Sabun Kültürü Geçmişi III - Orta Çağdan Sanayi Devrimine
- Uğur Saraçoğlu

- 12 Şub
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 23 Şub

Giriş
Simya o devrin teorik temelleri şüpheli, ölçümlerin söz konusu olmadığı, deneme yanılmaya dayanan bir uğraşısıdır. Sistematik bilgi birikimi sağlamadığı için bilim olarak kabul edilemez. Ancak, geçmişin simyacıları kimyaya geçişin öncüleri ve bugün bile kullanılan birçok laboratuvar araç gereçlerinin tasarlayanlarıydı.
MS 8. yüzyılda, "simyacıların babası" olarak kabul edilen Arap simyacı Cabir İbni Hayyam'ın yazılarında, sabunun etkili bir temizleyici olarak kullanıldığı kayıt altına alındı.
Gene MS 8. yüzyılda, Fas'lı kimyacı Al-Razi, bitkisel kökenli alkali ve kireç ile bunların etkileşimleri ile oluşan alkali çözeltileri kimyasal maddeler ve işlemler repertuarı olarak derleyip öğretilebilir hâle getiren isimlerdendir; “NaOH”yi bugünkü formülle tanımlamaz ama kostikleşme mantığının kullanıldığı pratiği uygulamalı bir laboratuvar el kitabında toplayıp standartlaştırmaya yaklaşan erken dönem otoritelerden biri olur.
İslam düşüncesinin yükselişe geçtiği o dönemde, Müslüman simyacılar bizim bugün anladığımız anlamda sert sabuna en çok benzeyen, yapımında zeytinyağı ve diğer bitkisel kökenli yağların kullanıldığı ürünü üretmişlerdi.
Sabun Üretiminin Yaygınlaşması
Orta Doğu kentlerinden Palastin (Nablus), Kufa ve Basra da MS 7. yüzyıldan itibaren sabun üretilmeye başlanmıştı. Bazıları katı bazıları sıvı olan sabunların üretimde kullandıkları tarifler neredeyse günümüze kadar değişmeden kullanılmaya devam etti. Arap sabuncular sabunlarına parfüm ve renklendirici koyarak üretim kültürünü zenginleştirmişlerdi.
Artık bizim bugün anladığımız anlamda "doğal" ya da "geleneksel" olarak nitelenen sert sabunun yapıldığı dönemlere ulaşılmıştır. Geleneksel sabun formülü ve yapım teknikleri standartlaşacaktır. Killi su, başta zeytinyağı olmak üzere bitkisel veya hayvansal yağ ile kaya tuzu kullanılmaktadır. Sentetik herhangi bir bileşik ya da boyar madde kullanılmaz. Sabuna esans vermek için Akdeniz coğrafyasında yaygın bir tür olan defne ağacından sıkça yararlanılır.
1300 lü yılların sonunda sonunda Yemen hükümdarı al-Muzaffar Yusuf ibn ‘Umar ibn ‘Ali ibn Rasul’ün derlettiği Arapça bir eserde, kül (alkali) + sönmemiş kireç ile kostik çözelti elde etmeye dönük bir sabun tarifi yer alır.
Yakın Doğu Coğrafyasının Zeytinyağlı Sabunları
Yakın Doğu coğrafyasında yapılan arkeolojik kazılarda MS 9. yüzyıla tarihlenen sabunhane kalıntıları bulunmuştur. İçeriğinde potas (potasyum zengini tuzlar) ve su bulunduran, deniz fasulyesi bitkisini yakarak elde edilen kül ile zeytinyağı karışımından oluşan sabunların üretildiği anlaşılmıştır. İslami kaynaklardan gerçek anlamda sabun üretiminin o dönemlerde artmaya başladığı anlaşılıyor.
Yakın Doğu coğrafyasında üretilen sabunların Avrupa coğrafyasında üretilen sabunlardan en önemli farkı yapımda kullanılan yağın bitkisel kaynaklı zeytinyağı olmasıdır, Müslümanlar kendilerine yasak olan domuz yağı kullanamazlar. Zeytinyağlı sabunlar daha iyi kokar ve daha kalitelidir.
Sabunhane Sahibi Aile
Bilinen en eski sabun atölyesi İsrail'in Necef Çölü Rahat bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik bir kazıda ortaya çıkarıldı. Abbasi dönemi İslam egemenliğinde yaşamış varlıklı bir aileye ait olduğu düşünülen büyük sütunlu bir evin içinde 1200 yıllık bir geçmişe sahip sabun atölyesi keşfedildi.
Katı sabun yapımı ince ve tecrübe isteyen bir zanaattır, varlıklı bir ailenin evinde bulunmuş olması şaşırtıcı değildir. İyi temizleyen, domuz ya da keçi gibi kokmayan ve cildi yakmayan bir sabun ürettikleri varsayılıyor. Olasılıkla sadece ailenin bildiği özgün bir tarifi ve haftalar alabilen üretim süreci vardı, üretilen sabunun ekonomik değeri yüksekti, aile içinde saklanan yapım tarifinin ve zanaatın ayrıntılarının nesiller boyu aktarıldığı varsayılıyor.
Arkeolog Dr. Kogen Zehavi, tesis civarındaki zeytinyağı üretim çukurlarının varlığından hareketle üretilen sabununda zeytinyağı kullanılmış olduğu kanaatinde. Ayrıca, üreticiler bölgede yetişen, potasyum içeriği zengin, doğal potas kaynağı olan "Salsola" (Latince tuzlu demektir, ülkemizde Soda Otu ya da Koca Soda olarak adlandırılır) bitkisi kullanmış da olabilirler.
Osmanlı İmparatorluğu Coğrafyası
Zeytin ağacı, Akdeniz havzası ikliminde doğal olarak var olan bir ağaç olarak, meyvesinin içerdiği zengin yağ nedeniyle, sabun üretimi için doğal bir kaynaktır. Bu coğrafyada zeytinyağlı, defneli ve menengiçli (çitlenbik) sabunlar çok yaygındır. Bu üç bitki Akdeniz coğrafyasının özgün bitkileridir. Zeytin tarımı yayılıp çoğaldıkça, üretiminin gerçekleştirildiği sabunhaneler çoğalmış, zamanla sabun, ticareti yapılan ekonomik bir nesne haline gelmiştir.
Tarihsel süreçte, Avrupa coğrafyasından çok daha önce, zeytin üretiminin yaygın olduğu birçok yerleşimde küçük ya da büyük ölçekli sabunhane yapıları ortaya çıkmıştır. Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde; zeytin üretiminin yapıldığı il ya da ilçelerin merkezlerinde, ticaretin yoğun olduğu alanlarda, kent kimliğinin bir göstergesi olan birçok sabunhane ortaya çıkacaktır. Sabun üretimi zanaatkarlık olarak bir meslek haline gelmişti, sabuncuların Osmanlı dönemi öncesinde Selçuklu döneminde "Ahisi", Osmanlı İmparatorluğunda ise "Meslek Loncası" vardır. Modern zamanların meslek odaları olan bu kurumlar artık yoklar, Cumhuriyet dönemi sabun üreticilerinin hala bir odası yok.
Mide Kente Sabun Tedariki
İstanbul'a yakın coğrafyada üretilen zeytinyağları Prof. Dr. Robert Mantran’ın deyimiyle, bir "Mide Kent" olan İstanbul’un yedirip içilmesi ihtiyacına tahsis edilmişti. Şehrin gereksiniminin karşılanmasına yönelik bir önlem olsa gerek zeytinyağının dış ülkelere satılması yasaktı ama, Marsilya'da gelişen sabun sanayinin ihtiyacı olan zeytinyağını karşılamak için zaman zaman Ağriboz'da bulunan Fransız tüccarlara ihraç izni verildiği biliniyor.
Sabun Üretiminde Patlama
Zeytin ağacının bolca yetiştirildiği Anadolu kıyılarında, sabun üretimi yaygınlaşır. Osmanlı egemenliğine giren Kuzey Afrika, Doğu Akdeniz, Batı Anadolu ve Ege adalarındaki zengin zeytincilik kültürü mirasını Osmanlı İmparatorluğu devralmış ve sürdürmüştür. Doğu Roma İmparatorluğu'ndan gelen bir iş kolu olarak, imparatorluğun çeşitli yerlerinde irili ufaklı sabunhanelerde üretim yapılmaktadır. Zamanla, üretimin yapıldığı yere ve kalitesine göre çok çeşitli sabunlar ortaya çıkar; Trablus sabunu, Girit sabunu, Irakî sabun, Kandiye sabunu, kara sabun, paşa sabunu, misk sabunu, hünkâr sabunu... Bu anlamda Edremit’ten Nizip’e kadar tüm Ege ve Akdeniz sahil kuşağında, Midilli ve Girit başta olmak üzere Ege adalarında, Orta Doğu coğrafyasında ise Nablus şehri başta olmak üzere sabunhaneler ortaya çıkar.
Özel Üretimler ve Sabun İhracatı
Batı Anadolu ve Adalarda üretilen sabunlar, İstanbul’un yıllık sabun ihtiyacını karşılamada önemli bir paya sahipken, Halep, Nablus ve Şam çevresinde imal edilen sabunlar ise yerel ihtiyacı karşılamasının yanında daha çok Avrupa’ya ihraç edilmiştir. Edirne işi, özellikle Rum sabuncuların imalatını yaptığı misk ve meyve sabunlarının ayrı bir yeri vardır. Misk sabunları, saraya sunulan hediyeler arasında yer alır. Hamamdaki göbek taşında hemen erimeyen, bol köpüklü ve eridiğinde mermer yüzeylerde leke, iz bırakmayan sabunlar tercih edilir. Evliyâ Çelebi'nin "Seyahatnâme"sinde, yazdığı hikaye ve gözlemlerin gerçekliği tartışmalı da olsa, Osmanlı coğrafyasındaki sabun ve sabunhaneler ile ilgili ayrıntılar mevcuttur.
Avrupa Coğrafyası
Hristiyanlık Etkisi
Orta Çağ Avrupa halklarında sabunumsu eriyiklerin tüketiminin azaldığı üzerinde genel bir görüş birliği mevcuttur fakat bu görüş tartışmalıdır. Çok tanrılı inancın yaygın olduğu Roma İmparatorluğu döneminde, pagan inancına sahip halkların bilincinde, tapınma öncesi ve günlük yaşamda hayata geçirdikleri ayrıntıları bilinmese de yaygın bir temizlik ve yıkanma kültürleri zaten vardı. Hristiyan rahiplerin bütün çabalarına rağmen, putperest ya da pagan bilincinin temizlik mirası halk arasında etkisini sürdürmüş olmalı. Papalar yıkanma ve temizlenme ile ilgili ritüelik pagan davranışlarından onları uzaklaştırmak böylece temizlik bilincine sahip çoktanrılı halkların eski inançlarını unutmasını sağlamayı amaçlamış olmalı.
Tek ve mutlak bir tanrı olduğu inancını yaygınlaştırma politikasına sahip Papalık kurumu bu alışkanlığı tam unutturamamış olsa gerek; Endülüs kültürünün yükselmesi ile Akdeniz kıyı şehirleri olan Venedik, Cenova ve Marsilya'da sabun üretimi -artık bir zanaat anlamında- yaygınlaşmaya başlamıştır.
Sabun Üretiminin Bir Zanaat Dalına Dönüşmesi
MS 10. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’te sabun imalatı sektörü lonca (meslek örgütü) kuracak kadar çoğalır. "The Book of the Eparch/Prefect - Valinin Kitabı" isimli doküman (Bizans ticari el kitabı), üretimde kullanılan tarifleri içermez ama şehirdeki sabun üretim sektöründeki yasa ve yönetmelikler hakkında birçok ayrıntı içerir. İmparatorluk dahilinde, üreticileri korumak adına sabun ithalatı yasaklanmıştır, saray için üretilen sarı sabunlara ise halkın ulaşım olanağı yoktur.
Sabun imalathaneleri MS 14. yüzyılda Venedik'te, MS 15. yüzyılda Kastilya bölgesinde yaygınlaşırlar. Bu sabunhanelerde üretilen sabun, muhtemelen o coğrafyada üretilen ilk beyaz sert sabundu,"Kastil Sabunu" olarak popülerleşmişti. Bu şehirlerde yapılan sabunların en önemli hammaddesi zeytinyağıdır.
Daha Çok Zeytinyağı Daha Çok Sabun
Tarihin bu dönemlerinde, daha önceki yüzyıllarda Roma İmparatorluğu'nun izlediği politikalar sayesinde, zeytin tarımı ve zeytinyağı üretimi tüm Akdeniz havzasında yaygınlaşmış, zeytinyağı üretim teknolojilerindeki yenilikler zeytinyağı üretimini arttırmıştı. Böylece, sabun yapımında kullanılan bir hammadde olarak zeytinyağı tedariki kolaylaşmış, sabun üretim hızı yükselişe geçmiştir.
Bugün anladığımız anlamda, daha önce yapılanlardan daha detaylı bir sabun yapım tarifi, MS 12. yüzyılda "Mappae Clavicula" isimli kitapta dokümante edilecektir. Kitap el sanatları malzemeleri ve malzemelerden yapılan üretim tariflerini içeren Latince ortaçağ metnidir. Burada zanaatkarların sabunu kumaş yıkama işleminde ve lehim yapım malzemesi olarak nasıl kullandıkları anlatılır. Lehim sabun, bakır ve ‘Calcothar’ denen bir boya maddesinin karışımından elde edilir. Anlaşıldığı kadarı ile, bu tarifle üretilen sabunu bulmak o kadar kolay da değildir, yapımında zeytinyağı kullanılır.
O dönemlerde Akdeniz kıyılarında en çok zeytin tarımı yapılan coğrafyalardan birisidir İspanya, kitaptaki tariflerden biri "Fransız/Marsilya Sabunu" na benzer, kırmızı rengi vermek için kırmızı renkli meyveler kullanılır.
Renkli Sabun Yapımının Geçmişi
Sabunumsu eriyiklere kırmızı renk verme davranışı daha önceki dönemlerden gelen bir Galya kültürüdür. Romalı doğa bilimci Plinius'a (MS 24-79) göre, bu alışkanlık, Galyalı erkeklerin saçlarına “kırmızıya yakın bir renk tonu” verme isteklerinden gelmedir. Plinius, günümüz Fransız topraklarında yaşam sürmüş Galyalı erkeklerin, kırmızı kül ve sığır yağından yaptıkları bir tür sabunumsu eriğiyi saçlarına uyguladıklarını aktarır. Kırmızı saça sahip olmanın Orta Çağ dindar Avrupalı bilincinde "cinsel arzu ve ahlaksızlığın sembolü" olması belki de Romalıların Galyalıları barbar olarak görmelerinden kalma bir düşünceydi.
Sabunun Bir İhraç Malına Dönüşmesi
Venedik'li sabuncular, 12. yüzyılın sonlarında, Suriye ve Mısır’dan ithal ettikleri “Uşnan; Çöğen, Çöven Otu) ile ürettikleri sabunlar ile popüler olurlar ve Marsilya kökenli sabuncularla rekabet etmeye başlarlar. Zeytinyağı sayesinde ürettikleri kaliteli, beyaz ve hoş kokulu sabunlar Güney Almanya’ya, Batı Akdeniz limanlarına, Müslüman Levant’a, Anadolu olmak üzere pek çok yere ihraç edilen bir üründür.
Venedikli sabun üreticilerinin Akdeniz pazarındaki liderlikleri yaklaşık 600 yıl sürmüş, daha sonra Marsilya'daki üretimin artması ile durum tersine dönmüştür. Orta Çağ sonuna doğru sabun üreticiliği en fazla Almanya'da gelişir. 13. yüzyılda sonlarında, Şarlman İmparatorluğu döneminde, ev yapımı sabun üretimi yaygınlaşır ve sabun imalatı popüler bir iş koluna dönüşür.
İngiltere'de Sabun Kullanımı
İlk İngiliz sabun üretimi muhtemelen 12. yüzyıl sonlarında Bristol'de başlar. İngiliz sabuncular, dünyanın neredeyse her yerindeki sömürgelerinden Londra'ya ulaşan bitkisel kökenli değişik yağlar ile sabun üretimlerini geliştirirler. 12. ve 14. yüzyıllarda bir grup sabun üreticisinin Londra'da Cheapside (pazar yeri) caddesinin güneyinde yoğunlaştığı biliniyor. 16. yüzyılda beyaz benekli ve sert olan gri sabuna “Bristol Gri Sabunu” adı verilir, 1523’e kadar büyük miktarda Londra’ya gönderilmiş ve başkentin ihtiyacını sağlamıştır.
İngilizlerin kendilerine ait olan, tren yağından ürettikleri kaba, kalitesiz, siyah ve yumuşak “Bristol Sabunu”, çamaşırları yıkamada uygun olmadığı için, İngilizler 17. yüzyılda Kastilya’dan “Castile/Kastil Sabunu” ithal ederler.
1622 de İngiltere’de sabun vergisi getirilir, üreticilerin "en az 1 ton sabun üretmesi" şartını getiren bir yasa çıkarılır, ama bu kriteri karşılamak için devasa kazanlar gerekmektedir, bu kazanlara sahip olmayan küçük üreticiler sabun üretemez hale gelir, ardından sabun üretimi tekelleşir.
Kaynaklar:
1. Türk Kültür Coğrafyasından Özel Bir Örnek: Türk Sabunları, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Ekim 2019, Dr. Güven Şahin, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Coğrafya Anabilim Dalı.
3. Natural Laurel Soap; Tahsin Özer, Fatma Zehra, Ali İhsan Öztürk,
ALKU Journal of Science, ALKÜ Fen Bilimleri Dergisi 2021, Sayı 3(2): 29-37 e-ISSN: 2667-7814.
5. Türkiye'de Sabunhaneler; Müge Çiftyürek, Doktora Tezi, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Sanat Tarihi Doktora Programı, Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021.
10. İstanbul’a Zeytinyağı Gönderilmesi, Prof. Dr. Zeki Arıkan, Ege Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi, Zeytinin Akdeniz'deki Yolculuğu, Konferans Bildirileri, 2016.

Yorumlar