top of page

Tek Tanrılı Dinlerin Kitaplarında Zeytin ve Zeytinyağı III - Yahudi İnancı

  • Yazarın fotoğrafı: Uğur Saraçoğlu
    Uğur Saraçoğlu
  • 28 Tem
  • 24 dakikada okunur

Melekle Güreşen Yakup, Eugene Delacroix. Yakup melekle güreşip kutsandıktan sonra onun soyundan gelenlere İsrail (Melekle Güreşen, ya da Tanrıyı Gören) ismi verildiğine inanılır. Meleğin sol eli Yakub'un sağ uyluğunda tasvir edilmiş, hikayede güreş Yakub'un uyluğundan yaralanması ile biter. Ressamın bu güreş tasviri yönetmen Sally Potter tarafından "The Tango Lesson" filminin afişinde kullanılmıştır, kaynak
Melekle Güreşen Yakup, Eugene Delacroix. Yakup melekle güreşip kutsandıktan sonra onun soyundan gelenlere İsrail (Melekle Güreşen, ya da Tanrıyı Gören) ismi verildiğine inanılır. Meleğin sol eli Yakub'un sağ uyluğunda tasvir edilmiş, hikayede güreş Yakub'un uyluğundan yaralanması ile biter. Ressamın bu güreş tasviri yönetmen Sally Potter tarafından "The Tango Lesson" filminin afişinde kullanılmıştır, kaynak



Giriş


İsrail yazını (literatürü; Tevrat, Tanah ya da Eski Ahit) ortalama bin yıllık uzun bir süreyi kapsayan yazım süreci sonrasında, çağımıza değin iyi korunmuş bir biçimde ulaşabildi. Eski Ahit, özellikle Tekvin (Yaratılış) bölümü, bolca mitolojik hikaye içerir.


İsrail tarihinin başlangıcı, atalarının Kenan ülkesine (Lübnan, Suriye, Ürdün ve İsrail'in bulunduğu coğrafya) göçleri ile başlar. Göçlerden ilki, eski kaynaklarda İbrahim’in önderliğinde “İbrani” ismi verilen halkların akınıdır. MÖ 1800’lü yıllarda gerçekleştiği düşünülmektedir. İkinci göç, ataları “İsrail” olarak da adlandırılan, Yakub’un önderliğinde gerçekleşen göçebe ya da yarı göçebe Arami'lerin hareketidir. Ataları olan İbrani'lerin yerleşiklerine yönelen üçüncü akın, MÖ 1300’lü yılların sonunda, uzun süre Mısır’da yerleşik olarak yaşadıktan sonra, Musa’nın liderliğinde Mısır’dan göçen halklardır.


İsrail halkını oluşturan tüm bu göçmen halklar Kenan adı verilen coğrafyaya ulaştıklarında Sami halkları ile karşılaştılar. Günümüzün Lübnan, Suriye, Ürdün ve İsrail devletlerinin bulunduğu bu bölge Levant (gün doğumu) bölgesinin güney kısmında yer almaktadır. Bölgenin Akdeniz'e dayanan batı tarafında ise şehir devletler kurup yerleşik kültüre geçmiş Fenike toplumu vardı. Göçmenler büyük ticaret ve inşaat projeleri ile zenginleşmiş refah içerisinde yaşayan şehir devlet kültürü ile karşılaştılar. Güney Levant halkları olasılıkla göçmenlerden çok önce tarım ekonomisine geçmiş toplumlardı. En önde gelen tarım ürünü ise zeytindi. Yeni gelen göçmenler tarım toplumuna geçmiş yerleşik halkların dinsel inançları ile karşı karşıya kaldılar. Tarihi kaynaklar yerleşik olanların tarımsal ayinleri ile mevsim şenliklerinin yeni gelenler tarafından zamanla benimsendiğini gösteriyor. Bu asimilasyon ya da kaynaşma bölge halklarının Babil Sürgünü ’ne (MÖ 500-600) kadar devam edecektir.


Tevrat'ın Tanrısı -kökenleri bir koldan kadim Mısır medeniyetine dayanan- İsrailoğulları’na “zeytinyağı olan diyarlar” sözü verir. Kitap boyunca zeytin ve ondan elde edilen yağ Tanrı’nın ve kutsalın işareti olarak kabul edilen biricik simgedir.



Ezilmiş Saf Yağ


Tapınak ayinlerinde kullanılan saf sızma zeytinyağını tanımlamak için “shemen zayit zakh; ezilmiş saf yağ” ifadesi kullanılır. Talmud kitabında (Tevrat Yorumu, Sözlü Yasa ve Yorum) bu zakh (saf) ve katit (ezilmiş) kelimeleri ile yağın üretim tekniği de tarif edilir; en olgun zeytinler havanda ezilir, zeytin hamuru bir sepete konur, hiç preslenmeden kendi kendine sızan ilk damlalar toplanır.


Bu yağ saflığın ve kutsallığın sembolü gibidir, tapınaktaki ayinlerde kullanılır; özellikle de şamdan (menora) yakıtı olarak.


Saf sızma zeytinyağı yakıldığında ortaya çıkan alevin az is yapan beyaza çalan parlak bir ışık verdiği düşünüldüğünde rahiplerin halktan birinci kalite yağ istemesi mantıklıdır. Preslenerek elde edilen görece ikinci kalite ya da Tevrat’a göre saf olmayan zeytinyağı ise tapınakta ancak hayvansal olmayan sunu ayinlerinde -un sunuları gibi- kullanılabilir.



Demir Çağı’nda Zeytinyağı, Menora ve Egemenlik

 

Yazın boyunca Tevrat’ın tanrısının en kaliteli zeytinyağının kendisi ve tapınakları için ayrılmasını istediği anlaşılacaktır. M.Ö. 1000-586 yıllarına odaklanan Krallar ve Tarihler kitapları dönemi olan Demir Çağı'ndaki (M.Ö. 8- 7 yy) Kenan bölgesine bakalım; arkeologlar bölgede büyük ölçekli 100 den fazla zeytinyağı üretim işliklerini ortaya çıkardı. Tel Bet Şemeş bölgesindeki işliklerin sayısı, büyüklüğü ve teknik kapasitesi, yapılan üretimin yerel ihtiyacın ötesine geçmiş görünüyor. İşlikler üretimde uzmanlaşmış zanaatkarların ve dönemin endüstriyel mirasının göstergesi sayılıyor. Zeytinyağının dönemin ekonomik açıdan en stratejik temel ihraç ürünü olduğu anlaşılıyor. Ortaya çıkarılan LMLK (krala ait) mühürlü amforalar üretimin devlet kontrolü altında yapıldığını gösteriyor. Pers egemenliği altındaki İsrailoğulları için zeytinyağı hayallerindeki ulusal bağımsızlık ile kutsalın birleştiği ekonomik güç ve refahın sembolüdür. Mısır’dan gelen son göçmen hareketinden sonra İsrailoğulları artık yerleşik yaşam ve tarım kültürü halklarına dönüşecek, dönemin "sıvı altını" yükselecek Yahuda Krallığı'nın vergi sisteminin çekirdeği olacaktır.


Sönmeyecek Menora (mabet şamdanı) teolojik bir buyruktan öte bir devlet ideolojisidir, kesintisiz zeytinyağı tedariki güçlü bir tarım ekonomisine ve ticaret yoluyla elde edilen istikrara işaret eder. Kandilin yaydığı ışık ticaretin, ekonomik refahın, ulusal egemenliğin ve kendine yeterliliğin göstergesidir.


Antik Yakın Doğu'daki tapınak ve elit mezarlık kazılarında sıklıkla mür ve günnük gibi Arap ve Hint kökenli aromatik kalıntılar bulundu. İsrailoğulları'nın "Kutsal Meshetme Yağı" ve “Kutsal Tütsü” yapımında kullandığı baharat bileşenleri ise bize bir başka gerçeği anlatıyor. Tarifteki egzotik malzemeler Antik Yakın Doğu iklim koşullarında yetişmeyen ancak ithal edilen değerli metalardır. Örneğin mür Yemen, Somali ve Etiyopya, tarçın ise Güneydoğu Asya kökenlidir.


Üretilen zeytinyağı dışarıdan getirilen esanslarla karıştırılıyor kokuyu tutan bir malzeme olarak bir tür taşıyıcı yağ işlevi görüyordu. Egzotik kokulu baharatların altın ve gümüşten sonra en değerli mallar arasında listelendiği geç Demir Çağı Dönemi’nde bir ulusun bu kadar pahalı ve ithal malzemelere ulaşabiliyor olması, malzemelerin ancak güçlü bir dış ticaret ağı aracılığıyla temin edilebildiği gerçeği, onların ekonomik gücünün ve egemenliğinin kanıtıdır. İbrahim'in soyundan gelen göçmenler Tunç Çağı'nda bölgede yaşayan Sami dili konuşan yerleşik Kenan toplumundan zeytin tarımını devralmış, zeytin ağacını ve ondan elde ettikleri yağı inançlarının tam merkezine koymuş ve siyasi egemenliklerini ilan etmişlerdir.


Zeytin ağacı geçmişi göçmen olan bir halkın, yerleşik kültüre dönüşümünün sembolü olmuştur. İthal kokuların kullanılması krallık sarayında ve toplumda yüksek sosyal statü ve ayrımcılığın da göstergesidir. Kitabın bir çok bölümünde zenginliğin, bereketin sembolü olan zeytin tarımı aynı zamanda İsrailoğulları’nın başlarına gelen felaketler ve yaratıcının uygun gördüğü cezalandırmaların da başroldedir.



Yaratılış/Başlangıç/Tekvin Kitabı


Bölüm 8:11; "Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağıyla akşamleyin geri döndü. O zaman Nuh suların yeryüzünden çekilmiş olduğunu anladı."


Yaşam su ile sona erdirilmiş ve yeniden başlamıştır. Yaşamın ilk göstergesi canlı zeytin ağacıdır, o coğrafya halklarının bilincinde ölümsüzlüğün sembolü olan zeytin ağacı tufana direnmiş, yeni koparılmış canlı zeytin dalı Tanrı ile insanlar arasındaki barışın simgesi olmuştur.


Kitaptaki "kıyamet sonrası yenilenmiş dünya" söylemine göre, yeni dünyayı "meshedilmiş" (mesiyah, mesih; yağ ile ovulmuş) bir rahip kral/peygamber yönetecektir. "Yahve'nin (Rab, Tanrı) meshedilmiş kulu" ifadesi İbrani dinsel bilincinin bir unsurudur bununla birlikte o coğrafyadaki halkların bilincindeki geçmişi Gılgamış destanına kadar gider.


"Yağla ovulmak" Tanrı tarafından seçilmiş olmanın işaretidir. Yaradılış 28:18 'de yer alan "Yakup'un Düşü" hikayesinde Yakup uyuduğu yere, Yaradılış 35:14 de ise Tanrı ile konuştuğu yere bir tapınak yapar, üzerine zeytinyağı döker. Devrin zeytin tarımı ile zenginleşip büyümüş kent devleti yapısındaki monarşileri için bu kişinin "kral" olması doğaldır.


Çok tanrılı pagan inançlarından kalma tüm tanrılar reddedilmiş, toplumu bir arada tutmak amacıyla her şeyin üzerinde, tek, mutlak ve sonsuz güce sahip bir tanrı bilinci oluşturulmaya çalışılmıştır. Zeytinyağı, kitap boyunca, birden fazla bölümünde "kutsal" olanın göstergesi olan bir unsurdur bununla birlikte zeytinyağının kutsalın ötesinde devrin önemli bir ekonomik metası olduğu arkeolojik bulgular ile de kanıtlanmış bir gerçektir.



Mısır'dan Çıkış Kitabı


Kitap boyunca zeytinyağı tapınaktaki kandiller (şamdan, menora) ve dini törenlerde kokulu ağaçlarla birlikte yakılan kutsal bir yakıt, tapınaktaki eşyalar ile tanrı için gerçekleştirilen dini ritüellerde gıda temelli sunuların kutsal kılınması için kullanılan bir malzemedir.


Bölüm 25:6 ve 27:20'de Tanrı Musa'dan Buluşma Çadırında (göç sırasında kullanılan seyyar tapınak) kandil yakıtı olarak “ezilmiş saf zeytinyağı” getirmesini ister; 35:28. mısrasında "...kandil, mesh yağı ve güzel kokulu buhur için baharat ve zeytinyağı getirdiler." ifadesi tapınakta yapılan ayinlerde kullanılan malzemelerin listesi gibidir.


Bu bölümde bahsi geçen ifadelerdeki buhurun baharat kökenli mi yoksa ağaç kabuğu kökenli mi olduğu bilinmiyor. Anadolu'da sığla ağacının kabuğundan ortaya çıkan kokuya "buhur" adı verilir. Buhur yapımı için kullanılan farklı kaynaklar var. Ağaçlardan sızan, havayla temas edince donan, değişik bir kokuya sahip bir tür reçine olan “Mürrüsafi”nin (Myrrh) ile Boswellia Carterii bitkisinden elde edilen balsam gibi doğal bileşikler. Bitkisel kökenli olan balsam ısıtıldığında toksik etkileri de olan çok kuvvetli kokular yayar. Bu bileşikler ibadet sırasında olasılıkla insanların vecde gelmesini ve inançlarının kuvvetlenmesini sağlıyordu. Belki de rahipler ve halk bu sayede dualarının daha çabuk göğe yükseleceğine inanıyorlardı.


Bölüm 30:24' de zeytinyağının ham madde olarak kullanıldığı bir parfüm tarifi de var; "...Şu nadide baharatı al: 500 şekel sıvı mür, yarısı kadar, yani 250'şer şekel güzel kokulu tarçın ve kamış, 500 kutsal yerin şekeli hıyarşembe, bir hinde zeytinyağı. Bunlardan ıtriyatçı ustalığıyla güzel kokulu kutsal bir mesh yağı yap. Ona kutsal mesh yağı denecek...".


Mesh yağının anlatıldığı bu bölümün tümü incelendiğinde zeytinyağının vücuda sürülmek üzere kullanılacak bir parfüm/merhem (güzel kokulu kutsal mesh yağı) yapmak için kullanıldığı, bu mesh yağının tapınaktaki eşyalara da sürüldüğü, böylece eşyalara da kutsal nitelik kazandırıldığı anlaşılır. Tanrı göç sırasında kullanılmak üzere yapılan çadır şeklindeki taşınabilir tapınaktaki kutsal eşyaların da bu yağ ile ovulmasını ister.


Tapınaktaki nesnelerin yağla ovulması Mısır'dan göçen kavimlerin getirdiği bir kültür olabilir. Kadim zamanlarda yağ ve merhemlerin ilk kullanım alanının dinsel ritüeller olduğu düşünülüyor. Merhemler tanrı heykellerinin önünde bulunan beyaz mermer kaplarda saklanır, tapınaklardaki rahipler bunu parmaklarıyla alıp heykele sürerlermiş. Bu kapların en ünlüsü Mısır tanrıçası Bastet'in (Merhem Kavanozunun Kadını) Kahire müzesindeki alçı kozmetik kavanozudur (kaynak). Yağlanan heykelin daha parlak görünmesi ve tapınma mekanına hoş kokular salması ibadet edenlerin ruhsal durumlarına iyi geliyor olsa gerek.


Antik dönemlerde zeytinyağının parfüm yapımında kullanıldığına dair birçok arkeolojik bulgu mevcuttur. O devirlerdeki çok tanrılı pagan inanışına sahip toplumlarda ölülerin zeytinyağı ile birlikte ya da zeytinyağı ile ovularak gömülmesi ritüeli yaygın bir kültürdü. Bununla birlikte, Tevrat'ın bu kitabındaki ifadeye göre bu tarifle yapılan yağ sadece "kutsal kılmak" için kullanılacak, sıradan insanlar tarafından kullanılamayacaktır; "...İnsan bedenine dökülmeyecek. Aynı reçeteyle benzeri yapılmayacak. O kutsaldır ve sizin için kutsal olacaktır." Bu yasak kitabın başka bölümlerinde de tekrarlanmıştır. Yağla ovulan kişi (rahip kral) ve tapınak eşyaları artık kutsaldır, fakat sıradan halkın bu tarifle yapılan zeytinyağlı merhemi vücuduna sürmesi yasaktır.


Göç halinde olan bir toplum için elde etmesi zor, daha önce yerleşik yaşam sürdürdükleri antik Mısır'da kutsal olduğuna inanılan, orada bile ancak üst sınıf soyluların rahatça ulaşabildiği saf zeytinyağına bu derecede kutsal anlamlar yüklenmesi şaşırtıcı değildir. Yağın ya da tarifi yapılan zeytinyağlı merhemin vücuda sürülmesinin yasaklanmasının birden fazla nedeni olmalı. Yarı göçmen yarı yerleşik bir toplumun bilincinde halen varlığını sürdüren geçmişteki atalarının çok tanrılı dinsel inançlarına geri dönmelerinden endişe edilmiş olabilir. Bu korku Tevrat boyunca birçok kez ifade de edilmiştir. Arkalarında bıraktıkları coğrafyanın kültüründen kalma vücuda ve cenazeye zeytinyağı sürme kültürü -artık sadece Tanrı'nın seçtiği kişi olan rahip krala özgü, sadece seçilmiş olana verilen bir hak olarak- kutsalın işareti olan bir dini uygulamaya evirilmiştir. Göçmen bir halk olarak genelin yoksul olduğu düşünüldüğünde; o zamanlar için ekonomik değeri çok yüksek olan zeytinyağı gibi bir nesnenin herkesin vücuduna sürecek kadar kolayca ulaşılabilecek bir şey olmadığı aşikardır. Dönem zeytinden verimli yağ elde etme teknolojisinin emekleme aşamasında olduğu bir dönemdir, zor elde edilen değerli bir nesnenin sadece rahip kral ve tapınak için kullanılmasının yasa haline getirilmesi çok da mantıksız görünmemektedir.



Levililer Kitabı


Zeytinyağı Tanrı için hazırlanan mayasız ince undan yapılan tahıl sunularında kullanılan bir malzemedir. Bölüm 2:2 de şöyle bir ifade geçer "...Kâhin avuç dolusu ince un, zeytinyağı ve bütün günnüğü alıp sunağın üzerinde anma payı olarak yakacak. Bu yakılan sunu ve Rab'bi hoşnut eden kokudur."


"İnce un" o dönemler için, aynı zeytinyağı gibi, az bulunan bir gıda olarak ancak kralların ve soyluların ulaşabildiği bir metaydı. Günnük de tütsü yapımında kullanılan kokulu bir ağaç (sığla, günlük) kabuğu ya da ondan elde edilen reçineydi ki o da ender bulunan bir malzemeydi. Yakıldığında ortaya çıkan koku ayin sırasında ortamda ibadet eden kişileri hoşnut ediyor olsa gerek.


Günah ya da kusuru bağışlatmak için hazırlanan sunularda ise tahılla birlikte zeytinyağı kullanılmaz, ama suç sunusunda etle birlikte kullanılır.


24:2 mısrasında halktan istenen zeytinyağı şöyle tarif edilir “...kandilin sürekli yanıp ışık vermesi için ezilmiş saf zeytinyağı getirsinler.”


14. bölümdeki deri hastalığı olan birisinin arınma ayininde sununun nasıl yapılması gerektiğinin anlatıldığı ifadeler eski pagan inançlarından kalma gibidir: "...Sonra bir log (yaklaşık 500 cc, Babil ölçüm sistemi) zeytinyağından biraz alarak kendi sol avucuna dökecek. Sağ elinin parmağını zeytinyağına batırıp Rab'bin huzurunda yedi kez serpecek. Pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına, suç sunusunun kanı üzerine avucunda kalan yağdan sürecek." Antik Mısır'da ve ileride Hristiyanlıkta uygulanacak arınma ayinlerinde suyun kullanılmasına benzer bir şekilde, bu ayinde arınma için suyun yerine zeytinyağı kullanılmış.


Mezopotamya halklarının bilincindeki tanrılar "insan biçimli" olduğu için tanrılara sunulan yiyecekler de insanların tükettikleri gerçek yiyeceklerden oluşuyordu. "Kansız kurban" olarak nitelendirilen "yiyecek sunuları" nın öncelikli amacı bilinçlerinde insana benzer olduğunu düşündüğü tanrıları doyurmak ya da tanrının bundan haz alacağına dair inanç olabilir. Dönem insanının bilincinde yarattığı tanrılara düzenli olarak sunmakla yükümlü oldukları kurban etlerinin dışında, tarım arazilerinde üretip tükettiği tahıl, ekmek, meyve ve zeytinyağı gibi temel besin maddelerini de sunduğu arkeolojik verilerle kanıtlanmıştır. Daha arkaik toplumlarda mevsimin elde edilen ilk tarımsal ürünü doğaüstü güçlerden sonra topluluğun şefine ya da rahibe sunulurdu ki bu ikisi sıklıkla aynı kişiydi.


Kadim zamanların ilkel toplumlarında var olan, doğan ilk çocuğun veya yeni doğan ilk hayvan yavrusunun kurban edilmesi ya da ilk hasattan yapılan hamurun tanrıya sunulması davranışına "hak kurbanı" adı verilir. Tarihsel süreçte, yerleşik yaşama seçip kalabalıklaşan şehir devletlerinde uygulanmaya devam eden buna benzer kurban ve sunu benzeri dinsel uygulamaların, pratikte -yönetici üst sınıflara verilen- bir tür vergi olduğu yorumları da yapılmıştır.


Kansız sunular cenaze ritüellerinde de kullanılırdı. Antik Yunan cenaze ritüellerinde cenaze ile birlikte yapılan sıvı sunulara libasyon adı verilir; tanrılar onuruna yere şarap, zeytinyağı veya süt dökmek. Cenaze gömülmeden önce altmış yaş üstü kadınlar tarafından yıkanıp yağ ile ovulurdu. Benzer ritüeller Roma döneminde de devam etmiştir, örneğin cenaze ritüellerinde ceset mür yağı ile yağlanır, yüzüne zeytinyağı serpilmek suretiyle günahlarından arındığına inanılırdı.



Çölde Sayım Kitabı


Kitap boyunca zeytinyağının kandil yakıtı olarak özellikle mabette ezilmiş saf zeytinyağının kullanımı tekrar edilir. Tanrı için yapılan sunuların anlatıldığı yerlerde, özellikle 7. bölümde, defalarca "zeytinyağı ile yoğurulmuş ince un" ifadesi geçer. Bu bölümlerdeki bazı sunu tariflerinde ayrıntılı ölçüler verilmiştir.



Yasa'nın Tekrarı Kitabı


Zeytin ve zeytinyağı ifadelerinin geçtiği Yasa'nın Tekrarı 7. 8. 11. ve 28. bölümler tek Tanrı inancından ayrılmayan halklara vadedilen ifadeler ile başlar. Ardından, eğer tek tanrı inancından vazgeçerlerse Tanrı'nın onları nasıl lanetleyip cezalandıracağı anlatılır; "Ülkenizin her yerinde zeytinlikleriniz olacak, ama zeytinyağı sürünmeyeceksiniz. Zeytin ağaçlarınız ürününü yere dökecek."


Tevrat incelendiğinde, bazı bölümlerinde, İbrani dinsel düşüncesinde mutlak olan tek tanrı inancının, inananları -eğer bu düşünceden ayrılmazlarsa- nasıl ayrıcalıklı bir seviyeye yükselteceği, onları nasıl egemen bir millet konumuna getireceği ve sonunda yaratıcının kullarını değişmez bir esenliğe ulaştıracağına dair bir çok ifade olduğu anlaşılacaktır. Mircea Eliade'ye göre, bu bölümlerdeki metinlerin içeriğinde var olan coşku ve yücelti, benzersiz cennet betimlemeleri, Hristiyanlığın habercisi gibidir.


"Yasa'nın Tekrarı" bölümlerinde sadece Tanrı buyruklarına uyan halklara vadeliden bereketler değil buyruklara uyulmadığında Tanrı'nın laneti de zeytin üzerinden anlatılır; "...Zeytin ağaçlarınız ürününü yere dökecek.", "Size ne tahıl, ne şarap, ne zeytinyağı, ne sığırlarınızın buzağılarını, ne de sürülerinizin kuzularını bırakacaklar; ta ki, siz ortadan kalkıncaya dek."


Yasa'nın Tekrarı 11. bölümde Tanrı'nın gücü, tarım ürünlerinin verimi açısından önem arz eden yağmur döngüsünün zamanlaması üzerinden anlatılır. Zeytin tarımında uygun olmayan zamanda gerçekleşen yağmur, bugün bile verimi düşürür ya da ürünün telef olmasına neden olabilir.


14. bölümünde elde edilen zeytinyağının bir kısmının tapınakta tüketilmesi, 18. bölümde mevsimin elde edilen ilk zeytinyağının tapınaktaki kahine götürülmesi emredilir.


Yasa'nın Tekrarı 24:20 deki tanrı buyruğu, sosyal ilişkileri düzenleyen ve İsrail kökenli halkları onlardan olmayan, daha önce orada yerleşmiş olan Kenan halklarından ayıran davranışları anlatır: "Zeytin ağaçlarınızı dövüp ürününü topladığınızda, dallarda kalanı toplamak için geri dönmeyeceksiniz. Kalanları yabancıya, öksüze, dul kadına bırakacaksınız." Kitapta üzüm içinde benzer buyruklar mevcuttur. "Ağaçların dövülmesi" ifadesi kargılar vasıtasıyla dallara vurularak yapılan zeytin hasadının anlatımıdır. Zeytin hasadı binlerce yıl dallara kargılar vurularak yapılageldi. Günümüzde bu uygulama neredeyse kaybolmuştur. Henüz olgunlaşıp daldan ayrılmayan ya da hasat edilemeyen ürünün başkalarına bırakılması bir tür zekat uygulamasıdır. Makinaların kullanıldığı günümüz çağdaş hasat yöntemlerinde bile az da olsa bir miktar zeytin hala dalda kalmaktadır.


33. Bölüm Musa'nın ölümünden önce İsrail soyundan gelen kabileleri kutsadığı ifadeler içerir. 24. mısrada Musa Aşer için "...Ayağını zeytinyağına batırsın." ifadesini kullanır, böylece Musa'nın Aşer'in tanrı tarafından kutsanması dileğini ifade eder. Yahudi tarihinde Aşer kabilesi bilgelikleri ve zeytinyağında gelen zenginlikleri ile bilinir. Bu ifade olasılıkla aileler ve aile için liderlik çatışmaları ya da politik egemenlik yarışından köken alan hikayelerin anlatımıdır. Ayağını zeytinyağına batırmak zenginliğin göstergesidir, diğer yandan bu ifade ayağı yağla ovulan Hristiyan peygamberi İsa’yı da akla getirir.



Hakimler Kitabı


“Bir gün ağaçlar kendilerine bir kral meshetmek istemişler; zeytin ağacına gidip, ‘Gel kralımız ol’ demişler. Zeytin ağacı, ‘İlahları ve insanları onurlandırmak için kullanılan yağımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?’ diye yanıtlamış.” (Tevrat, Hakimler Bap 9:8, 9). Hakimler bölümünde sadece zeytin değil incir ve üzüm de bitkilerin kralı olmayı ret ederler.


Bu bölümün geneli Avimelek adında bir kralın kentte hakimiyet kurma sürecinin anlatısıdır. Bu mücadele boyunca, olasılıkla kentteki pagan inancına sahip insanlarla tek tanrı inancına sahip olanlar arasında bir çatışma olmuş. Putperest olarak dışlanan pagan halklarının tanrıları tarım ürünleri üzerinden sembolize edilmiş görünüyor. Bu meyveler, o zamanların tarım kültürünü geliştirmiş, ancak yerleşik halkların uğraşı olan, yetiştirmesi en fazla emek ve zaman isteyen tarım ürünleriydi. Çok tanrılı yerleşik Pagan halklarına göre bu meyveler, farklı tanrılar tarafından yaratılıp, insanlara verilmiş kutsal birer armağandı. Bu meyvelerin konu edildiği Kuran-ı Kerim ayetleri de mevcuttur. Fakat, tek ve mutlak bir tanrı inancını sağlamlaştırmaya çalışan Musevi inancı için bu reddedilmesi gereken bir düşüncedir. Artık göçmen olmayan yerleşik Musevi topluluğu için, bu meyveleri farklı tanrıların yaratmış olması kabul edilemezdi. Hikaye, o çağlardaki en önemli tarım ürünleri ile ilişkilendirilen pagan tanrılarının reddedilişinin anlatımı gibi görünmektedir.



2. Samuel Kitabı


Mısra 15:30'da, keder ve yas içindeki bir kralın, kutsal olduğuna inanılan dağa çıkışı hikaye edilir "Davut ağlaya ağlaya Zeytin Dağı'na çıkıyordu. Başı örtülüydü, yalın ayak yürüyordu. Yanındaki herkesin başı örtülüydü ve ağlayarak dağa çıkıyorlardı". Davut ve taraftarları, kendilerine karşı ayaklanan ve galip gelen rakiplerinden yas ve keder içerisinde kaçmaktadır. Zeytin dağına çıkarak Tanrı'dan yardım isteyeceklerdir. Benzer bir aksiyon daha sonra İsa tarafından da gerçekleştirilecektir.


O devir insan imgeleminde tanrılar yüksek dağlarda yaşayan ölümsüzlerdi. Tanrının var olduğu yer ile ilişkili bu imgelem, tek tanrı bilincinin gelişmesiyle dağdan gökyüzüne, zamanla göklerin de daha üzerindeki bir konuma evirilecektir.



1. Krallar Kitabı


Bölüm 5; Tapınağın Yapım Hazırlıkları, 2Ta.2:1-18 kısmında, Sur Kralı Hiram ile Süleyman Peygamber arasındaki ticari ilişkiden bahsedilir. Davut ölmüş, yerine oğlu Süleyman geçmiştir, İsrail devlet olarak tarihindeki en güçlü ve zengin dönemindedir. Kral Süleyman, babasının yapamadığı tapınağın inşası için gerekli sedir ağaçları karşılığında Kral Hiram'a saf zeytinyağı gönderecektir: "Hiram Süleyman'a istediği kadar sedir ve çam tomruğu sağladı. Süleyman her yıl Hiram'a sarayının yiyecek gereksinimi olarak yirmi bin kor buğday, yirmi kor saf zeytinyağı verirdi. Rab, verdiği söz uyarınca, Süleyman'a bilgelik verdi. Süleyman'la Hiram arasında barış vardı. Aralarında bir antlaşma yaptılar."


Bu bölümden anlaşıldığı kadarı ile; saray görevlilerine sağlanan yiyecek, sadece tomrukların bedelini karşılamış. Kral Süleyman’ın Hiram’ın sarayına buğday ve saf zeytinyağının yanı sıra tapınağı inşa eden ustaların ücreti olarak arpa ve şarap da göndermiş. Fenikeli işçilere ise çalışmalarının karşılığında belirli bir ücret ödendiği anlaşılıyor.


Fenikeliler girişken tüccarlar ve cesur tecrübeli denizcilerdi, tarım alanlarının azlığı nedeniyle denizciliğe yönelen, kendi yazı sistemleri olan, devrin Mısır medeniyeti ile birlikte antik Yunan medeniyetinden çok daha önce ortaya çıkmış -Yunan medeniyetin temellerine katkıda bulunmuş- Doğu Akdenizli gelişmiş bir medeniyetti. Arkeolojik kazılar ve buluntular Mısırlıların M.Ö. 3000 gibi erken tarihlerde bu bölgede yaşayan Fenikelilerle ticari ilişkiler kurduğunu gösteriyor. Bundan dolayı, ataları Mısır'dan gelen göçmenler olan Kral Süleyman'ın, Fenike şehir devletleri ile yakın ilişkide olması doğaldır. Devrin Fenike şehirleri, zanaat alanındaki yetenekleri açısından bölgenin liderleriydi, birçok küçük atölyeden oluşan, imalat merkezleri bulunan, o dönemler için teknoloji merkezi denebilecek üç büyük kentleri vardı. Kral Süleyman zamanında, tarım ve özellikle zeytin yetiştiriciliği ile yerleşik hayata geçmiş o coğrafyanın yükselen bir şehir devletinde, henüz bir mabet inşa edebilecek tecrübede mühendis zanaatkarların olmadığı, komşu şehir devletinden tarım ürünleri karşılığında teknik tecrübe yardımı alındığı anlaşılıyor.


Bu bölümde; İsrail halkının zorla çalıştırılmaktan ötürü duyduğu hoşnutsuzluktan da bahsedilir, hoşnutsuzluk zamanla toplu ayaklanmaya ve Kral Süleyman’ın ölümünün hemen ardından krallığın bölünüp zayıflamasına ve başka bir devletin egemenliği altına girmelerine yol açacaktır.



2. Krallar Kitabı


"...Kadın, 'Azıcık zeytinyağı dışında, kulunun evinde hiçbir şey yok' dedi".


Bölüm 4 ya da "Elişa'nın Yoksul Dula Yardımı", bir sosyal yardımlaşma uygulamasının ve egemenliğini kaybetmiş bir toplumun anlatımıdır. Ölen kocasının borçlarını ödeyemeyen ve bu nedenle de oğullarını köle olmaktan kurtarmaya çalışan annenin çabaları komşularından aldığı zeytinyağı bağışı üzerinden anlatılır.


Bölüm 18:31-32 de kenti işgal eden Asur Devleti'nin kralının, İsrail kökenli halka, teslim olmaları ve rahip kral Hizkiya'ya itaat etmemeleri karşılığında verdiği vaatler şöyledir; "...Çünkü Asur Kralı diyor ki, 'Teslim olun, bana gelin. Böylece ben gelip sizi zeytinyağı ve bal ülkesi olan kendi ülkeniz gibi bir ülkeye –tahıl ve yeni şarap, ekmek ve üzüm dolu bir ülkeye– götürene kadar herkes kendi asmasından, kendi incir ağacından yiyecek, kendi sarnıcından içecek..."



1. Tarihler Kitabı


Bölüm boyunca Davut’un tapınağı işlevsel hale getirmesi, tapınma sisteminin düzenlenmesindeki rolü, ordu ve İsrail soylularının devlet yönetimindeki görevleri anlatılır. Bölüm boyunca zeytinyağının toplanması, depolanması ve tapınakta kullanımı ile ilgili kimin nelerden sorumlu olduğu ile ilgili bilgiler mevcuttur. Devletleşme süreci hızlanmış, halk zenginleşmeye başlamış, toplumsal ilişkiler yasalarla organize edilmeye başlanmıştır. Tarihsel olarak bakıldığında bu süreç Süleyman’ın babası Davut’un yerini aldıktan sonra bir süre daha devam edecektir.



2. Tarihler Kitabı


Davut'un başlattığı tapınak yapma sürecini devam ettiren oğlu Süleyman'ın aldığı aksiyonların bulunduğu bu bölümde; ağaç, metal ve kumaş işçilikleri için Fenike kralı Hiram'dan istediği yardımların ayrıntıları, zeytinyağı ile Fenike bölgesinden kesilip getirilen ağaçların ve işçilerin hak edişlerinin ödendiği anlatılır. Paranın (sikke demek daha doğru olacaktır) henüz keşfedilmediği o dönemde zeytinyağı para gibi işlev gören bir nesnedir.


Kral Ahaz'ın egemen olduğu dönem tek tanrı inancına olan bağlılığın azaldığı, pagan inançlarına toleransın arttığı bir dönem olarak hikaye edilir. Saray içi çekişmeler, askerlerin öldürülmesi gibi politik olaylar süre gitmektedir. Çarpışmalar sırasında yaralanan kişilerin yaralarına zeytinyağı sürülür. Tevrat’ın ilk kitaplarında sadece tanrı tarafından seçilmiş kralın cildine zeytinyağı sürebileceği yazılı iken, bu bölümde zeytinyağı artık tedavi edici bir nesne olarak da kullanılır hale gelmiştir. Tarihin bu dönemine ulaşıldığında zeytin tarımı büyümüş, yağı ayrıştırma yöntemi geliştirilmiş, artık herkesin kullanabileceği kadar bolca yağ eldesi ve depolanması mümkün hale gelmiş görünüyor.



Ezra Kitabı


İsrail halkı Babil sürgününden geri dönmüş ama hala Perslerin egemenliği altında yaşam sürdürmektedir. Kral Ezra liderliğinde yıkılan tapınağın tekrar inşaası başlamıştır. Daha önce olduğu gibi gene Fenikelilerden malzeme ve işçi desteği alınır, karşılığında zeytinyağı verirler. Egemenliği altında yaşadıkları Pers krallarının, İsrail halklarının inanç ve dinsel uygulamalarını tolere ettiği, hatta tapınakta görevli din adamlarına sunular için bolca zeytinyağı tedarik edilmesine tolerans gösterildiği anlaşılmaktadır.



Nehemya Kitabı


Babil sürgününden yaklaşık yüz yıl sonra kutsal topraklarına geri dönen halkların birlik ve beraberlik içinde yeni bir hayata başlamaları hikayesinin anlatıldığı 8:15 bölümünde zeytin dalları halkların altında kutlama ve ayin yapacağı çardak yapımında kullanılan kutsal bir malzemedir; "Bütün kentlerde ve Yeruşalim'de şu duyuru yapılsın: "Dağlara çıkın; yasada yazılana uygun olarak, çardak yapmak üzere zeytin, iğde, mersin ve hurma dalları, sık yapraklı ağaç dalları getirin."


Nehemya 5:11 deki dizelerde, İsrail halklarındaki sınıf ayrımcılığı, ekonomik şartların olumsuzluğundan dolayı köleleşen Yahudi halkın durumu hikaye edilir. Olasılıkla tarımsal ürünlerdeki yetersizlik paylaşım kavgalarına neden olmuştur; "Kardeşlerim, adamlarım ve ben ödünç olarak halka para ve buğday veriyoruz. Lütfen faiz almaktan vazgeçelim!. Tarlalarını, bağlarını, zeytinliklerini, evlerini onlara hemen geri verin. Bir de faiz olarak aldığınız gümüşün, buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının yüzde birini verin.”


Kral Nehemya, soylu/rahip ve varlıklı Yahudiler ile daha alt sınıftaki Yahudiler arasında barışı sağlamak, yolsuzlukları ve adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için aksiyonlar alır; 10:37 "Hamurlu yiyeceklerimizin, kaldırdığımız ürünlerin, bütün ağaçlarımızın meyvelerinin, yeni şarabımızın, zeytinyağımızın ilkini Tanrımız'ın Tapınağı'nın depolarına getirip kâhinlere vereceğiz. Toprağımızın ondalığını Levililer'e vereceğiz, çünkü çalıştığımız bütün kentlerde ondalıkları onlar topluyor.". Levililerin özellikle tapınak işlerinden sorumlu, okuma yazma bilen, elit Yahudi soyluları olduğu biliniyor; 10:37 "Hamurlu yiyeceklerimizin, kaldırdığımız ürünlerin, bütün ağaçlarımızın meyvelerinin, yeni şarabımızın, zeytinyağımızın ilkini Tanrımız'ın Tapınağı'nın depolarına getirip kâhinlere vereceğiz. Toprağımızın ondalığını Levililer'e vereceğiz, çünkü çalıştığımız bütün kentlerde ondalıkları onlar topluyor.". Bu bölümde, Levililer isimli, tapınakta görevli ruhban sınıfın zeytinyağı dahil elde edilen diğer tarım ürünlerinden pay olarak ne kadar alacağı ayrıntılarıyla anlatılır. Uygulama günümüz devletlerinin topladığı vergilere benzer. Sonrasında gelen 10:39 daki ifadelerden anlaşıldığı kadarı ile armağan adı altında toplanan ürünlerin nasıl saklanacağı anlatılmakta, tapınak için ürün getirme sorumluluğunun gözetim altına alınacağı buyrulmaktadır, sonrasında 13:12 mısrasındaki ifadeden halkın buna rıza gösterdiği de ifade edilir. Bu aksiyonlar yeniden devlet olma yoluna giden sürecin başlangıcıdır.



Eyüp Kitabı


Eyüp kitabı bölümlerinin 15. ve 24. bölümleri Tanrıya karşı isyan eden şüpheci bir bilinç ile ona karşı çıkan inancı kuvvetli diğerinin diyaloglarını içerir.


15:33 "Asma gibi koruğunu dökecek, zeytin ağacı gibi çiçeğini dağıtacaktır." ifadesi tanrı inancını sorgulayanların başına neler geleceğinin anlatısıdır. Kitabın bu bölümündeki anlatılar insan doğasındaki şüphecilik ve doyumsuzluk üzerine yazılmış bilgece şiirsel anlatılarla başlayıp, kötü ve inançsız halkların başına neler gelebileceği üzerine örneklerle biter. Çiçeklenmenin çok olduğu bir yılda verimin yüksek olması için ağaçtaki çiçeklerin %2 sinin zeytine dönüşmesi yeterlidir. "Zeytin ağacı gibi çiçeğini dağıtacaktır" ifadesi çiçeklerin %2 sinin bile ağaçta kalmadığı verimsiz bir yılın anlatımı gibidir. Bu olasılık günümüz modern şartlarında da 3-4 yılda bir gerçekleşmektedir.


Tanrı var olan kötülükleri yok etmek için aksiyon almamaktadır. 24:11 de "Teraslar arasında zeytin eziyor, susuzluktan kavrulurken şarap için üzüm sıkıyorlar." ifadesi zeytin ve üzüm tarımında zorla ve karın tokluğuna çalıştırılan yoksul ve alt sınıftaki insanların -olasılıkla aralarında o dönemler için olağan kabul edilen köle sınıfına ait insanlar da vardı- düştüğü durumun anlatısı gibidir. Günümüzde bu durum değişmeden devam etmektedir, hasat zamanı zeytin toplama işinde çalışanlar günümüzde de şehirli nüfusun en alt sınıfındaki yoksullar, göçmenler ve fakir köylü halklardır.


29. bölümü bir tür ağıttır; bir monolog tarzında söze getirilmiş ama muhatabı Tanrı olan sözlerden oluşur. Eski mutlu ve varlıklı günlerin anlatıldığı ilk bölümde geçen şu ifade bunun en güçlü dışa vurumudur: "Yollarımın sütle yıkandığı, yanımdaki kayanın zeytinyağı akıttığı günler!...". Bu ifade hasat edilen zeytinin taş değirmenlerde parçalanarak zeytinyağı elde edilmesinin şairane bir anlatımıdır.



Mezmurlar Kitabı


Mezmurlar sazla ya da sesi güzel biri tarafından seslendirilen, şiirsel ilahi yazımlardır. Başlangıç dizeleri Davut'un soyundan olan bir mesihin habercisi gibidir.


Davut -Tanrı tarafından meshedilmiş olan kişi olarak- kendini zeytin ağacına benzetir; “Fakat ben Allah’ın evinde yeşil zeytin ağacı gibiyim; daima ve ebediyen Allah’ın inayetine güvenirim” (Mezmurlar 52:8).


Yağ boynuzu başına koyulduğunda yağın kaynamaya başlaması Tanrının onu kral olarak seçtiğinin ya da tanrısal ruhun bedende tezahür ettiğinin -yağın kendi kendine kaynamaya başlaması mucizesi- kanıtı olarak yorumlanıyor. Kaynama bir metaforik teofani, tanrısal ruhun bedene inişinin görsel göstergesidir. Antik Yakın Doğu’nun ortak bir imgesidir, Ugarit tabletlerinde “yağ tanrısının ışığı”ndan bahsedilir. Yağ ışığın, tanrısal gücün ve bilginin iletkeni gibidir. 92:10 dizesinde geçen "Beni yaban öküzü kadar güçlü kıldın, taze zeytinyağını başıma döktün." ifadesi de benzer bir imgelemin anlatımlarıdır.


İbranice Mesih, Grekçe Christos kelimeleri “yağla meshedilmiş olan” anlamına gelir. Matta İncili’nde İsa “Davut’un oğlu” olarak tanımlanır, onun kral soyundan olduğuna dair inancın ifadeleri mevcuttur ama tanrısal ruhun İsa’nın bedenine inişinde zeytinyağının bir işlevi yoktur.


İsrailoğulları’nın tam anlamıyla yerleşik bir kent yaşamına geçip devleti güçlendirdikleri bir dönemin lideri olan Davut Kudüs’ü başşehir yapmak suretiyle iktidarını merkezileştirmiş, askerî teşkilatını geliştirmişti.


Fiziksel dünyayı yaratan kudretin anlatıldığı 104. mezmur 15. dizede tarım ürünleri aracılığı ile Tanrı'nın yüceliği ifade edilir: "Yüreklerini sevindiren şarabı, yüzlerini güldüren zeytinyağını, güçlerini artıran ekmeği hep sen verirsin."


Ailenin konu edildiği Mezmurlar bölüm 128:1-4 dizelerinde ailedeki çocuklar zeytin filizlerine benzetilir; "Eşin evinde verimli bir asma gibi olacak; çocukların zeytin filizleri gibi sofranın çevresinde." Zeytin her sene yaz aylarında, gövdenin topraktan çıktığı alt bölümünden düzenli filizler veren bir ağaçtır. Gövde ve üst dallarda yaşam sona erse ya da hastalık olduğunda toprağa yakın bölümden gövde kesilse bu canlı filizlerin bir kısmı zamanla yeni bir gövde oluşturma kapasitesine sahiptir. Ek olarak; zeytin fidesinden yetişkin bir zeytin ağacı yetiştirmek, yıllar süren, emek ve sabır gerektiren uzun soluklu bir uğraşıdır. Bundan dolayı çocukların zeytin filizlerine benzetilmesi mantıklıdır. Buna ek olarak; zeytin, diğer meyveler gibi dalından koparılır koparılmaz tüketilemez, lezzet vermesi için farklı uygulamalara tabi tutulur, tüketilebilir olması için zamana ve emeğe gereksinim gösterir.



Süleyman'nın Özdeyişleri Kitabı


Bu bölüm bilge bir bilinç tarafından oluşturulmuş, şiirsel tarzda kaleme alınmış, insana dair kavramsal ifadelerle doludur; 5:3 "Zina eden kadının bal damlar dudaklarından, ağzı daha yumuşaktır zeytinyağından."


Bununla birlikte 21:17 "Zevkine düşkün olan yoksullaşır, şaraba ve zeytinyağına düşkün kişi de zengin olmaz." ifadesi ile üç satır sonra gelen 21:20 deki "Bilgenin evi değerli eşya ve zeytinyağıyla doludur, akılsızsa malını har vurup harman savurur." ifadesi birbiriyle çelişir gibi görünmektedir.



Vaiz Kitabı


Zeytinyağı bahsi geçen 9. Bölüm mısralarındaki sözler yaşamın anlamı üzerine sorgulamalar ve özdeyişler içerir. 9:8 dizelerindeki "Giysilerin hep ak olsun. Başından zeytinyağı eksilmesin." ifadesi kutlamalar ve sevinçlerin eksik olmasın manasına gelir.



Yeşaya Kitabı


Yeşaya 17. bölüm (Tanrı Aram'ı ve İsrail'i Cezalandıracak), 6. mısra dizelerinde zeytin üzerinden Tanrı'nın öfkesinin yaratacağı sonuçlar anlatılır; "...çok az kişi kurtulacak, artakalanların sayısı, dövüldükten sonra tepesinde iki üç, dal uçlarında dört beş zeytin tanesi kalan zeytin ağacı gibi olacak...".


Yaratıcının yasalarına uyulmadığında halkların başına neler geleceğinin, nasıl yok edileceklerinin anlatıldığı ifadeler Yeşaya 24. bölüm (Rab Dünyayı Cezalandıracak) 13. mısrada da mevcuttur: "Çünkü zeytinler dökülsün diye dövülen ağaç nasılsa, bağ bozumundan artakalan üzümler nasılsa, dünyadaki bütün uluslar da öyle olacak."


Zeytin hasadı, özellikle dalları yüksek olan ağaçlarda, daha düne kadar, uzun sopalarla bu dallara vurarak yapılıyordu. Bu uygulama dallara zarar veriyor ve bir sonraki sene hasadın azalmasına neden oluyordu. Günümüzde ağaç budanarak dalların yukarılara çıkması önlenmekte, hasat elle ya da makina ile yapılmakta böylece dalların zarar görmesi önlenmektedir.



Yeremya Kitabı


Babil sürgünü ile sonuçlanan bir bozgun ve dağılma sürecini anlatan bu bölüm, kahin peygamber Yeremya'nın ağzından yazılmış gibidir. Sürgün sonrası, sürgündeki halkları teselli etmek için yazıldığı anlaşılan, Tanrı'nın parçalanmış İsrail halklarını ileride mutluluğa kavuşturup gözetleyeceği, tüm İsrail halklarına umut verdiği sözler de içerir. Dizelerde geçen "zeytinyağı" içeren cümleler zenginliğin, refahın ve sevincin anlatımlarıdır.


11. bölümünde (Antlaşma Bozuldu) yaratıcıya verdikleri sözleri tutmayan, eski çok tanrılı inançlarına geri dönen halkların nasıl cezalandırılacağı betimlenir. 11:16. dizede tanrı peygamber Yeremya'ya şöyle seslenir: "Rab sana meyvesi ve biçimi güzel, yaprağı bol zeytin ağacı adını vermişti. Ama güçlü fırtına koptuğunda, ağacı tutuşturacak; dalları kırılacak".



Hezeikel Kitabı


16. bölümü, tüm İsrail'i temsil eden, kraliyet kenti olarak kabul edilen -günümüz Kudüs'ü- o zamanların Yeruşalem'i olan kentteki halkın geçmişi üzerine yapılan sorgulamanın ve sonrasındaki sadakatsizliklerin üzerine yazılmış ifadelerden oluşmuştur. Birden çok mısrada kutsama nesnesi, nimet ve gıda, sunu nesnesi olarak zeytinyağı ifadesi geçer. 46. bölümde, zeytinyağının sunu ve ibadetlerde ne miktarda kullanılacağı ayrıntılı bir şekilde ölçü birimi verilerek tarif edilir.



Hoşea Kitabı


14:6 (Rab İsrail'e Umut Veriyor); ."..Dallanıp budaklanacaklar, görkemleri zeytin ağacını, kokuları Lübnan sedirini andıracak..." Bu satırlar Tanrı'dan gelen iyiliğin ve vaatlerin, o dönemler bölgede ekonomik ve manevi değeri en yüksek iki ağaç üzerinden betimlenmesidir. Sedir ağacının kokusu Hitit yazılı metinlerinde de geçer; “sedir ağacının tatlı kokusunu duyun”. Hitit halkları ağacı dini ritüellerde tütsü olarak kullanır, ağaçtan elde ettikleri sakızı şaraba karıştırırlardı.


Sedir ağacı kutsal kitaplarda kudretin, şan ve şerefin, iktidarın, maneviyatın, takdirin, güç ve zenginliğin sembolüdür. Kelime Fransızca "cèdre" sözcüğünden köken alır. Fransızca sözcük ise Eski Yunanca aynı anlama gelen "kédros" sözcüğünden gelmektedir. Yeni Yunanca'da "kedron" olarak telaffuz edilir. Latince karşılığı "cedrus" olup bir erkek ismidir. Günümüzde kullanılan “kudret” kelimesinin de aynı kökten geldiği düşünülmektedir.


Kadim zamanlarda, Yunan halklarının sedir ağacını Fenikelilerden öğrendiği düşünülmektedir. Bunun nedeni o çağlarda ağacın en fazla bulunduğu coğrafyanın, günümüz Lübnan devleti Doğu Akdeniz kıyıları olmasıdır. Cesur tüccar denizciler olarak bilinen, zanaatkar Fenikeliler için en önemli ihraç ürünü sedir ağacıydı. Sedir ağacı Akdeniz coğrafyasının zeytin ağacı ile birlikte en kadim kutsal ağaçlarından biridir. Sembolik anlamda, dişiliğin sembolü olan zeytinin tam tersine, sıklıkla kudretli, yasa koyucu, yargılayıcı ve takdir edici konumdaki "erkeksi" bir güçle özdeşleştirilmiştir. Medeniyet geçmişimiz süresince anıt mezarların, tapınak ve sarayların, eşyaların, savaş ve ticaret gemilerinin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise Hicaz demir yolu yapımında kullanılan sedir ağacı o zamanlarla karşılaştırıldığında günümüzde yok olmaya yüz tutmuştur. Lübnan'daki sedir ağaçları korumaya alınmış, ülkenin bayrağındaki sembollerden biri olmuştur.


Anadolu'daki her 46 ağaçtan birisi sedir ağacıdır, maden ve mermer ocaklarının tehdidi altındadır. Mumyaların tabutlarının bu ağaçtan yapıldığı, mumyalama işleminde ağacın beyaz reçinesinden yararlanıldığı biliniyor. Maalesef tabut yapımında kullanımı hala devam etmektedir.



Amos Kitabı


Kuzey İsrail Krallığın’ndaki sömürü ve sosyal adaletsizlik konuları üzerine sert eleştiriler içerir. Zeytinyağı ticaretinin yarattığı sınıf farklılıklarına ve etik sorunlara işaret eder.


Bölüm boyunca, eski çok tanrılı inançlarına geri dönen halklara geçmişten örnekler verilerek tek ve mutlak güç olan her şeye egemen Tanrının geçmişte neler yaptığı ve bundan sonra da yapabilecekleri anlatılır. 4. bölüm 9. mısraya bakalım; "Samyeli ve küfle sizi cezalandırdım, mahvettim bağlarınızı, bahçelerinizi, incir ve zeytin ağaçlarınızı çekirge yedi, yine de bana dönmediniz, Rab böyle diyor."



Yoel Kitabı


Kitap yerküredeki en bozguncu göçmen böcek olarak tanımlanan Afrika ve Ortadoğu çekirgelerinin istilası ile başlar. İstila çağımızda da gıda güvenliğini tehdit eden doğal bir olgudur ve iklim değişikliği nedeni ile daha da kötüleşeceği düşünülmektedir. Yoel 1:10 "Tarlalar harap oldu, toprak acılı. Çünkü tahıl mahvoldu, Yeni şarap tükendi, zeytinyağı kesildi."


İstila bittikten sonra Tanrı tövbe eden halkına seslenir; Yoel 2:19 "Bakın, size tahıl, yeni şarap ve zeytinyağı vereceğim, bunlara doyacaksınız. Artık ulusların sizi aşağılamasına izin vermeyeceğim." , Yoel 2:24 "Harman yeri tahılla dolacak. Şarap ve zeytinyağı tekneleri taşacak.".



Mika Kitabı


6. bölüm "Rab'bın Yargısı", 7. mısra ; "Binlerce koç sunsam, zeytinyağından on binlerce dere akıtsam, Rab hoşnut kalır mı? Suçuma karşılık ilk oğlumu, işlediğim günah için bedenimin ürününü versem olur mu?"


Affedilme isteği o kadar kuvvetlidir ki bağışlanmak için kadim zamanlardan kalma insan kurban etme (ilk oğul) seçeneği bile dile getirilir. Bir sonraki 8. mısrada Tanrı'nın ne istediğini anlarız "... Adil davranmanızdan, sadakati sevmenizden ve alçak gönüllülükle yolunda yürümenizden başka Tanrınız Rab sizden ne istedi?"


"Yeruşalim'in Suçu ve Cezası" 15. mısrasındaki "Ekecek, ama biçemeyeceksiniz. Zeytin ezecek, ama yağını sürünemeyeceksiniz. Üzümü sıkacak, ama şarabını içemeyeceksiniz." ifadeleri Tanrı'nın öfkesini ve keseceği cezayı anlatır.



Habakkuk Kitabı


Kitap "Habakkuk'un Rab'be Yakınması" ile başlar. Dinler tarihindeki on iki küçük peygamberden biri olan Habakkuk'un MÖ 7. yüzyılda yaşadığı iddia ediliyor. Kendisinin mabetteki müzisyen bir din adamı olduğu düşünülmektedir. Üç bölümden oluşan kitap Tanrı ile Habakkuk'un diyoloğu üzerinedir. Habakkuk isminin, İbranice'deki kucaklama anlamına gelen havak kökünden ya da Akatça bir bitki olan hambakuku'dan köken aldığı düşünülmektedir.


İlk bölümünde toplumun yozlaşmasından, tanrının buyruklarına uymamasından ve bu nedenle de cezalandırılacaklarından bahsedilir. Tarihsel olarak bu dönem Babil sürgünü dönemine denk gelmektedir, arkasından Babil işgali gelecektir. Kitabın 3. Bölüm 17. kısmında zeytin ağacı geçer: "...Tomurcuklanmasa incir ağaçları, asmalar üzüm vermese, boşa gitse de zeytine verilen emek, tarlalar ürün vermese de, boşalsa da davar ağılları, sığır kalmasa da ahırlarda...". Bu kısımdaki ifadelerin Babil sürgününün sonuçları olduğu üzerinde görüş birliği vardır. Bu bölüm müzik aletleri eşliğinde tapınakta icra edilen bir tapınak duasıdır.



Hagay Kitabı


Babil sürgünü sonrası -yaklaşık M.Ö. 500 yılları- yazıldığı düşünülmektedir. Sürgün sona ermiş, Tanrı Hagay vasıtası ile bereketli günleri müjdelemiştir. On iki küçük peygamberden biri olduğu düşünülen Hagay'ın ismi İbranice'de hgg kökünden gelir, anlamı "hac yapmak" olup, Hagay'ın sürgün sonrası yıkılan Kudüs tapınağını tekrar inşa etmek için çalıştığı düşünülmektedir.


Tanrı kitabın girişinde sürgünden geri dönen halka, kendi bireysel işleri için değil, öncelikle bir tapınak inşaası için çalışmalarını ister, eğer öyle yapmazlarsa, geçmişte onları nasıl cezalandırdığını kitabın 1. bölüm 11. mısrasında şu sözlerle hatırlatır; "Ülkeyi –dağlarını, tahılını, yeni şarabını, zeytinyağını, toprağın verdiği ürünleri, insanlarını, hayvanlarını, ellerinizin bütün emeğini– kuraklıkla cezalandırdım."


2. bölüm 12. mısra halka Tanrı' yasalarına ilişkin bir hatırlatma ve uyarı gibidir; "Eğer biri giysisinin kıvrımları arasında kutsanmış et taşır ve o kıvrım ekmeğe, yemeğe, şaraba, zeytinyağına ya da başka bir yiyeceğe değerse, o yiyecek kutsal olur mu?’ Kâhinler, “Hayır” diye yanıtladılar." Tapınağın yapımı için halk hasatın bir kısmını vergi olarak din adamlarına getirmediyse ya da şöyle diyelim tüketilen her hayvan ve tarım ürünü tapınakta kutsanmadıysa, o halk Tanrı gözünde kirlidir.


2. bölüm 18. mısra zeytin çiçeklenme zamanı ile ilişkili görünüyor, "Bugünden, dokuzuncu ayın yirmi dördüncü gününden, RAB'bin Tapınağı'nın temelinin atıldığı günden başlayarak olacakları iyi düşünün". Hemen arkasından gelen 19. mısra, eğer tapınak çalışmaları başlarsa Tanrı'nın onlara bereketli bir hasat mevsimi vaadidir; "Ambarda hiç tohum kaldı mı? Asma, incir, nar, zeytin ağaçları bugüne dek ürün verdi mi? ‘Bugünden başlayarak üzerinize bereket yağdıracağım.’"



Zekeriya Kitabı


Kitabın ilk bölümlerinde, Tanrı'nın artık direkt olarak kutsal sayılan kişilerle (mesih ya da rahip/kahin) konuşmayıp, melekler aracılığı ile iletişim kurmaya başladığı fark edilir. Melek düşüncesi, temelleri çok tanrılı inanç dönemine uzanan, insan bilincinden kaybolmamış ama dönüşüme uğramış pagan bilincinden kalma bir kavramdır.


Olasılıkla sürgün sonrası geri gelenlerin bir kısmı asimile olmuş ve eski pagan inançlarına dönmeye meyletmişlerdi ya da geri döndükleri şehirlerde yaşayan halklarda çok tanrılı pagan inançları ve davranışları zaten devam ediyordu.


Zekeriya Peygamberin Babil sürgünü sonrası M.Ö. 520 li yıllarda liderlik ettiği düşünülüyor. Kitabın 4. bölümü (Beşinci Görüm: Şamdan ve Zeytin Ağaçları), çoğunluğu zeytin ağacı ve zeytinyağı üzerinden betimlenen yoğun sembolik anlatımlar içerir. Kutsal topraklara geri dönenler, zeytin ağacının ve zeytinyağının kutsal anlamlarını unutacak derecede asimile olmuş, sürgün öncesindeki atalarının zeytin tarımı ile ulaştıkları refah ve zenginlik içindeki geçmişlerini unutmuş görünmektedir;


"Benimle konuşan melek yine geldi ve uykudan uyandırır gibi beni uyandırdı. “Ne görüyorsun?” diye sordu. “Som altın bir şamdan (menora) görüyorum” diye yanıtladım, “Tepesinde zeytinyağı için bir tas (gamal), üzerinde yedi kandil, kandillerde yedişer oluk var. Ayrıca şamdanın yanında, biri zeytinyağı tasının sağında, öbürü solunda iki zeytin ağacı da var.” Benimle konuşan meleğe, “Bunların anlamı nedir, efendim?” diye sordum. Melek, “Bunların anlamını bilmiyor musun?” diye karşılık verdi. “Hayır, efendim” dedim."


Yakıt olarak zeytinyağının kullanıldığı 7 kollu şamdanın alevlerinden yayılan ışık, aydınlığın ve gözleyici yaratıcının sembolü olarak "Tanrının gözleri" ne benzetilir. Buna benzer bir yaratıcı Tanrı tasviri yüzyıllar sonra Kuran-ı Kerim'in ünlü Nur suresinde ortaya çıkacaktır. Mircea Eliade’ ye göre 7 kozmik düzenin tamamlanmışlığını temsil eden evrensel arketiptir. Mezopotamya, İran, Yunan Ve Hint inançlarında da mevcuttur.


Zeytinyağı ve alevinden yayılan ışık sürekli ve kesintisiz soyut bir ilahi desteğin somut göstergesidir, şamdan artık ışık yayan bir mabet eşyasından öte Tanrının en önemli simgesidir.


4:14 mısrasındaki "Melek, “Bunlar bütün dünyanın Rabbi'ne hizmet eden, zeytinyağıyla kutsanmış iki kişidir” diye açıkladı." ifadesindeki iki kişinin Davut'un soyundan olan Zerubbabil ile kahin Yeşu olduğudur. Zeytinyağı ve zeytin ağacı ile sembolize edilen güç ve kutsallığa sahip olan iki lider, Rab'bın verdiği güçle, tapınağı tekrar inşa edecektir.


Zekeriya kitabının son bölümünde (14. Bölüm, Mesihin Gelişi ve Krallığı) Yeruşalim'de (günümüz Kudüs'ü) meydana gelecek olaylar anlatılır, neredeyse bir tür kıyamet kopacak, ardından Mesih (kıyamet peygamberi) bir kurtarıcı olarak dünya üzerindeki hakimiyetini kuracaktır; "O gün O'nun ayakları Yeruşalim'in doğusundaki Zeytin Dağı'nın üzerinde duracak. Zeytin Dağı doğuya ve batıya doğru ortadan yarılıp çok büyük bir vadi oluşturacak. Dağın yarısı kuzeye, öbür yarısı güneye çekilecek." ifadeleri sanki büyük bir depremi anlatır gibidir. Şehrin doğusunda konumlanan dağ dindarlar tarafından günümüzde bile kutsal sayılmaktadır. Bu bölümde anlatılanlar bir mesih olarak geldiğine inanılan İsa peygamber düşüncesinin ilk belirtileri gibidir.



Kaynakça:



2. An investigation on the sacrified animals in the ancient civilizations, Altan Erbutak, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Morfoloji Anabilim Dalı / Veteriner Hekimliği Tarihi ve Deontoloji Bilim Dalı, 34850, Avcılar, İstanbul.


3. Eski Mezopotamya Dini Ritüelleri ve Kullanılan Objeler, Yeşim Dilek, Doktora tezi, Danışman Prof. Dr. Hasan Bahar, T.C. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı, 2019.


4. Kutsal Kitaplarda Vergi İzleri: Tevrat, İncil ve Kur'an, Aslihan Kuden, Manisa Celal Bayar Universitesi (https://www.researchgate.net/publication/351481611_Kutsal_Kitaplarda_Vergi_Izleri_Tevrat_Incil_ve_Kur'an_-_Tax_Traces_in_Holy_Books_Torah_Bible_and_Quran).


5. Ortadoğu Mitolojisi, Mezopotamya, Mısır, Filistin, Hitit, Musevi, Hristiyan Mitosları, Samuel Henry Hooke, İnglizce aslıdan çeviren: Alaeddin Şenel, İmge Kitabevi, 1991.


6. Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, Cilt II, Gotama Budha'dan Hristiyanlığın Doğuşuna; Mircae Eliade, 1976, Çevirmen: Ali Berktay, Kabalcı Yayınevi, 2000.




9. İslam Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/davud.





13. Albrecht Alt – Der Gott der Väter (1929) - W.F. Albright – Archaeology and the Religion of Israel (1942).


14. D.N. Freedman & S. Gitin – Oil Industry at Ekron (Biblical Archaeologist, 1997).


15. Mircea Eliade – Patterns in Comparative Religion (1958).


16. Finkelstein & Silberman – The Bible Unearthed (2001).



Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page