklaşık 200 yıl süren bu döneme "Asur Ticaret Kolonileri Çağı" adını vermişlerdir. Zeytinyağı, Anadolu'nun zeytin tarımı yapılmayan iç bölgelerinde yükselen yeni yerleşimler dahil tüm yerleşimlerinde talep edilen lüks bir üründür, öncelikle kozmetik ve aydınlatma için tüketilir. Verimli Hilal’den gönderilen malların başında kalay, dokuma ve lüks süs eşyaları ile içeriğinde zeytinyağının da bulunduğu düşünülen bazı kokulu merhemler/parfümler bulunmaktadır.
Üreticinin yerel otoriteye (şehir devlet ya da tapınak) vergi ve kira borcunu zeytin ya da zeytinyağı ile ödemesi (Ayni Ödeme) zaten yaygın ve eski bir gelenekti. Tarım ile gelir elde eden yerli halkların Asurlu tüccarlar ile anlaşmalar yaptıkları, tüccarlara olan borçlarını ilk hasatta ödeyecekleri kil tablet kayıtlarından anlaşılmıştır ama bu gelenek istisnai ve yereldir.
Bu ekonomik kültür neredeyse günümüze kadar davam etti, köylü üreticiler şehirdeki tüccar ve esnafa hasat zamanı ödenecek şekilde borçlanırlar, borç "Senet" adı verilen hukuken geçerli olan yazılı bir belge ile kayıt altına alınırdı.
Akdeniz'in Sıvı Altını
MÖ 1400 yıllarına ulaşıldığında, Verimli Hilal’in kuzey batı tarafında -günümüz Suriye'sindeki Lazkiye yakınlarında- Akdeniz antik kıyı liman şehri Ugarit’de ortaya çıkarılan tabletlerde, şarapçılığa kıyasla ikinci sırada da olsa zeytin yetiştiriciliğinin önemi olduğu anlaşılmıştır. Saraya ödenen vergilerde zeytinyağının kullanıldığını ve hatta saraydaki belirli hizmetlerin karşılığı olarak zeytinyağı verildiğini gösteren belgeler vardır. Ek olarak Ugarit, Kıbrıs ve Mısır arasındaki zeytinyağı ticaretini belgeleyen arkeolojik bulgular mevcuttur.
Anavatanı Güney Anadolu’dan önce Akdeniz kıyılarına ardından Kıbrıs ve Girit başta olmak üzere Akdeniz adalarına ulaşan zeytin ağacı sayesinde Fenikeliler ve Giritliler MÖ 1000-1500 arasında ekonomik zenginliklerini zeytinyağı ihracatı ile oluşturmuşlardı.
Fenike Medeniyeti
Fenikelilerin dağlık alanlar ve deniz arasına sıkışmış coğrafi konumları tarım yapmaya çok uygun değildi. Kentli nüfus zamanla artacak fakat bölgenin tarım üretimi artan bu nüfusu beslemeye yetişemeyecektir. Coğrafi koşullar onları zanaatkarlar açısından zengin, girişimci ve tüccar, denizci ve kentli bir topluma dönüştürecektir.
Zanaatkarlıkları ile ünlenen Fenike kıyı şehirlerinin doğusundaki dağların hemen arkasındaki topraklar ise zeytin tarımının yüzyıllardır yapıldığı bir coğrafyadır. MÖ 9. yüzyılda İsrail’de Kla adıyla var olmuş bir köyde yapılan arkeolojik kazılarda, zeytinyağı üretimi için kayalardan oyulmuş çukurlar ve yağ depolamaya yarayan sarnıçlar ortaya çıkartıldı. Zeytinyağının geniş ölçekli endüstriyel üretimine en güzel örnek olan Filistin’deki Ekron kasabasında Demir Çağı’ndan (MÖ 1100 ve sonrası) kalan 100’e yakın zeytin hamurunu preslemek için kullanılan direkli baskı bulundu. Verimli Hilal’in güney batı tarafında, Akdeniz kıyısındaki yerleşim yeri Levant Bölgesi’nde bulunan bu şehir, Asurlular zamanında MÖ 700’lü yıllarda kurulmuştu. 300.000 m2’lik bir alana yayıldığı düşünülen antik kentin sadece %4’ü kazılabilmiş ve 115 zeytinyağı üretim düzeneği ortaya çıkarılmıştır. Üretimin günlük 500 ton olduğu tahmini yapılmıştır.
MÖ 1000 yıllarına ulaşıldığında “Tyrian ya da Sur Moru Vatanı İnsanları” olarak tanımlanan şehirli zanaatkar Fenikeliler Akdeniz’de özellikle zeytinyağı ve şarap ticaretinde denizaşırı organize taşımacılık aktivitelerinin zirvesine ulaşırlar. Kentli yerleşik zanaatkarların ithal edilen altın, gümüş, fil dişi ve mücevherlerden ürettikleri değerli eşyalar ihraç edilecek kadar çoğalır. Üretilen bu ticari metaları Akdeniz kıyı şehirlerine satan tüccar ve denizci bir toplumsal sınıf ortaya çıkar. Cebelitarık Boğazı’nın ötesine kadar yayılan denizcilik aktiviteleri aracılığıyla ulaştıkları yerlerde yerleşimler kurarlar, kültür taşımacılığı yaparlar.
Yayılmacı egemen bir kolonileşme yerine, ulaştıkları coğrafyadaki yerel toplumlar ile Doğu arasında aracı rolünü tercih ederler. Tüccarlık aksiyonları ile Doğu ve Batı Akdeniz kültürlerinin (Mısır, Yunan, Anadolu kıyı ve Ege adaları) karma yapısının oluşmasında hatırı sayılır bir rol oynarlar. Taşımacılığını yaptıkları mallar arasında şarap ve zeytinyağının başı çektiği arkeolojik bulgular ile gösterilmiştir.
O devirlerde zeytinyağı zeytin tarımının çokça yapıldığı Suriye ve Filistin pazarları için ihraç, talebi karşılayacak kadar zeytin tarımı yapamayan Mısır ve Yunanistan içinse ithal malıdır. Homeros'un eserlerinde Fenikelilerin aldatıcı, kurnaz ve paragöz olduklarına dair genellemelere rastlanır.
Ege Adalarına ve Yunan yarımadasına öncelikle zeytinyağını daha sonra da zeytin fidanlarını ulaştırarak zeytin tarımının Akdeniz'de yaygınlaşmasında hatırı sayılır bir role sahip oldukları tarihçilerin hemfikir olduğu bir olgudur.
Başlangıcı MÖ 1600’lü yıllara giden bir geçmişi olan bu organizasyon, bir yandan zeytin tarımını ada ve Akdeniz kıyı halkları ile tanıştırmış diğer yandan yıllarca büyüyen Ege ve Akdeniz kıyı şehir devletlerinin zeytinyağı ihtiyacını karşılamıştır. Filistin bölgesi kıyılarında yükselen Fenike kentlerindeki bu tüccar sınıfı zeytinyağı ticaretinde MÖ 800’lü yıllara kadar lider konumlarını koruyacaklardır.
Sikkenin İcadından Orta Çağa
MÖ 700 lerde sikke icat edildi ama takas ekonomisi yok olmadı. Ekonomi "Gümüş Sikke Standardına" dayalı olsa da, zeytinyağının fiziksel takası, antik devirde ticaret ağının canlı bir parçası olmaya devam etti. Büyük ölçekli ticarette ve devletler arası ödemelerde zeytinyağı hala önemli bir takas malıydı.
Roma İmparatorluğu devrinde özellikle Akdeniz'de önemli bir role sahipti; askeri yardım, vergiler ve kiralar için para yerine sayılan bir mal haline gelmişti. Gıda, aydınlatma, temizlik ve kozmetik gibi birçok kullanma alanı vardı. Askerlerin maaşları para ile ödeniyordu ama zeytinyağı gibi temel ihtiyaç maddeleri devlet tarafından sağlanıyordu, bir tür ücret tamamlayıcı rolü vardı. Sikke arzının kısıtlı olduğu dönemlerde de facto bir takas aracı ve değer ölçüsü işlevi gördü.
İmparator Diocletianus'un Fiyat Fermanı'nda zeytinyağının farklı kaliteleri için üst sınır fiyatlar belirlenir, devlet kurumunun buna benzer uygulamaları bugün bile devam etmektedir.
Roma döneminde, paranın hakim olduğu bir sistemde bile birincil bir ticari meta ve kısmi para ikamesi özelliğini devam ettirdi. Taşınabilirlik ve standartlaştırma konusunda sikke kadar pratik olmayan zeytinyağı zamanla ödeme aracı işlevini kaybeder. Bunula birlikte Batı Roma'nın çöküşüyle para ekonomisinin zayıflaması ve takas ekonomisinin tekrar yaygınlaşması zeytinyağının bu işlevini tekrar popüler hale getirebilecektir.
Manastır kayıtlarında, gelir ve giderler bazen para cinsinden değil, "X ölçek zeytinyağı" şeklinde kaydedilmiştir.
Günümüz
Geçmişi hatırlatan bir uygulama hala yaşıyor; hasadını yapan üreticilerden bazıları zeytinini getirdiği yağhaneye sıkım ücreti vermez, sıkma bedeli olarak çıkan yağın bir kısmını yağhaneye bırakır.
Kaynakça:
1. Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda Anadolu’da Yabancı Tüccarlar, Gamze İme, Doktora Öğrencisi, Aksaray Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Uluslararası Eskiçağ Tarihi Araştırmaları Dergisi – International Journal of Ancient History, 2/2, Eylül - September 2020 Samsun.
2. Antikçağ'da Batı Anadolu'da Deviz Ticareti ve Limanlar, Doktora Tezi, Hüsniye Esra Tufanoğlu, T.C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2017.
3. Erken Demir Çağı’ndan İtibaren (MÖ IX-VI. yüzyılda) Akdeniz’deki Fenike Kolonileşme Hareketleri, Refik Kaan Üçler, Arş. Gör., Kırklareli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Kırklareli, Cedrus X (2022), 47-67.
4. https://www.bbc.com/culture/article/20180801-tyrian-purple-the-regal-colour-taken-from-mollusc-mucus.

Yorumlar