Tek Tanrılı Dinlerin Kitaplarında Zeytin Ağacı ve Zeytinyağı IV - Hristiyan İnancı
- Uğur Saraçoğlu

- 28 Tem
- 18 dakikada okunur

İsa’nın Vaftizi; Tablo Bize Ne Anlatıyor
Tablo ilahi bir müdahale anının; tanrının kendini açığa vurması gibi olağanüstü bir anın betimlemesidir. Suyla arınma ritüeli sırasında ilahi yetkinin Tanrı tarafından doğrudan İsa’ya verildiği an resmedilmiştir. Su üzerinden günah ve arınma kavramlarına vurgu yapılmıştır. Eski Ahit’deki sıkça konu edilen meshetmeye yapılan bir gönderme yoktur, zeytin ya da zeytinyağı sembolizmi de içermez. Su ve yaşamın yenilenmesi temaları açsısından Mısır kaynaklı İsis inancını akla getirir.
Kutsal Üçlemeyi (Teslis; Baba, Oğul, Kutsal Ruh) tasvir eden resim cinsiyet rolleri açısından erillik vurgusu taşır. Tanrı ya da Baba unsuru ışık huzmeleri ile Kutsal Ruh unsuru ise güvercin ile somutlaştırılmıştır. Hristiyan teolojisinde İsa hem tamamen insan hem de tamamen ilahidir, bu bilincine "Hipostatik Birlik" adı veriliyor.
Yumuşak mavi gökyüzü ve sisli manzara tanrısallığı ve aşkınlığı sembolize eder. Tanrı’yı simgeleyen gökten uzanan kollardan çıkan sarı ışık huzmeleri Kutsal Ruh'un habercisi kanatları açık güvercin aracılığıyla oğul İsa'yı aydınlatır; "Fiat lux", ışık olsun ya da Tanrı'nın ışığı üzerinde olsun. Soyut bir kavram olan “ilahi lütuf” düşüncesinin somutlaştırılması için ışın çizimi kullanımı geçmişi kadim Mısır duvar betimlemelerine kadar gider. Mısır ressamları uçlarında el şekli bulunan ışın çizimini tercih ediyordu, bu tabloda ise eller ışının kaynağı olarak tasvir edilmiş; örtülü bir insan biçimci tanrı imgelemine gönderme yapılmış gibi.
İsa sahnenin tam ortasında -peştamal ile kapatılmış genital bölgesini saymazsak- çıplak çünkü vaftiz yeniden doğuş anıdır. Başının üzerinde Avrasya coğrafyası sanatında tanrısallığın ve aydınlanmanın sembolü hale (parlayan ışık diski) mevcut. Eserdeki tüm karakterlerde hale var ama sadece İsa'nın halesinde kırmızı renkte haç mevcut. Kırmızı onun acısının, fedakarlığının ve dünyevi yaşamla bağlantısının yani insan tarafının sembolü. Kutsalın göstergesi olan kafa üzerindeki parlayan hale/güneş diski tasvirinin sanat tarihindeki en eski varlığı antik Mısır duvar resimleridir.
Arınma ritüelini kaseden döktüğü su ile Vaftizci Yahya gerçekleştiriyor, toprak kahverengisi bir gömlek giymiş; kahverengi genellikle sadelik ve dünyevi mallardan vazgeçme ile ilişkilendirilir; alçak gönüllülüğü, çileciliği ve Yahya'nın çölde yaşayan peygamber rolüne gönderme yapılmış gibidir fakat Ortaçağ’da kumaşa koyu siyah veya koyu kahve rengi vermenin pahalı bir uygulama olduğu biliniyor bundan dolayı ressamın bu renkleri kullanırken gerçekten sadeliğe ve alçak gönüllüğe gönderme yaptığını düşünmek zor. Eserin yapıldığı dönemde ancak soylu ve varlıklı sınıfların ulaşabildiği bir başka ayrıntı mevcut; yavruağzı renkteki cübbenin kenarlarındaki altın renkli dantel işleme. Cübbenin sol kola denk gelen yerinde sadakatin sembolü mavi -belki mor rengin bir tonu ya da çivit mavisi olarak değerlendirilebilecek- renkte bir ayrıntı mevcut. Rengi morun bir tonu olarak görecek olursak; ihtişam, yücelik, bilge ve ulvi ideallerin göstergesi diyebiliriz fakat Orta çağda Afganistan kökenli lapis lazuliden elde edilen ithal resim boyası ultramarin (çivit mavisi) en pahalı renklerden biriydi.
Yahya sol elinde ince bir haç ve mesihin gelişinin duyurusunun yazılı olduğu bir kağıt tomarı tutuyor, üzerinde Yuhanna İncilinden alınma "İşte dünyanın günahını kaldıran Tanrı Kuzusu" yazılı. Ressamlar çarmıha gerilme ve daha önce yazına dökülmüş kutsal yazıtlara gönderme yapmaya çalışmış gibi.
Her ikisinin de ayakları su birikintisinin içinde; su ile arınmanın göstergesi. Berrak suyun içindeki ayakların gerçek görünümüne bu kadar sadık bir şekilde resmedilmesi övgüye değerdir. Su arka planda tasvir edilen bir nehirden geliyor, bu nehir Şeria/Ürdün Irmağı. Yahya’nın arkasındaki kayalar, üzerindeki ağaçlar ve su birikintisi Ürdün Irmağı'nın doğusundaki El Mağtas (Arapça; daldırma) arkeolojik alanını çağrıştırır. Yahudi inancında bu nehir tövbe için kullanılırdı. Eseri çizenlerin buraya gidip gitmediği bilinmiyor fakat, bu alanın İsa'nın vaftizinin yapıldığı yer olduğuna inanılıyor.
Vaftizin suyla yapılması, ışığın sarı rengi (sabah ışığı) ve kutsal üçleme inancı -direkt bağlantılı olmasa da- Mısır kökenli daha arkaik (Osiris, İsis, Horus) Akdeniz inançlarını akla getirir. Işık, su ve Mısır kültü paralellikleri erken Hristiyanlık döneminde aynı anda var olan iki farklı inanç sisteminin potansiyel birleşimi ile ilgilidir.
Arka plandaki kayaların jeolojik katmanlarına kadar betimlenmesi üstadın gördüğünü gerçeğe en yakın biçimde resmetme konusundaki hassasiyetinin göstergesi olarak kabul ediliyor.
Resmin sol tarafında ilahi ana tanıklık eden diz çökmüş iki melekten sol taraftaki genç Leonardo’nun ressam vizyonunun habercisi olarak kabul ediliyor. Otoriteler, sol taraftaki melekteki ayrıntılardan yola çıkarak, bu meleğin Leonardo tarafından renklendirildiğini düşünüyor. Yüz ifadesi diğerine göre sanki daha erkeksi tasvir edilmiş, hem erkek hem kadın özelliğine vurgu yapmaya çalışan bu aksiyon üstadın Mona Lisa eserinin ilk denemesi gibidir. Ellerini göğsünün üzerinde birleştiren bu meleğin yüz ifadesinde hayranlık yok, başka bir yöne bakıyor diğeri gibi dikkati bu kutsal anda değil. Kime ya da neye baktığı meçhul, sanki biraz rahatsız. Resimde olmayan ama vaftiz ritüelini seyreden başkalarına doğru baktığına dair önermeler var.
Sağdaki meleğin Verrocchio tarafından resmedildiği kabul ediliyor. Uzun saçlı ve diğerine göre daha kadınsı yüz hatlarına sahip, İsa’nın kenarları altın renkli dantelli -Yahya'nınki ile aynı olduğu anlaşılan- giysisini taşıyor. Masum bir yüz ifadesi ile hayran -biraz da tefekkür içeren- bir ifade ile vaftizi seyrediyor. Elbiseleri koyu siyah renginde, o dönemde siyah hem pahalı bir renkti hem de bir manastır rengiydi, renge doymuş kumaşlar daha soluk tonlarda olanlara göre daha pahalıydı. Meleklerin cübbelerinin rengini mavi olarak kabul edersek; Hristiyan ikonografisinde mavi ve lacivert, genellikle Meryem Ana ile ilişkilendirilir. Erken Hristiyanlık döneminde çivit mavisi en pahalı renklerden biriydi, ancak dönemin ortalarına doğru daha pahalı renk olarak kızıl renkli kumaşa yer açmak zorunda kaldı. Bugün kırmızı renk manastır hiyerarşisinde üst rütbenin göstergesidir. O dönemlerde Meryem Ana neredeyse her zaman lacivert giyerek tasvir edilir. Morun bir tonu olduğunu kabul edersek farklı bir yorum yapabiliriz. Mor renkli cübbelerin Orta Çağda rahiplerin ve kralların, imparatorların ve yargıçların giydiği bir renk haline geldiği düşünüldüğünde maneviyat ve güç kavramına gönderme var denilebilir. Kabuklu küçük deniz salyangozundan (nucella lapillus) elde edilen "İmparatorluk moru" ise altından daha pahalıydı. Sadece 1 gram renk elde etmek için yaklaşık 10.000 kabuklu deniz salyangozu kullanılırdı. Bu salyangozdan yapılan koyu yoğun mor boya Tyrian moru olarak bilinir, çılgın fiyatı nedeniyle kraliyet ailesinin göstergesidir.
Meleklerin arkasındaki ağaç Akdeniz coğrafyası ve Fırat ile Dicle nehirleri bölgesinin karakteristik ağacı palmiye. Palmiye Antik Mısır'da sonsuzluk ve gücün sembolü olarak erkek tanrıların, Anadolu ve Ortadoğu'da kadim tanrıçaların, Roma halkları için ise zafer tanrıçası Nike'ın simgesiydi. Kanonik İnciller'den Yuhanna İnciline göre İsa, takipçileri ile birlikte Zeytin Dağı'ndan Yeruşalim'e (Kudüs) barışın ve alçak gönüllü olmanın sembolü olan eşek üzerinde iner. Yol boyunca halk onu onurlandırmak için yolu palmiye dalları ile örtmüş; yoksul halkın kırmızı halısı olmuş palmiye dalları. Paskalya'dan önceki Pazar günü kutlanan Dallar Bayramı'nda İsa'nın şehre zafer kazanmış bir kahraman olarak girişi kutlanır, kutlamada ağaç dalları kullanılır. Hristiyan inancının ulaştığı ama palmiye ağacının bulunmadığı coğrafyalarda kutlamalarda palmiyenin yerini zeytin dalları, daha kuzey coğrafyalarda her iki ağaçta yetişmediğinden yereldeki herhangi bir ağacın dalları kullanılır.
Kuş bilimciler eserdeki koyu renkli diğer iki kuşun (biri palmiye ağacının içinde zar zor fark edilen siluet tarzında resmedilmiş) erkek kızıl sırtlı örümcek kuşu olduğunu düşünüyorlar, sembolik anlamı bilinmiyor, yorumlardan biri onun -güvercin sembolünün zıttı- şeytanı sembolize ettiği yönünde.
İsa'nın sağ dirseğine denk düşen konumda neredeyse seçilemeyen bir kuş silueti mevcut; olasılıkla pelikan, belki kuğu. Çizimi yapan ressamın ne amaçla bu beyaz kuşu resmettiği bilinmiyor, bu kadar silik ve küçük çizmesinin nedeni kilise kurumundan korkuyor olması da olabilir.
Pelikan Orta Çağ Hristiyan sanat eserlerinde İsa'nın bir kurban olarak fedakarlığının sembolü olarak popülerleşmişti. Bunun nedeni anne pelikanın avlanamadığı zamanlarda -gerçekte böyle bir davranışı gözlenmemiş olmasına rağmen- kendi etini gagalayarak akıttığı kan ile yavrularını doyurduğu inancıdır, İsa'nın özveri ve fedakarlığını simgeler. Ek olarak Kutsal Komünyon ayini ile de bağlantılıdır, çünkü İsa'nın "Bu benim kanım, sizin için döküldü" sözüne bir gönderme içerir. Pelikanın dişi olması Meryem’e gönderme gibidir. Ressamların yavruları çizmemiş olması pelikan olasılığını azaltıyor. Dönemin teolog felsefecisi Thomas Aquinas'ın ilahilerinde İsa "iyi pelikan" olarak anılır.
Kuğu antik Yunan tanrısı Apollon’nun kutsal hayvanıdır. Apollon ışığın, hakikatin ve sözün (logos) tanrısıdır, babası Zeus ise tanrısal doğum hikayesinin kuğu kılığına giren sahtekar çapkınıdır. İncillerde İsa kuğuya benzetilmez ama kuğu ruhun beyazlığı, saf logos ve tanrısal doğumun sembolüdür. Üstat anatomik olarak kuğuyu çizmemiş görünüyor bununla birlikte Rönesans Floransa’sında kuğunun sembolik olarak ışık ve saflığın sembolü olduğu ve dönem çizerin klasik ve mitolojik konulara olan ilgisi göz önüne alındığında kuğuya gönderme yapmış olması daha olasıdır.
Güvercin ve Kutsal Ruh
Yuhanna İncili'nin 1. bölümde Yahya mesih olmadığını, ama mesihin İsa olduğunu, bu ilahi ana tanıklık ettiğini Yahudi seçkinlere şöyle anlatır; "...Ruh’un güvercin gibi gökten indiğini, O’nun üzerinde durduğunu gördüm. Ben O’nu tanımıyordum. Ama suyla vaftiz etmek için beni gönderen, ‘Ruh’un kimin üzerine inip durduğunu görürsen, Kutsal Ruh’la vaftiz eden O’dur’ dedi...”.
Hristiyanlığın ilk zamanlarında, Roma şehrindeki pagan inancına sahip halklar arasında Mısır ve Yunan kökenli çok tanrılı dini inançlar (paganizm) yaygındı. Güvercin, Romalılara göre dişil doğurganlık enerjisinin ve Venüs’ün (Yunan mitlerinde Afrodit) tanıtıcı sembolüydü. Yunan mitlerindeki tanrılarla insanlar arasında aracılık görevini yerine getiren Zeus oğlu Hermes ise pagan inancına sahip halkların zihninde ayağında ve miğferinde güvercin kanatları olan erkek bir tanrıydı. Gene eski Mısır’da, ölümden sonraki hayat tasarımlarında “Ba” adı verilen ve çeşitli suretlere girebilen bir ruhun kuş şeklinde tasavvur edildiği biliniyor. Bu tarihsel arka plan, Hristiyan ortak bilinçaltında pagan inançlarının tamamen silinmediği fakat, şekil değiştirerek yeni isimler altında varlıklarını devam ettirmiş oldukları yorumuna yol açmıştır.
Roma dönemindeki ilk Hristiyanların, saklanmak veya soruşturmadan kaçınmak için, kayaları oyarak ya da yeraltını kazarak yaptıkları, uzun dehlizler şeklindeki tapınak ve mezarlarda, güvercinin ağzında zeytin dalıyla dönüşü şeklindeki tasvirlere rastlanır. Ağzında zeytin dalı olan güvercin tasviri birçok kilisede kutsallığının sembolü olarak resmedilmiştir. Hristiyanlığın erken dönemlerinde vaftizmin sembolü olarak görülmüştür. Zeytin dalı, aynı zamanda kutsal ruhun da sembolüdür, ikonografik açıdan ölümden sonraki dirilişi, zeytin dalı getiren güvercin ise tufan söylencesine gönderme yapan “yeni yaşamın müjdeleyicisi” bir simge olarak kullanılmıştır.

Hristiyan resim sanatı tarihinde güvercin yerine kanatlı insan şeklindeki tasvirlere de rastlanır. Bazılarına göre bakire Meryem’in nişanlısı/koruyucusu kimine göre onunla hiç cinsel ilişkiye girmemiş kocası olan Aziz Joseph'in (Bakir Yusuf) konu edildiği "Aziz Yusuf’un Rüyası" adı altında birçok tablo mevcuttur.
Bolluk ve bereket getiren bir kuş olarak tasvir edilen güvercin, İslamiyet’i kabul eden ilk Türk hakanı Satuk Buğra Han ve onun mezarı ile birlikte anılır. Uygur efsanelerinde güvercin Hz. Muhammed ve Satuk Buğra Han ile ilişkilendirilir. Güvercin Müslümanlar için de kutsaldır, çünkü kafirlerin Hz. Muhammed’i yakalamasına mani olmuştur.
Ruhun kuş olarak tezahürü Türk destan, hikaye ve efsanelerinde de sıkça yer alır. Uygur efsanelerinde “şekil değiştirme/don değiştirme olarak anlatılmaktadır. Şamanların özellikle göğe yolculuklarında, gerçekte “insan ruhunu” temsil eden bir kuş şekline girmeleri ya da doğaüstü bir hayvana binmeleri söz konusudur. Türklerin İslam dinini kabulüyle birlikte, “don değiştirme” evliya veya erenlerin kerametleri olarak anlatılmaya başlanmıştır.
İsa, Yahudi İnancı ve Zeytin Dağı
Orta doğu kökenli inançlarla ilgili hikayelerin çoğunun ortak noktası Kudüs’ün doğusundaki Zeytin Dağı’dır. Nuh Peygamber´in güvercini bu tepeden zeytin dalı koparıp getirmiştir, Mesih burada ortaya çıkacaktır. İsa son yemeğini bu dağın eteklerinde yemiş, göğe buradan yükselmiştir. Onun oradaki yaşlı zeytin ağaçlarının altında dinlendiğine inanılır. İsa Peygamber’in çarmıha gerilişine, Zeytin Dağı’ndaki sekiz zeytin ağacının tanıklık ettiğine ve İsa’nın çarmıha gerildiği haçın Adem’in mezarının üzerinden çıkan zeytin ağacından yapıldığı söylenir. Dağın eteklerindeki mezarlıkta bulunanlar kıyamet koptuğunda ilk dirilecek olan seçkinlerdir. Kadim zamanların "Tanrıların yaşadığı kutsal dağ" imgelemi, Ortadoğu coğrafyası halklarının bilincinde, artık, zeytin ağacının bulunduğu tepelik alana dönüşmüştür. Kanonik/Dini Otoritelerce Kabul Edilmiş İncil'lerde (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) İsa'nın özellikle akşamları bu dağda vakit geçirdiğini, havarileri (ilk öğrencileri) ile burada sohbet ettiği anlatılır.
Yahudi kökenli din adamı Pavlus İsa'nın vaazlarını ve öğretilerini çok tanrılı bir inanışa sahip Roma halkları arasında yaymaya çalışan ilk misyonerdir. İncil'in "Romalılara Mektup" bölümünde Pavlus zeytin ağacı aracılığı ile Yahudi inancı ile Hristiyan inancının kökende bir olduğunu vaaz eder, ona göre Hristiyanlık Yahudi inancının gövdeye yeniden aşılanmış versiyonudur:
“…Eğer hamurun ilk parçası kutsalsa hamurun tümü kutsaldır. Eğer kök kutsalsa dallar da kutsaldır. Ama zeytin ağacının bazı dalları kesildiyse ve sen, yabani zeytin filizi olarak onların yerine aşılanıp, öz ağacın semiz köküne ortak oldunsa dallara karşı övünme. Eğer övünüyorsan unutma ki, sen kökü taşımıyorsun, kök seni taşıyor. O zaman “ben aşılanayım diye dallar kesildi” diyeceksin. Doğru onlar imansızlıktan dolayı kesildiler, sen ise imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork! Çünkü Tanrı asıl dalları esirgemediyse, seni de esirgemeyecek. Onun için Tanrının iyiliğini ve sertliğini gör. O, düşenlere karşı serttir, ama O’nun iyiliğine bağlı kalırsan sana iyi davranır. Yoksa sen de kesilip atılırsın! İmansızlıkta direnmezlerse, Yahudiler de öz ağaca yeniden aşılanacaklar. Çünkü tanrının onları geri aşılamaya gücü vardır. Eğer sen doğal yapısı yabani olan zeytin ağacından kesilip doğaya aykırı olarak cins zeytin ağacına aşılandınsa, asıl dalların öz zeytin ağacına aşılanacakları ne kadar daha kesindir!” (Romalılara Mektup 11:16-24).
Bu ifadelerin, o dönemlerde İsa'nın Mesih olduğunu kabul etmeyen Yahudi inancına sahip halklara mı yoksa pagan inancına sahip toplumun Yahudi olmayan ama tek tanrı inancına meyledenlere mi söylendiği bilinmiyor. Yahudi toplumu tarafından aralarına kabul edilmeyen kişileri Hristiyan inancına çekmek için de söylenmiş sözler de olabilir.
Vahiy 11 (İki Tanık) 4. mısradaki "Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir." ifadesi ile Eski Ahit'teki Zekeriya kitabı 4. bölüm "Beşinci Görüm: Kandillik ve Zeytin Ağaçları" mısralarındaki iki aktörü akla getirir. Tanrının güç bahşettiği iki tanık (seçilmiş iki kişi) zeytin ağacına ve kandile benzetilir. Bu iki peygambere zarar veren halklar cezalandırılır. Tanrı Eski Ahitteki Zekeriya kitabından yaklaşık 600 yıl sonra bu kez Roma Egemenliği altında ezilen ilk Hristiyanlara ve belki de Yahudi halka benzer ifadelerle cesaret ve umut vermeye çalışmış görünüyor.
Meryem Figürleri ve Yağla Ovulmak
İncil'deki hikayelerde bahsi geçen "Meryem" isimli kadınların İsa ile her zaman özel bir ilişkisi olmuş. Bakire annesinin ismi Meryem'dir. Yuhanna İncili'nde elindeki yağ kabı ile gelip İsa'nın ayaklarına kapanıp ayaklarını yağla ovan sonrada tövbe edip Hristiyan olan uzun saçlı kadın ise Mecdelli Meryem'dir. Aynı Meryem çarmıha gerilip öldürülürken onun yanındadır, gene Yuhanna İnciline göre tekrar dirildiğinde buna şahit olan ilk kişi de -ilk karşılaştığında onu bahçıvan sanan- Mecdelli Meryem'dir.
Yahudi din adamı Pavlus’un yaşadığı dönemde, Greko-Romen dünyada, tarihsel kaynağı antik Mısır’a uzanan ana tanrıça İsis tapınımı çok yaygındı. İsis mabetleri, geçmişte önce Suriye’de yaklaşık M.Ö. 700 yıllarında, ardından üç yüz yıl sonra, Yunanistan ana karasında ve Akdeniz kıyı şehirlerinde yaygınlaşmıştı. M.Ö. 1. yüzyılda Roma başta olmak üzere, bir gizem kültü olarak, İsis tapınımı tüm Batı Avrupa’ya yayılmış popüler bir inanç durumdaydı. M.S. 430 yılları civarında Hristiyan teoloğu Proclus, Meryem’e tanrısallık atfeden bir vaaz verir, Meryem’i tanrı ile insan arasındaki bir aracı olarak adlandırır. İskenderiyeli Cyril Efes’teki bir vaazında, Meryemi neredeyse tanrısallaştırır, böylece İsis’in ve onun karşılığı olan Efes'lilerin ana tanrıçası Artemis (Diana) dönem halklarının bilincinde kutsal bakire Meryem'e dönüştürülmüş gibi görünmektedir. Meryem'in mezarının Efes antik şehrindeki bir tepede olduğuna inanan bir Hristiyan inancı da mevcuttur.
İsa'nın kutsallığını vurgulamak için sık sık kullanılan "mesih" ifadesi, etimolojik açıdan “mesh etmek” ya da “yağ ile ovmak” fiilinden gelir. Yağ ile ovulmuş olmanın kutsallığın göstergesi olduğu inancı, o coğrafyada var olan çok kadim bir düşüncedir, aksiyon Gılgamış Destanına kadar geriye götürülebilir.
İncil'lerin hepsinde İsa'yı mesh eden bir kadın figürü mevcuttur. Kaymaktaşından yapılmış bir kap ile getirilen bir yağ (Hint sümbülü yağı) hikaye edilir. Yağı getiren kadın Yuhanna İncilinde yağı İsa'nın ayaklarına sürer ve saçları ile ovar, diğerlerinde ise yağı başından döker.
Yağın baştan dökülmesi bir yandan Yahudi inancını akla getirirken, diğer yandan su ile vaftiz edilme ritüelinin yağ ile yapılması gibidir. İncillerde yağı dökenin Yahudilikteki gibi Tanrı ya da Rahip Kral yerine sıradan bir insan -hatta İncillerden birine göre günahkar bir kadın (Tövbekar fahişe Maria Magdalena) olması dikkat çekicidir. Matta ve Markos İncili'nde İsa, başından dökülen yağ ile gömülmeye hazırlandığını söyler. Bu ifade eski Yunan ve Roma halklarında yaygın olan cesedin zeytinyağı ile ovularak ya da cesedin üzerine yağ serpiştirilerek gömülmesi geleneğinin kaybolmadığını düşündürmektedir.

Kaymaktaşının (alabaster) etimolojisine bakıldığında, kökeninin kadim Mısır'ın dişi aslan/kedi başlı tanrıçası Bastet'in (Merhem Kavanozunun Kadını) kaplarını ifade eden bir kelimeye kadar gittiği anlaşılır. Hiyerarşideki en üstte bulunan güneş tanrısı Ra'nın kızı olan bu tanrıça evin kadın ve çocuklarının koruyucu tanrıçasıydı, yaptığı merhemlerle onları hastalıklardan koruduğuna inanılırdı.
Kadim zamanlarda yağlar ve merhemlerin ilk kullanım alanının dinsel ritüeller olduğu biliniyor. Merhemler tanrı heykellerinin önünde bulunan beyaz mermer kaplarda muhafaza edilir, rahipler tarafından heykele sürülürdü. Zamanla merhemler dini amaç dışında da kullanılmaya başlanır, bunun en erken örneklerini Eski Mısır’da bulunmuştur, soylu ve varlıklı üst sınıf Mısırlılar bu merhemleri kendileri ve cenazeleri için kullanmaya başlarlar. Zeytinyağı, badem yağı ve susam yağı gibi kokuyu muhafaza etme özelliği olan yağlardan yapılma merhemlerin kullanıldığı, bozulmayı önlemek için tuz ilave edildiği düşünülüyor. Deriye yapılan masajla uygulanan kadim kozmetikler Mısırın güneşli ikliminde cilde elastikiyet ve yumuşaklık sağlıyor olmalı. Kedinin insanın ayaklarına sürünmesi davranışını da akla getiren yukarıdaki bu hikaye, pagan inancına sahip halkların Hristiyan inancı ile karşılaştıklarında tövbe edip Hristiyanlaşması sürecinin söylencesi gibidir.

İsa'yı Bekleyen Kızlar
Matta İncili'nde zeytinyağı ve kadınlar ile bağlantılı olan bölümlerden biri de İsa'yı bekleyen on kızın hikayesidir. İsa gecikir, vakit gece olmuş kızlar uyuya kalmışlardır. İsa'nın geldiği duyulduğunda hepsi uyanır, ama kandillerdeki yağ (aydınlatma kaynağı olarak zeytinyağı kullanımı o dönemlerde çok yaygındır) bitmiştir. Bunun olabileceğini önceden akıl eden beşi yedek yağlarını koyup kandillerini yakar ve İsa'yı karşılamaya çıkarlar. Yağ almaya giden diğerleri ise geç kalmış, İsa'yı karşılayamamış ve düğün şölenine girememişlerdir; "...Hazırlıklı olan kızlar, onunla birlikte düğün şölenine girdiler ve kapı kapandı. Daha sonra gelen öbür kızlar, ‘Efendimiz, efendimiz, aç kapıyı bize!’ dediler. Güvey (evlenmek üzere olan, İsa) ise, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, sizi tanımıyorum’ dedi. Bu nedenle uyanık kalın. Çünkü o günü ve o saati bilemezsiniz...” Matta 25, 1-13. Bu mısralardaki ifadelerin neyin anlatımı olduğu üzerine yapılan farklı yorumlar mevcuttur.
Günah Çıkarma ve Tanrıça İsis
Hristiyan Kiliselerinde olduğu gibi tanrıça İsis tapınaklarında da, günah çıkartma ritüelleri gerçekleştirildiği biliniyor. Hristiyanlıktaki günah çıkarma uygulamasının dayanağını İncil’deki şu ifadeler oluşturmuş gibidir; “Sen başıma zeytinyağı sürmedin ama bu kadın ayaklarıma hoş kokulu bir yağ sürdü, bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır.” (Luka 7:46). Luka İncili yağın kaynağını belirtmez ama Markos ve Yuhanna İncilleri kullanılan yağın ”saf Hint sümbülü” (nard) olduğunu belirtir ki bu, son derece pahalı bir tür kokulu yağdır. Yağ Himalayalar’ın dik yamaçlarında yetişen Nardostachys jatamansi bitkisinden adını alan eterik bir yağdır, uzak doğudan getirilen en pahalı metadır. O dönemde zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılıyor olması olasıdır ama Yuhanna’da saf olduğu yazılıdır. Dönem Roma kayıtlarında ayağa dökülen yağın bedelinin bir işçinin bir yıllık ücretine denk geldiği biliniyor; 300 dinar, olağan dışı bir cömertlik ve jest. Yeni inanç eskinin sembollerini içine alarak kendini adamış kadınların liderliğinde yükselmiş gibi görünüyor.
Su ile arınma ritüeli Hristiyanlık öncesi çok tanrılı pagan inancına sahip halklarda da yaygındır. Batı Anadolu ve Yunanistan karasında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda mabede girmeden önce girişte su ile arınma arındırma amacıyla kullanılan kap/tekne/kase gibi gereçler bulunmuştur. Kutsal alana girmeden önce, su serpmek için yeşil dallı bir bitkinin -olasılıkla zeytin ya da defne- kullanıldığı dönem yazarlarının yazdığı metinlerde mevcuttur. Vaftiz ayininde, İsis tapınaklarındaki rahip şöyle der; “suyla seni günahlarından temizliyorum ve yağla da seni günahlarından arındırıyorum”. İsis ayinleri sırasında vaftizle veya Nil’in kutsal suyunu tapınanın başından aşağı dökmekle, kişinin tüm günahlarının silineceğine ve hatalarından da kurtulacağına inanılmıştır.
Mısır halklarında zeytin ağacını yaratan tanrı olduğuna inanılan Mısırlı ana tanrıça İsis tapınması Hristiyanlığa aktarılmış gibi gözükmekle birlikte, Hristiyanlıktaki vaftiz ritüeli İsis ritüellerinden farklıdır. Hristiyanlıkta vaftiz bir kereye mahsus yapılır, kiliseye her girişte su ile arınma ritüeli yapılmaz, pagan inancını hatırlatan yıkanma/temizlenme ile ilişkili hiçbir aksiyon vaftizde gerçekleşen sembolik anlamda yeniden doğuş ve ruhani aydınlanma ile bir benzer değildir. Hristiyanlığın ilk dönemlerinde vaftiz ritüeli denizde, nehirde, su kaynağında, gölde hatta küçük bir gölette bile yapılabilirdi. Daha sonraları bu ayin kilisenin hemen yanında bulunan vaftizhanelerde uygulanmaya başlar.
Güzel Kokulu Kutsanmış Yağ
Hristiyan inancı için önemli bir dini uygulama olan sakrament ritüellerinin bazılarında içine esans ve balsam (ağaç sakızı) konmuş saf zeytinyağı kullanılır. İngilizcede "chrism" adı verilen bu karışım kıdemli rahipler (piskopos) ya da yetkilendirilmiş rahipler tarafından dualar eşliğinde, yılın belli bir zamanında bir tür törenle yapılıp kaplara konur ve kaplarda saklanır.
Kutsal mesh yağı anlamına gelen "chrism" kelimesinin etimolojik kökeni antik Yunan dilindeki myrrh (myron; güzel kokulu yağ, merhem ya da parfüm) kelimesine kadar gider. Antik Yunancada "khrisma ya da chrisma" meshetme eylemini ifade eder. Kadim kökeni ise Antik Mısır Medeniyetidir. Antimikrobiyal özellikleri olan “Mür (Myrrh) reçinesi” ya da “hoş kokulu ağacın sakızı” ölüleri mumyalama sürecinin kritik bileşenlerinden biriydi. Kelime zamanla Latince "cramum" biçimine evirilmiş, ardından Fransızca konuşan halklar aracılıyla İngiliz halklarına ulaşarak "cream" kelimesine dönüşmüştür. Süryanice “murun” Arapça ise “murr” olan bu kelime Antikçağ Akdeniz Havzasındaki kültürel etkileşim ve yayılımın en güzel göstergelerinden biridir.
Sakrament kelimesi Hristiyan literatüründe rahipler tarafından icra edilen ve Hristiyan olacağına/olduğuna inanılan kişileri kutsallaştıran, bir başka deyişle onu Hristiyan olarak mühürleyen dinsel ritüelik uygulamalardır. Latince kökenlidir, “kutsanmış” ya da “tanrıya adanmış” demektir. Antik Roma’da Hukuki/Askeri anlamda devlete ya da Tanrıya bağlılık yemini etmek anlamı vardı. Hristiyanlığa Latince konuşan Batı Kiliseleri ile geçtiğine inanılıyor. Kutsal merhem Ritüel malzemesi olarak inananların bilincinde kutsal ruhun sembolü olan bir nesnedir.
Katolik bilinci, sakramentleri, Tanrı’nın/İsa Mesih'in insanlık için yaptığı iyiliklerin (eğitme, hizmet etme, şifa verme, açları doyurma, bağışlama, cefa çekme...) simgesel anlatımları ya da yeniden canlandırılması pratiği gibi algılar. Anlam bakımından görünmeyen tanrısal bir iyiliğin görünür hale getirilmesi ya da Tanrı'ya özgü bir işaretin teatral yeniden temsilidir.

Son Yağlama Ayini
Katolik inancına sahip Hristiyan topluluklarında gerçekleştirilen 7 sakramentten biri "son yağlama ayini - ölüm döşeğindeki hastanın mesh edilmesi" ayinidir. Bu uygulamanın kökeni İncil'deki şu ifadeye dayanmaktadır; "İçinizden biri hasta mı, kilisenin ihtiyarlarını çağırtsın; Rab'bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler." Yakup 5:14. Bununla birlikte bu ibadet şeklinin kökeni sadece İncil ile ilgili değil gibidir, olasılıkla antik Roma din pratiğindeki cesedin gömülmeden önce yağlanması ile de bağlantılıdır.
Katolikler bu ritüeli sadece ölmek üzere olan kişi için uygular. Zeytinyağlı merhem/krem, kişinin eline, alnına ya da yüzüne şifa niyetine ya da günahlarının bağışlanması için sürülür böylece huzurlu bir ölüm süreci yaşatılmaya çalışılır. Ayinde rol alan papaz İsa rolünü oynuyor gibidir, şifa niyetine yapıldığında papaz hekim kimliğine bürünmüş gözükmekle birlikte ayinin etki gücünün papazdan değil tanrıdan geldiğine inanılır. Papaz hastanın üzerine elini koyar, hasta için dua eder ve daha sonra kutsanmış yağ ile kişinin özellikle de yüz ve ellerini sonrasında belli bir düzen içerisinde bedenini yağ ile ovar. Ritüel sonrası hasta ölmez ya da iyileşir ama sonradan tekrar kötüleşirse ayin tekrar yapılır. Ortodoks Hristiyanlar bu pratiği sadece ölmekte olan kişiye değil hastalara ve hastalığa yakalanmamak için önlem amacıyla da gerçekleştirirler. Hristiyanlık tarihinde bu ritüelin gücünü inanan kişinin imanından mı, tanrıdan mı yoksa din adamından mı kaynaklandığına dair çokça tartışma mevcuttur.
Murun Sakrementi
Bazı Ortodoks kiliselerinde (Ermeni ve Süryani) ise yeni doğan ya da sonradan Hristiyan inancına giren kişiler için su aracılığı ile gerçekleştirilen vaftiz ritüelinin hemen ardından uygulanan başka bir yağlama ritüeli daha vardır; "Murun Sakrementi".
Ortodoks bilinci için su ile sadece beden vaftiz edilmiştir, ama ruh edilmemiştir. Suyun kullanıldığı ayinden hemen sonra yapılan bu sakrament -bir tür tamamlayıcı vaftiz- ile artık ruh da vaftiz edilmiş ve bedenle ruh birlikteliği sağlanmıştır. Bu düşüncenin kökeni Eski Ahit’de de sıkça vurgulanan kadim bir “meshetme” olgusudur. Yeni doğanın bedeni kutsal mesh yağı ile ovularak işaretlenmiş, Tanrı'nın lütfuna layık görülmüştür;
"Bizi sizinle birlikte Mesih'te pekiştiren ve meshetmiş olan Tanrı'dır. O bizi mühürledi, güvence olarak da yüreklerimize Kutsal Ruh'u yerleştirdi"
2. Korintliler 1, 21-22.
"... Tanrı'nın, Nasıralı İsa'yı nasıl Kutsal Ruh'la ve kudretle meshettiğini biliyorsunuz..." Elçilerin İşleri 10, 37-38.
Dua Yağı
Hristiyan ayinlerinde kıdemli rahipler tarafından törenle kutsanan esanslı zeytinyağı kullanılır. Kutsama amacıyla kullanılan bu zeytinyağına “Dua yağı” veya “Kutsal yağ” adı verilmişti. Ayinle kutsal hale getirilen yağ ritüellerde kullanılmak üzere kilisede muhafaza edilirdi. Ayrıca küçük cam, gümüş, kurşun veya topraktan yapılan “ampullae” denilen şişelerle taşınırdı. Literatürde bu kaplara "kutsal ampulla" adı veriliyor. Bu küçük yağ şişeleri seyahate çıkan papazların kutsal yağı yanlarında taşıyabilmelerine olanak sağlıyor, böylece ulaştıkları yerde yağın kullanılmasının şart olduğu ayini gerçekleştirebiliyorlardı.

Kurşun Hac Ampullası, kutsal yağı taşımak için kullanılıyor, 12 ila 13. yüzyıl (Orta Bi zans dönemi) Kudüs yapımı, Yükseklik: 56.60 mm, Genişlik: 37 mm Derinlik: 15.60 mm. Boynun her iki yanında haç mevcut. Ampullanın mimari tasvir içeren yüzünde Haçlılar tarafından gerçekleştirilen yeniden inşa sonrası Kudüs Kutsal Kabir Kilisesi'nin yeni görünümü betimlenmiş. O dönemde yapılan eklemeler bugün hala görülebilmektedir. İsa'nın çarmıha gerildiği, gömüldüğü ve dirildiği yer olduğuna inanılan üç kemerli kilise kabartmalı süsleme şeklinde işlenmiş. Yapının sağında ve solunda Haçlılar'ın döneminde eklenen iki yapı tasvir edilmiş; çan kulesi ve üzerinde Haçlıların simgesi bulunan büyük bir kubbe. Ortadaki kemerin (Anastasis Rotunda; İsa'nın gömüldüğüne inanılan yerin üzerindeki kubbeli mimari yapı) altında tabutun içinde İsa'nın bedeni olduğuna inanılıyor. Üç kemerin her birinin altına birer lamba asılı. İncil'deki geçmiş hikayeler ile Haçlıların Kudüs'ü fethettikleri dönem bir arada anlatılmaya çalışılmış.

Yağlama geleneği zamanla Avrupa hükümdarlarının taç giyme törenlerinde ve seçilen yeni papanın mesh edilmesi için de uygulanmaya başlanır. İngiltere'de yeni atanmış rahipler için yapılan ritüellerde rahiplerin el ve avuçlarına sürülür. Literatürde kilisenin ve kilise içindeki nesnelerin mesh edildiğine de rastlanır. Kutsal yağın ruhu vaftiz etme ve ölüme hazırlanma ritüelleri dışındaki bu tür kullanım alanları olasılıkla Eski Ahit'teki ayetlerde betimlenen dinsel pratiklerin devamıdır. Eski Ahit'te bahsi geçen zeytinyağı yada "kutsal yağ" ile tapınaklardaki eşyalar dahil birçok nesnenin ovularak kutsanması kültürü yok olmamış Hristiyan kilise kültürüne de aktarılmış görünüyor, çağımızda uygulanan bir kültür olarak varlığını devam ettiriyor.

Kaynakça:
1. Hıristiyanlığa Aktarılmış Ritüeller Olarak İsis Kültündeki Vaftiz ve Günah Çıkarma Ayinleri, Kürşat Haldun Akalın, Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 42, Erzurum 2014.
2. Göğün Kraliçesi İsis’in Geri Dönüşü: Hristiyanlıkta Meryem Ana Tapınması, Kürşat Haldun Akalın, İLTED, Erzurum 2016/1, Sayı: 45, ss. 81-107.
3. Ortadoğu Mitolojisi, Mezopotamya, Mısır, Filistin, Hitit, Musevi, Hristiyan Mitosları, Samuel Henry Hooke, İnglizce aslıdan çeviren: Alaeddin Şenel, İmge Kitabevi, 1991.
4. Bazı Tıbbi Bitkiler ve Onlara Ait Mitoslar; Derleme, Nilay Tarhan, Miray Arslan, Sevgi Şar, Lokman Hekim Dergisi, 016;6(1):1-9.
5. Turgutreis Akyarlar’da Ünik Bir Taş Ev –Balık, Güvercin, ve Hayat Ağacı- İkonografisi, Makale, Amisos, Cilt/Volume 3, Sayı/Issue 4 (Haziran/June 2018), ss./pp. 90-109.
6. Hristiyan Teslisinin Pagan Kökleri, Mehmet Zafer İnanlar, İlahiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 13, Haziran 2020, Makale: 131-152.
7. Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, Cilt II, Gotama Budha'dan Hristiyanlığın Doğuşuna; Mircae Eliade, 1976, Çevirmen: Ali Berktay, Kabalcı Yayınevi, 2000.
8. Geç Antik Çağ ve Erken Hristiyanlık Dünyasında Dinsel Su İnanışları; Selda Uygun Yazıcı, Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 8 Sayı: 16, Temmuz 2018, s. 21-31.
11. Palmiye'nin Sembolik Anlamı ve Antik Dönem Sanatına Yansıması, Banu Yılmaz, Pamukkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Kınıklı Kampüsü, Denizli.
12. The flight of the shrike. The ornithological representation in the Baptism of Christ (1470-1475 c.) by Andrea del Verrocchio and Leonardo da Vinci, Marco Masseti, Dipartimento di Biologia dell’Università di Firenze, Via del Proconsolo 12, 50122 Firenze, Italia.
14. Hristiyan SanatındaTövbekarlığın Simgesi: Mecdellil Meryem, Arş. Gör. Şule Gedikli, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 98, Kasım 2019, s. 198-216.
24. Protesatanlıkta Sakramentler, Doç Dr. Muhammet Tarakçı, Emin Yayınları, Bursa 2012.
31. https://www.bbc.com/culture/article/20180801-tyrian-purple-the-regal-colour-taken-from-mollusc-mucus.
34. https://www.thetorah.com/article/colors-of-holiness-clothing-the-high-priest-to-match-the-tabernacle.

Yorumlar